Söğüt Hamidiye Camii

179. sayı Genel SAYILAR

Kayı aşiretinin beyi olan Ertuğrul Gazi, Karacahisar kuşatması sırasındaki başarısı ile Selçuklu Sultanı Alâeddin’i etkilemiştir. Bunun üzerine Sultan Alâeddin, Ertuğrul Gazi’ye kışlak olarak Bilecik ve Eskişehir arasında verimli bir dere yatağını içine alan Söğüt vadisini ve yaylak olarak da Domaniç dağlarını vermiştir. Kayı aşiretinin yerleşmiş olması, Osmanlıların tarih sahnesine çıktığı ilk dönemlerde Söğüt’ün belirleyici önemini ortaya koyar.

Söğüt, Ertuğrul Gazi’nin aşiretinin başında olduğu sıralarda bir uç yerleşmesi ve ardından oğlu Osman Gazi’nin ilk idarî merkezi şeklinde öne çıkmıştır. Sultan 2. Abdülhamid, ata yadigârı Söğüt’e 1903-1905 tarihleri arasında bir cami inşa ettirmiştir. Kare planlı, tek kubbeli ve çifte minareli olan Hamidiye Camii’nin duvarları kırmızı kesme taştan olup neoklasik tarzdaki yapısı ile dikkat çekicidir. İki minareli olduğundan, halk arasında “Çifte Minareli Cami” olarak da anılmaktadır. Minarelerin birer şerefesi olup, dikdörtgen kaidelidirler. Kaideler, caminin duvarlarını dolaşıp, kubbenin başladığı hizada sonlanmaktadır. Cami, kurşun kaplamalı tek bir kubbeyle örtülüdür. Harim kısmının duvarlarının alt tarafında sivri kemerli üçer pencere yer almaktadır. Caminin beden duvarlarını kalın profilli bir saçak çevrelemektedir. Saray tarafından yapımı ile yakından ilgilenilmiştir. Yıldız Çini Fabrika-i Hümayunu’nda yapılan on bir adet hat levhası buraya gönderilmiştir. Caminin cephelerinde yer alan panolar Kütahya’dan getirilmiştir. Söğüt ilçe merkezinde Ertuğrul Gazi Caddesi üzerinde bulunan cami, hemen yanındaki idadi ve darüleytam (yetimler okulu) ile birlikte, Söğüt’teki en nadide Osmanlı eserlerinden biridir.

Devlet Giray, Kırım’da hanlığını ilan etti

2 Ekim 1551

Mübârek Giray’ın oğlu olup 1512’de doğdu. Kırım Hanı Saâdet Giray tarafından taht vârisi olarak seçildi ve kalgay oldu. Sâhib Giray’ın hanlığı sırasında eski han Saâdet Giray ile İstanbul’a gitti; uzun süre orada kalarak Osmanlı merkezî idaresini yakından tanıdı. Sâhib Giray, 1549’da Safâ Giray’ın ölümüyle boşalan Kazan Hanlığı’na onun getirilmesini istedi. Sâhib Giray’ı gözden çıkaran Osmanlılar ise Devlet Giray’ı görünüşte Kazan hanı sıfatıyla Kırım’a han olarak gönderdiler. 2 Ekim 1551’de Bahçesaray’da hanlığını resmen ilân eden Devlet Giray, o sırada seferden dönmekte olan Sâhib Giray’ı öldürterek durumunu sağlamlaştırdı. Böylece Kırım’da Osmanlı tesir ve nüfuzunun oldukça arttığı bir dönem başlamış oldu.

Kâtib Çelebi vefat etti

6 Ekim 1657

  1. yüzyıl Osmanlı ilim ve kültür hayatına âdeta damgasını vuran Kâtib Çelebi, Türkiye’de olduğu kadar Batı dünyasında da büyük bir takdir ve şöhret kazanmış, eserlerinden hayranlık derecesine varan ifadelerle bahsedilmiş ve Franz Babinger onu Osmanlılar’ın Süyûtî’si olarak nitelemiştir.
    Kâtib Çelebi’nin çeşitli eserleri ve özellikle Keşfü’z-zunûn, Batı’da İslâm araştırmaları yapan hemen herkesin müracaat ettiği temel başvuru eseridir. Onun eserlerinin bir kısmının çeşitli Batı dillerine tercümesi bunun sonuçlarından biridir. Kâtib Çelebi, yeni fikirler veya yenilikler peşinde olan bir düşünür olmaktan çok yaşadığı dönemde veya daha önce ortaya çıkarak Osmanlı devlet ve toplum düzenini sıkıntıya sokan meselelerle uğraşmış, bu meselelere çözümler getirmeye çalışmıştır. Onun düşüncesinin en önemli özelliği, yaşadığı hayatın ve devletin önemini kavrayarak kendi toplumunu ciddiye almasıdır. Bundan dolayı hakkında yazı yazdığı hemen her konu o gün yaşanılan bir sıkıntıya cevap olmak üzere kaleme alınmıştır. Bu yönden Kâtib Çelebi aynı zamanda yaşadığı döneme şahitlik yapmış bir düşünürdür.

Meşihat Dairesi,Ağakapısı’na nakledildi

22 Ekim 1827

Sultan 2. Mahmud Ağakapısı’nın şeyhül­islâmlara tahsisi için yazdığı fermanda, yeniçeriliğin bütün hâtıralarını silip unutturmak için Ağakapısı adını da yasaklayarak buraya Fetvahâne (Bâb-ı Meşîhat) denilmesini istemiştir. 2 Ağustos 1826’da şeyhülislâm yeni makamına taşınacağı sırada, Sirkeci’de Hocapaşa semtinde çıkan bir yangın birçok ev ve binalarla birlikte Bâbıâli’yi de tamamen mahvettiğinden, Ağakapısı sarayı geçici olarak Bâbıâli’ye tahsis olunmuştur. Bâbıâli’nin yeniden inşasının tamamlanmasından sonra meşihat dairesi Ağakapısı’na nakledilmiştir (22 Ekim 1827). Cumhuriyet döneminde şeyhülislâmlık lağvedildiğinde Ağakapısı İstanbul Müftülüğü’ne verilmiş, binanın en gösterişli bölümüne ise İstanbul Kız Lisesi yerleştirilmiştir. Daha sonra bir yangında harap olan bu bölümün yerine Avusturyalı mimar E. Egli tarafından İstanbul Üniversitesi’nin Botanik Enstitüsü binası yapılmıştır. Şimdi müftülük olan bina, Şeyhülislâm Dairesi’nin fetvahâne bölümüdür.

Şifrenizi mi unuttunuz?