risaleinur

Risale-i Nur Hizmetinde Değerler

MECİT ASAF ÇALIK Stratejik yönetim yaklaşımında değerlerin belirlenmesi, organizasyondaki insanlara yol gösterici olması bakımından önemlidir. Değerler, insanların herhangi bir faaliyeti yapacakları zaman onlara rehber niteliğinde olması gereklidir, ki bazı yazılı ve yazısız kurallar bütünü olarak ifade edilebilir.

Uhud Gazvesi’nden Günümüze Dersler

ARİF EMRE GÜNDÜZ “Hâlbuki (Uhud’da) iki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelenler, böylece Allah’ın izniyle olup, mü’minleri ortaya çıkarması içindi. Bir de münâfıklık edenleri ortaya çıkarması içindi.” (Âl-i İmran Suresi, 166-167)

Risale-i Nur Talebelerinin Yetkinlikleri

MECİT ASAF ÇALIK Organizasyonu diğerlerinden ayıran en temel özellik, zamanla kurumsallaştırabileceği çalışanlarının yetkinliğidir. Stratejilerini hayata geçirebilmenin en önemli ayağını, uygulayıcıların yetkinliği oluşturmaktadır.

Üstâd Bediüzzaman’ın Risaleleri Sadeleştirmeye İzni Var mı?

CEMAL ER?EN Bediüzzaman Hazretleri’nin Kastamonu Lahikasındaki bir mek-tubunda yer alan; “Yirmi sene evvelki Türkçe ile şimdiki Türkçe’nin farklı olduğundan, yeni Türkçe için bazı kelimât-ı Arabiyede tasarruf edildi. Siz de öyle yapabilirsiniz. Risâle-i Nûr yirmi sene evvelki Türkçe ile konuşur. O zamanı görme­yen gençlere teshîlât olmak için bazı ta’birâtı değiştirirseniz, iyi olur.”

Küresel Gelişmelere Karşı İlahi Bir Tebliğ: Risale-i Nur’dan Ramazan Risalesi

SAKARYA ÜNİVERSİTESİ: YRD. DOÇ. DR. NURULLAH ALTUN İslami “?eairlerinin en büyük­lerinden biri olarak gösterilen Ramazan-ı ?erif’teki orucun hik­metlerinin anlatıldığı Ramazan Risalesine, “Hak ve batılın ayrıl­masını sağlayan bir Furkan ve­rildiğini” açıklayan ayet (Bakara Suresi: 185) ile başlanılması, hak ve batıl kavramlarına dikkat çe­kilmesi, sanırım günümüz insanı (gerek Müslüman gerek Müslü...[Devamını Oku]

Hüsrev Efendi’nin Duygu Dolu Mektupları

Hazret-i Üstad, Emirdağ’dan gönderdiği başka bir mektubunda, “Evet Hüsrev, Feyzi, Hâfız Ali, Nazif gibi çok kardeşlerimizin ge­çen tarz-ı hayatları bu Hizmet-i Nûriye’ye göre bir vaziyet verildiği­ni onlar hissettikleri gibi; ben de çok has kardeşlerimde, hatta burada aynen tarz-ı hayatım gibi böyle bir nuranî meyveyi vermek için tan­zim edilmiş görüyorum.” diyerek Hüsrev Efendi gibi bazı talebele...[Devamını Oku]

Gizli Komitelerin Dehşetli Planı

Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından iki ay sonra, 27 Mayıs 1960’da askerî bir darbe oldu. Memleket­te başlatılan umumî bir baskı ve sindirme havasının neticesinde bir kısım Nur Talebe­leri de tutuklanarak hapishanelere alındı. Bu dönemde Hüsrev Efendi de, önce üç ay Isparta’da hapsedile­rek tutuklu yargılan­mış, ardından 1962’de beraat edinceye kadar mahkemelerle baskı altında tutulmuştur.

Hayrât Vakfı

Hüsrev Efen­di dokuz defa yazarak kemale er­dirdiği “Tevâfuklu Kur’ân’ı” neşretmek için ileri gelen otuz kadar talebesiyle Isparta’da bir isti­şare yaptılar. Resmi işlemlerin tamamlan­masıyla birlikte 16 Nisan 1974 tarihinde Hayrât Vakfı resmen kurulmuş oldu.

Hulusi Beyi Geçen Talebe

Hulusi Bey, 1929 yılın­da Üstad Bediüzzaman’ı Barla’da ziyaret ettikten üç gün sonra Risale-i Nur Hizmeti’nin istik­bali ile alakadar bir rüya görmüş ve üç sene sonra yazdığı bir mek­tubla bu rüyayı Üstad’ına bildir­mişti. Hulusi Bey bu rüyasının bir kısmını daha son­raları kendisiyle görüşenlere şöy­le anlatmıştır:

Hüsrev Efendi’nin Sohbetleri

Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonraki 1960’lı yıllarda, Hüsrev Efendi öğlene kadar Kur’ân yazmakla vakit geçi­riyor, öğleden sonra kapılarını ziyaretçi­lere açıyordu. “Bu kapıya gelip imanî bir mes’eleyi öğrenmek isteyenlere ben kapımı açmazsam mesul olurum.” diyerek insanla­rın imanlarına hizmet etmek için duyduğu mesuliyet duygusunu ortaya koyuyordu.

Hüsrev Efendi insanlara karşı ziyadesiyle şefkat ve merha­met sahibiydi. Bir kardeşimiz üzün­tülü bir vakasını anlattığı zaman o da üzülürdü. Üzüntüsü açıkça görünürdü. Muhtelif vilayetlerden her gün misafirler gelirdi. Onlarla şefkatle ilgilenir, meselelerini hal­leder, büyük bir huzur içinde dön­melerini sağlardı.

Kalem-i Hüsrevi

Bediüzzaman Hazretleri’nin Isparta’ya gelişinin beşinci sene­si olan 1932 yılında, Kur’ân’ın daha önce keşfedilmemiş yeni bir harikası kendisine göste­rildi. Meşhur hattat Kayışzâde Hâfız Osman hattıyla yazılan kendi Kur’ân’ını okurken, Allah ve Rab lafızlarının alt alta güzel diziler halinde birbirine tevâfuk ettiklerini, yani muntazaman denk geldiklerini gördü.

Şifrenizi mi unuttunuz?