Kültür ve Medeniyet Üzerine

Genel

Aynı kavram alanında bulunan kültürün milli ve yerel, medeniyetin ise daha kapsayıcı ve evrensel olduğu söylenebilir. Bu iki kavram arasındaki fark şöyle de açıklanabilir: “Almanya’da kültür, halkın yaşadığı ve bildiği davranış tarzlarını dolayısı ile halkın sahip olduğu her şeyi ifade eder. Civilisation (medeniyet), Fransa ve İngiltere’de aristokratların sahip olduğu ne varsa onu ifade eder.” Medeniyet veya medenileşmek denildiğinde Batı merkezli bir hayat tarzının anlaşılmasının temelinde de kavramın Batı Avrupa aristokrasisi ile olan bağı yatmaktadır. Neyin medeni olup olmadığını belirleme yetkisini kendinde gören ve asla medeni olmayan Batı… Kültür, milletleri birbirinden ayırt eden ortak ürünler toplamıdır. Kültür bir nevi kimliktir ve insan elinden çıkma ne varsa onu ihtiva eder. Kuşaktan kuşağa aktarılarak binlerce yıl boyunca sahiplenilen ortak bir mirastır. Hayatı anlama ve anlamlandırma biçimi olarak da tanımlanabilir.Kültür, insana ait maddi/manevi bütün ürünleri/unsurları bünyesinde barındırması yönünden bir ırmağa benzetilebilir. Irmak; bağrında yer verdiği balıklar, çakıl taşları, yapraklar vb. malzemelerle bir bütündür. Ancak bir ırmağın en önemli malzemesinin “su” olduğunu da göz ardı etmemek lazım. Bu malzemelerin önemli bir kısmını geçtiği yerlerden bünyesine katarak yol alırken büyür, zenginleşir ve güçlenir.Kültür ırmağının içinde yer alan malzemelerin neler olduğu sorusuna cevap olarak pek çok şey sayılabilir: “Din, dil, edebiyat, yeme-içme, giyim, müzik, davranışlar, gelenekler… Ancak bunlardan hangisinin “su” kadar değerli ve vazgeçilmez olduğu bakış açısına göre değişkenlik gösterir.İngiliz şair Eliot, dinin kültürü besleyen bir kaynak olduğunu ifade eder. Ona göre “kültür, herhangi bir toplumun dininin vücut bulmuş şeklidir”.1 Din, sekülerleşme öncesi toplumlarda hayatın her alanına nüfuz eden bir müesseseydi. Hangi din olursa olsun sanat, hukuk, gelenek, müzik, yeme-içme, kıyafet gibi pek çok alanda dinin kuralları toplumda cariydi ve kendini hissettiriyordu. Bu yüzden aynı dine mensup olanların ortak bir kültüre/medeniyete sahip olduğu söylenebilir. Özellikle Orta Çağ’a baktığımızda Orta Asya ve Avrupa milletlerinin ayrı ayrı kültürlerinden değil, “İslam medeniyeti” ve Hıristiyanlık ile bütünleşmiş, bugün “Batı medeniyeti” olarak adlandırılan “Roma medeniyeti”nden bahsedebiliriz. Dolayısıyla Eliot’un ortaya koyduğu görüşten hareketle kültür/medeniyet ile din arasında hayati bir ilişkinin varlığı mümkün görünmektedir. Denilebilir ki, her dinin bir medeniyeti olduğu gibi medeniyetlerin de dinleri vardır.Bu noktada “kültür” ve “medeniyet” arasındaki kavramsal ilişki de ele alınmalıdır. Üzerinde henüz uzlaşılamayan bu iki kavram çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Cemil Meriç bu yüzden medeniyeti “muhtevası, çağdan çağa, ülkeden ülkeye, yazardan yazara değişen kaypak ve karanlık kelime” olarak tanımlar. İngiliz ve Fransızların “civilisation” olarak adlandırdıkları kavram bizde “medeniyet” olarak karşılığını bulmuştur. Almanlar ise “civilisation” yerine “kultur” kelimesini tercih etmişlerdir. Aynı kavram alanında bulunan kültürün milli ve yerel, medeniyetin ise daha kapsayıcı ve evrensel olduğu söylenebilir. Bu iki kavram arasındaki fark şöyle de açıklanabilir: “Almanya’da kültür, halkın yaşadığı ve bildiği davranış tarzlarını dolayısı ile halkın sahip olduğu her şeyi ifade eder. Civilisation (medeniyet), Fransa ve İngiltere’de aristokratların sahip olduğu ne varsa onu ifade eder.”2 Medeniyet veya medenileşmek denildiğinde Batı merkezli bir hayat tarzının anlaşılmasının temelinde de kavramın Batı Avrupa aristokrasisi ile olan bağı yatmaktadır. Neyin medeni olup olmadığını belirleme yetkisini kendinde gören ve asla medeni olmayan Batı…Uygarlık, medeniyet, kültür, hars gibi terminolojik çeşitlilik içinde İbni Haldun’a ait olan “umran” kavramı taşıdığı anlam itibarı ile önemli bir yer işgal etmektedir. “Umran” yani ömürler… İnsan ömrüne sığan ve insan ürünü olan her şey… Cemil Meriç, İbn Haldun’a göre tarihin iki anahtarı olduğunu ifade eder: “Umran ve asabiyet. Umran bir kavmin yaptıklarının ve mahsulatının3 bütünü, içtimaî ve dinî düzen, âdetler ve inançlar. Umran, tarihî ve insanı bütün olarak ifade eden bir kelime.”4Kültür ırmağının önemli ve hayati unsurlarından bir diğeri de dildir. Dil, toplumsal bir antlaşmadır. Toplumu kuran bir bakıma dildir. Kültüre ait her ne var ise onu dilden ayrı düşünmek imkânsızdır. Kültür denilen ortak değerlerin sonraki kuşaklara dil aracılığı ile aktarıldığı dikkate alınırsa bu ırmağın suyunun “dil” olduğu da söylenebilir. Zira nehirler taşıdıkları malzemeleri yüzlerce kilometre uzağa götürmektedir. Tıpkı dilin binlerce yıl öncesinden günümüze taşıdıkları gibi… Burada şu soru akla gelmektedir: “Lisan”, bir ırmağın suyu kadar ehemmiyetliyse suyu temiz tutmak gerekmez mi? Su kirlenirse içindeki canlılar ve o sudan istifade edenler de bundan zarar görmez mi? Dil bilimciler tarafından canlı bir organizma olarak değerlendirilen dil üzerinde yersiz/yetkisiz müdahaleler elbette olumsuz sonuçlar doğuracaktır.Bugün “medeniyet” denilince Batı akla geldiğinden giyim, hayat tarzı vb. alanlarda olduğu gibi dilde de Batılılaşma özentisi kendini hissettirmektedir. Pek çok kişi Türkçenin öz malı olan kelimelerin yerine kullanılan İngilizce kelimeleri artık kabullenmiş görünmektedir. Kıyafetlerin üzerinde İngilizce yazıların yer alması gençler tarafından “havalı” olarak değerlendirilmekte ve rağbet görmektedir. İngilizce olan dükkân isimleri ve markaların müşteriler tarafından tercih edilmesi de bu kısır döngüyü devam ettirmektedir.Sadece dil alanında değil, kültüre ait bütün unsurlar üzerinde zoraki müdahaleler milletlerin kimliklerinin devamlılığı açısından tehlike arz etmektedir. Batı; karakter olarak işgalci, zorba ve yıkıcı olduğundan dünya üzerinde tek dil ve tek medeniyet ütopyasına ulaşmak için herkesi zorla “medenileştirmek(!)” ister. Onun bu arzusuna hizmet eden yani Batının ilim ve fennini alırken topyekûn medeniyetine talip olanlar da kendi medeniyetleriyle kavgalı, aşağılık kompleksine kapılmış kimselerdir.Bu noktada son söz Bilge Kral Aliya İzzet Begoviç’indir: “Bunu hiç unutma evlat. Batı hiçbir zaman medenî olmamıştır ve bugünkü refahı, devam edegelen sömürgeciliği; döktüğü kan, akıttığı gözyaşı ve çektirdiği acılar üzerine kuruludur.”Kaynaklar:1- Kaplan, Mehmet. (2000). “Kültür ve Dil”. İstanbul: Dergâh Yayınları, s. 15.2- Görgün, Yahsin. (2020). “İslam-Batı İlişkileri Çerçevesinde Medeniyet Meselesi. İstanbul: Endülüs yay. S. 20.3- Bu kelime metnin orijinalinde “yarattıklarının” olarak geçmektedir. Her ne kadar dilimize bir şekilde yerleşmişse de yaratma fiilinin sadece Allah’a mahsus olduğunu bilerek ve mesuliyetini idrakle yerine bu kelimeyi koyduk. (Editör)4- Meriç, Cemil. (2015). “Umrandan Uygarlığa”. İstanbul: İletişim Yayınları, s. 147….

Yazının devamı abonelere özeldir. Abone olunuz veya giriş yapınız.
Online Abonelik
Abone Girişi
Basılı Abonelik ve Dergiler

Şifrenizi mi unuttunuz?