Günah Yalnızlaştırır, İstiğfar Yakınlaştırır

179. sayı İbadet İtikad

Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’ın def­ne­dil­mesinden sonra, bir bedevi geldi. Kendisini Allah Resûlü (s.a.s.)’ın kabrinin üzerine attı, öyle ki üstü başı toz toprak oldu. Ve dedi ki: “Yâ Resûlallah! Sen söyledin, biz de işittik! Ve iman ettik ki: “Eğer gerçekten onlar nefislerine zulmettikleri zaman, sana gelip de Allah’tan mağfiret isteselerdi ve peygamber de onlar için bağışlanma dileseydi, şübhesiz Allah’ı, tevbelerini çok kabûl edici, kendilerine çok merhamet edici olarak bulurlardı!”1 diye sana bir âyet indirildi.

İşte ben nefsime zulmettim! Sana geldim! Dahîlek yâ Resûlallah! Günâhımdan dolayı Allah’tan mağfiret istiyorum! Sen de benim için Rabbimden bağışlanma di­le!” di­ye yalvardı. Nihâyet Resûl-i Ekrem (s.a.s.)’ın kabrinden ni­­dâ bu­yu­ruldu.“Ey kişi! Sana mağfiret edildi!”   2
Müminin Ehemmiyetli Bir Vazifesi: Kusurunu Görmesi
Allah-u Teala bizleri yoktan var etmiş ve varlığından haberdar ederek ehemmiyetli vazifelerle bu imtihan meydanı olan dünyaya göndermiştir. Sayısız nimetlerle bizlere lütufta ve ikramda bulunmuş, koca kainatı bizler için donatmış ve mukabilinde de kendisine itaat etmemizi ve hakiki birer kul olmamızı istemiştir.
Cenab-ı Hakk’a hakiki kul olmanın önemli vasıtaların­dan bir tanesi de kulun kusurunu itiraf edip istiğfar etmesidir. İstiğfar, Allah’tan bağışlanmayı istemek manasına gelir. Peygamber efendimiz (s.a.s.) istiğfara çok önem vermiş, ümmetini de bu noktada teşvik etmiştir. Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre Resul-i Ekrem (s.a.s.) “Vallahi ben Allah’a günde yetmiş defadan çok istiğfar ediyorum” buyurmuştur.3
Evet, müminin en önemli vazifelerinden birisi kusurunu görmek ve kusurundan dolayı pişmanlık gösterip Allah’a sığınmaktır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) bir Hadis-i Şeriflerinde, “Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah başkalarını yaratır, onlar günah işler (ve tevbe eder) Allah da onları affederdi.”4 buyurmaktadır.
Bu Hadis-i Şerifte öne çıkan iki hususiyet vardır. Birincisi; insanın kusurlu olduğu gerçeği. İkincisi ise Allah’ın kusurlu olan kullarını affetmek istediği hakikatidir.
Şeytanın Mühim Bir Hilesi: “Kusursuz İnsan” Vesvesesi
Kulluğun bir gereği olan istiğ­far, Cenab-ı Hakk’ın memnu­ni­yetine vesile olur. Şeytan, müminin istiğfar yoluna girmemesi için binbir türlü hile düzenler. Bu noktada şeytanın önemli bir hilesi insana kusurunu itiraf ettirmemek ve “kusursuz” olduğu vehmini aşılayarak kulluk şuurundan uzaklaştırmaktır. İnsan enaniyete kapılarak bu vehmi hakikat kabul eder, kusurunu itiraf etmek yerine savunur hale gelir. Bu durumda kim nefsinden razı olursa artık kusurunu görmeye imkan bulamaz. Zira nefsinden razı olan ayıbını göremez. Ayıbını gör/e/meyen günahlarını itiraf edemez. Fakat nefsini kötüleyen kimse kusurunu görür ve itiraf eder. İstiğfar eder. İstiğfar eden Allah’a sığınır. Allah’a sığınan şeytanın şerrinden kurtulur. Ve affa müstahak olur.
Günahlar Derin Bir Kuyu, İstiğfar Velayet Yolu
İnsanın iradesi zayıftır. İyiliklerde eli kısa fakat kötülükte eli uzundur. Zira iyiliği yaratan Hz. Allah, kötülüğü isteyen ise insandır.5 İnsan bir eliyle duaya bir eliyle istiğfara yapışsa cehennemden kurtulmaya ve saadet-i ebediyeye vasıl olur. Evet, dua hayrı işlemeye karşı büyük bir kuvvet verdiği gibi; istiğfar da, kötülüğe meyletmenin önünü keser. İstiğfar, günah ile yalnızlaşan, içine kapanan ve bir çıkış yolu arayan mümin için bir kurtuluştur. Günahın kiri ancak istiğfar ile temizlenebilir. İstiğfar mümin için yegane çıkış yoludur. Günahkarın hali büyük bir apartmandan yuvarlanan ve tutunacak hiçbir dalı kalmayan bir adamın haline benzer. Eğer istiğfar ile uyanmazsa sadece yüksekten düşmüş olmayacak, aynı zamanda çok derin bir kuyunun içine yuvarlanacaktır. Günah belaysa, günahtan çıkış yolunu bilmemek ve bulamamak katmerli bir beladır. Çünkü günah yolu günahta kalmaz, küfre kadar gidebilir. Keza istiğfar yolu da öyle nurani öyle bereketli bir yoldur ki velayete kadar çıkabilir.
Cenab-ı Hak, Kur’an-ı Ke­rim’de “Ve onlar ki çirkin bir iş yaptıklarında ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen bağışlanma dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki!”6 buyu­ruyor. Evet mümin her ne kadar günaha dalsa da çıkış yolunun Hz. Allah olduğunu bilmelidir. Onun mülkünde onun bir memlükü (kulu/kölesi) olarak O’na teslim olmalıdır. Zira O’nun rahmetinden başka hangi merhamet insanı kucaklayabilir? Onun bağışlamadığına kimin merhameti ulaşabilir?
İstiğfarın Tatlı Meyvesi:
Gü­nah­ların Sevaba Çevrilmesi
Kulluğun bir gereği olan istiğfarın meyvesi sayılamayacak kadar çoktur. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.s.) “Günahtan tevbe eden kimse, hiç günahı olmayan kimse gibidir.”7 buyurmuştur. Efendimizin bu beyanı, günahın ağır yükü altında ezilen müminlere nefes aldıran parlak bir müjdedir. Bu müjdenin daha fevkinde bir müjde ise Furkan Suresi 70. ayette Rabbimiz tarafında şöyle verilmektedir. “Ancak tevbe edip îmân eden ve sâlih bir amel ile amel eden müstesnâ. İşte onlar var ya, Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Çünki Allah, Gafûr (çok ba­ğışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.” Seyyiatın, ha­senata çevirilmesi, Rahmet-i ilâ­hiyenin bambaşka bir boyutudur. Kötülüklerin iyiliklere çevirilmesi merhametin sağnak yağmur gibi müminlerin üzerine yağmasıdır. Cenab-ı Hak
يُبَدِّلُ اللّٰهُ سَيِّـَٔاتِهِمْ حَسَنَاتٍۜ
sırrınca hatalarımızı ve seyyiatımızı hasenata çevirsin. Amin!
Kaynaklar:
1- Nisa, 64
2- Nesefî, c. 1, s. 340
3- Müslim, Zikr, 41
4- Müslim, Tevbe, 9
5- Nisa, 79
6- Âl-i İmran, 135
7- İbn Mâce, Zühd, 30


Yakınlaştırır

Şifrenizi mi unuttunuz?