Bu Zamanda Osmanlıca Yazılır mı?

180.sayı İbadet Kültür ve Medeniyet Risale-i Nur SAYILAR

Okuyabilmek ciddi bir seviyedir elbette. Fakat okurluk yazarlıkla birlikte ilerler. Okur yazar deriz. Aynı durum Osmanlı Türkçesi için de böyledir. Okuyan yaza da bilir. İmlası olmayan bir şey okunamaz. Okuyan okuduğu imlayı yazıya taşıması mümkündür.

Sene 2017. Murat Bardakçı’nın Mart 27’de yazdığı Abdülhamid dizisi hakkındaki yazıda ge­çen “Yazmaya kalkmanız sa­dece vakit israfıdır ve hata­sız imlâ da bu devirde artık mümkün değildir!” cümlesine takılmış ve canım çok sıkılmıştı. Şöyle diyordu Bardakçı:
Ne Diyordu Bardakçı


“Dolayısı ile sadece kitap yazısını okuyacak seviyeye gelin, kâfi… Merakınız devam ettiği takdirde elyazısı ile diğer hat çeşitlerini daha sonra da öğrenebilirsiniz ama yazmaya kalkmanız sadece vakit israfıdır ve hatasız imlâ da bu devirde artık mümkün değildir!
Bu imkânsızlığa rağmen ısrar­la yazmaya heves ederseniz ne mi olur? Son haftaların en revaçtaki dizisi “Payitaht Ab­dül­ha­mid”de olduğu gibi sıra sıra çam devirirsiniz…”1
Köşe yazıp takipçisi olan, bununla birlikte bu konuda fikir ve söz sahibi olduğu düşünülen bir kalemin bu tarzda yanıltıcı bilgiler vermesi doğru bir yaklaşım değildir. Her şeyin kendine ve zamana göre bir kısım problemleri, halledilmesi gereken tarafları elbette olabilir. Fakat toptancı kafayla “Olmaz!” deyip kestirip atmak entelektüelliğe yakışan bir durum olamaz.
Yüz yıllardır teraküm etmiş varidatın yazı dilini bir kalemde silip atmak ve zaman kaydıyla yok saymak ya cahillikten ya da peşin hükümlülükten kaynaklanabilir ancak. Hele günümüzde onlarca Osmanlı Türkçesi ile yapılan çalışmalar varken…
Abdülhamid Dizisinden Yazıya
Gelelim dizi konusuna. Dizi hakkında yapılan eleştiri yanlış değildi. Özellikle yazılan belgeler ve imlası. Bundan dolayı filmin yapımcısı Yusuf Esenkal’a ulaştım ve aramızda şu diyalog geçti.
Yusuf Bey, Murat Bardakçı’nın yazısını okumuş olmalısınız. Ben bana bakan tarafıyla bir değerlendirme yapmak ve yaptığınız bu güzel işte imlanın da bir yere oturmasında size yardımcı olmak istiyorum. Çok bariz hataların olması gerçekten kabul edilemez. Bunun çaresi yok mu, elbette var. Ben gönüllü olarak ve hatt-ı Kur’an’ın hukuku adına bu yazıları yazmak talebindeyim.
Yusuf Bey de Bardakçı’nın yaptığı eleştirilere değindikten sonra, belgeleri çok da göstermeme kanaatinde olduğunu, kameranın belgeler üzerinden hızlıca akacağı gibi cümleler kurdu. Ben de kendisine, şu an MEB ve Hayrat Vakfı iş birliğiyle yüz binlerce kişinin Osmanlı Türkçesi öğrendiğini ve dizilerdeki bu metinler geldiğinde videoyu/akışı durdurup belgeyi okumaya çalıştıklarını yani bunun aslında örtülü/ayak üstü eğitim olduğundan bahsettim. Ve düşündükleri şeyi yapmanın belki Bardakçı’nın yazısına eğilmek ama diğer tarafta yüz binlerin heyecanlı bekleyişine zarar vereceğini, gönül kırıklığı olacağını anlattım.
Makul karşıladı ve beni bir başka arkadaşa yönlendirdi. O da bir başkasına derken nihayet sanat işlerine bakan Ebru hanımda karar kılındı. Bundan sonra o sezon için bütün metinleri kaleme almış oldum. Hatta sete gidip oradaki bazı hatalı metin ve levhaları da düzeltmiş olduk.
Bardakçı ilgili yazısında şu cüm­lelerle devam ediyordu:
“Payitaht Abdülhamid”in danışmanları ne iş yaparlar, eski imlâ ile alâkası olmayan bu ayıp­ların sorumlusu kimdir, düz­­­gün imlâ ile yazabilecek uz­man­­lardan istifade edilememesinin sebebi bütçenin yetmemesi midir, baştan aşağı yanlış ya­zıl­mış belgeleri ekranda milletin gözüne sokarcasına göster­mek şart mıdır ve bunları en azından flu şekilde göstermek neden akıl edilmez, bilmiyorum…”
İmlaya İşi O Olanlar Baksın!
Senesini hatırlayamıyorum fakat Hayati Develi hocayla birlikte Küçükçekmece Cennet Kültür Merkezinde bir programa katılmıştık. Osmanlı Türkçesini konuşuyoruz. Ben soruyorum, o da cevap veriyordu. Bir ara mevzu günümüzde Osmanlı Türkçesi, Kur’an harfleri ile yazma meselesine gelince kendisine, “Hocam, günümüzde Osmanlı Türkçesi ile kitaplar, dergiler ve farklı alanlarda çalışmalar çıkıyor. Siz bu imla konusunda ne düşünürsünüz, fikriniz nedir?” diye sorduğumda, bir parça haklı da olarak “Onu yapanlar düşünsün” demişti.
Böyle bir cümleyi evet profesör de kurabilir. Alanı değildir, konuya çalışmışlığı yoktur, bunlar mümkün. Fakat Bardakçı’nın bunu zaman israfı görmesi, bu devirde ‘hatasız imla’ mümkün değil diye bakması hakikaten kabul edilebilir şey değil.
Neden mi?
1928’de harf ve devamında lisan değişikliğinden sonra Osmanlı Türkçesi sadece değişimin olduğu tarihe kadar biriken varidatın okunmasına münhasır kılındı. Osmanlıca öğrenen birisi, sadece okumaya odaklı oldu; çünkü kendisinden beklenen buydu. Nadirattan bazı hocalar yazma işini devam ettirmişler, kalan herkes -alanı ise- okumak cihetinde kalmıştı.
Risale-i Nur Osmanlıcayı Muhafaza Etti
Ne var ki Risale-i Nur ve talebeleri Üstatlarının önlerine koyduğu çalışmayla bunun dışında kalmışlardır. Harf ve lisan değişikliğine rağmen, Kur’an’a olan hizmet ve hürmetlerinden dolayı, hatt-ı Kur’an ile yazılan eserleri üstatlarının da emriyle Osmanlıcasından okumaya ve yazmaya devam etmişlerdir.
Her ne kadar sürece darbe vurulmuş, bıçak gibi kesilmeye çalışılmışsa da adeta kesilmiş bir uzvun şartlarına haiz bir yapı içerisinde muhafaza edilip tekrar bünyeye kazandırılması gibi, Risale-i Nur Talebeleri de hatt-ı Kur’an’ı muhafaza etmişler, canlılığını kaybettirmeden günümüze taşımışlardır. Yani Bardakçı’nın mümkün değil demesine kapı açan alt yapının öyle olmadığının en büyük delili olmuşlardır.
O günün ve bugün de devam eden taze ve kudretli eserleri yani Nur Risalelerinin kelime ve lisanıyla hatta yazısıyla yetişen bir topluluktan bahsediyoruz. Sonradan kazanılan değil, o dönemde, hadisatın merkezinde olan insanlar ve onların etrafında genişleyerek büyüyen bir cemaatin müntesiplerinden yani…
Kaleme alan şahıs Bediüzzaman Hazretleri. Dönemin parmakla gösterilen allamelerinden. Şartlar gereği eserleri elle çoğaltan ve diğer zamanlara taşınmasına vesile olan insanlar alim, hattat, veli, mübarek zatlar… Ne okuma ne yazma ne de imla konusunda ne bir taviz verilmiş ne de bir ara. Endişe duyulan ara hiç açılmamış. Hiç kopukluk olmamış.
Hayrat Vakfı İmla Meselesini Çözdü
İşte bu çalışmaları devam ettiren ve bugün Hayrat Vakfı çatısı altında hizmet eden bu insanlar, bugün o kopmayan arka planın varlığıyla hem okumaya hem de yazmaya yönelik çalışmalar yapmaya devam etmektedirler.
Milyonlarla ifade edilen kitleye Osmanlı Türkçesinin kolaylığından bahisle yol arkadaşlığı yapmış, pek çok kimsenin endişelerine, korkularına, uzak gör­­mesine yardımcı olarak uzak görüneni yakın etmiş, endi­şeleri gidermişlerdir.
15 Dakikada Osmanlıca Öğrenebilirsiniz!
Kahramanmaraş’taki kitap fuarında yaşanan şöyle bir hadiseyi aktarmış olayım. Osmanlıca Eğitim Kültür Dergisi olarak kullandığımız bir motto vardı: “15 Dakikada Osmanlıca Öğrenebilirsiniz!” Kışkırtıcı ve hadi canım dedirtici bir ifade görebilirsiniz, doğrudur, çoğu kimse de öyle gördü ama ilk bakışta.
Neyse fuarda elli beş yaşlarında bir hanımefendi standa gelir ve 15 Dakikada Osmanlıca Öğrenebilirsiniz yazısını görünce kızgın bir şekilde “İndirin o yazıyı oradan” der ve ekler, “O kadar kolay olsaydı, değiştirilir miydi?”
Arkadaşlar, “Hanımefendi, acaba bize ayırabileceğiniz 15 dakikanız var mı?” diye nezaketle karşılık verirler. Hanımefendi “Hayır!” der. “Peki, 10 dakikanız var mı?” diye tekrar ederler suali. Yine sert bir cevap alırlar: “Hayır!”
Devam ederler, “5 dakikanız var mı?” “Hayır!” “3 dakikanız var mı?” Hanımefendi önce durur ve sonra “Ne diyorsunuz siz ya hu?” diye cevaplar. “Nasıl yani?” diye ekler.
Her neyse otururlar, başlarlar harflerden, zira harfleri de bilmiyordur. Harfler tamam olunca okutucu harfleri anlatıp Elif harfi “A” sesiyle okutur diyerek ilk kelime pratiklerine başlarlar. Kadıncağız sayfayı sonuna kadar okur. Sona geldiğinde adeta apartmandan düşen birisinin yere çarpıp tekrar havalanması gibi kafasını kaldırıp şu soruyu sorar: “Ben mi okudum?”
Evet cevabını alınca tekrar bir daha okur ve hayretle “Demek biz yanlış biliyormuşuz” der.
İşte budur. Birisine inanmadığı bir meseleyi istediğiniz delillerle anlatın, kendisinin kendisini ikna ettiği kadar etkili olamazsınız. Tuhaf gelen mottonun böyle tuhaf ama etkili bir yönü vardı, yıllardır da bu etkisini devam ettirmekte ve her yerde işe yaramaya devam etmektedir.
E, yani şimdi Osmanlıca öğrenmiş mi oldu?
Hem evet hem hayır. Zira en zor kısmı aşmış oldu; önyargılarından, peşin hükümlerinden kurtuldu; aynı zamanda ilk ve en önemli adımı atmış oldu. Bu kısa bilgiyle Türkçe asıllı kelimeleri ve cümleleri hatta metinleri okuyabilecektir. Diğer kısımlar ise, hat bilgisi, alan bilgisi, ıstılah gibi durumlara bağlı; bu da takdir edersiniz ki akademik açıdan bile değişken; yani herkes her alanı kuşatacak diye bir durum yok. Ama isterse başta aldığı o basit gözüken eğitim ciddi anlamda ön açıcı olacaktır.
Bardakçı’ya dönüyorum.
Yazmak zaman israfı diyor, bu zamanda imlayı uzak görüyordu. Halbuki biz bugün Osmanlıca Eğitim ve Kültür Dergisi çıkarıyoruz. Bu dergi her ay yayınlanıyor ve binlerce kişi istifade ediyor. Bununla birlikte günümüzden pek çok kitap çalışması da yapıldı, Osmanlı Türkçesi imlasıyla. Her hafta cumartesi günleri Akit Gazetesinde yine Osmanlıca Dergi ekibi marifetiyle Osmanlı Türkçesiyle bir sayfa altı senedir çıkıyor ve çıkmaya devam etmektedir. Olabileceklerden değil, olanlardan bahsediyorum.
İmlanın Kitabını Yazdık
Kaldı ki Hayrat Neşriyat yayınlarından çıkan İmla Müfredatı isimli kitap bu konuya güzel bir çerçeve çizmektedir. Aynı şekilde Osmanlı Türkçesi Elifbası da konuya önemli bir katkı sunmaktadır. Sadece bu çalışmaların takibi bile, bugün herhangi bir metni Osmanlı Türkçesi ile yazabilmeyi mümkün kılmaya yeter.
Hayrat Vakfı gönüllüsü insanlar, ciddi bir imtihandan geçerek Osmanlı Türkçesini yazabilir hale geliyorlar. Bak bunlar oluyor. Onların etrafında nice insanlar hem okur hem de yazar hale gelmişlerdir ve gelmeye devam ediyorlar. Derdim, bir yanlışa kapı açılmasına mahal vermemek. Yani Bardakçı’nın ‘bilir’ sıfatıyla yanlış bir bilgi vermesine ve yönlendirme yapmasına gönlüm/üz razı değildir. Kendiniz yapmıyor olabilirsiniz veya bir prodüksiyon bu konuda zayıf davranıp yanlış yapmış olabilir, bunu umuma mal edip bu zamanda düzgün imla mümkün değil demek yanlıştır.
Okuyabilmek ciddi bir seviyedir elbette. Fakat okurluk yazarlıkla birlikte ilerler. Okur yazar deriz. Aynı durum Osmanlı Türkçesi için de böyledir. Okuyan yaza da bilir. İmlası olmayan bir şey okunamaz. Okuyan okuduğu imlayı yazıya taşıması mümkündür. Yapılan da budur. Bugüne kadar bu konu belirli bir kitle hariç çok da gündemde olmadığından belki uzak görülüyordu yazma meselesi. Lakin şimdi bu herkes için kolaydır, zira yıllardır pratiği hem de tarihten hiç kopmadan devam edegelmiş bir tecrübenin yansımasıyla insanımızla buluşmaktadır. İmla cihetinde de her şey hazır gözükmektedir. Yeni çıkan meselelere karşı çözüm de elbette bulunacaktır, her alanda olduğu gibi.
Kaynak:
1- Murat Bardakçı, Haber Türk, “Ayıptan da öte bir iş: ‘Payitaht Ab­dül­hamid’de eski harflerle olan herşey yanlış yazılıyor!” 27.03.2017

Şifrenizi mi unuttunuz?