İnsan ve Muhabbet

170. Sayı İnsan
İnsan ve Muhabbet

“Habib” kelimesi Arapça kökenli olup “sevgili, dost” anlamlarına gelmektedir. Kelimenin köküne baktığımızda ise “hubb” yani sevme, muhabbet, ahbaplık etme, dost olma anlamları ile de eş anlamlıdır. Kur’an-ı Kerim’de, Peygamberimiz (asm) için doğrudan “Habib” kelimesi kullanılmamıştır.

Ancak, onun Allah’ın sevgili kulu olduğunu ve ahlakıyla insanlar için bir örnek olarak sunulduğunu gösteren şu ayetler vardır:
“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin.” (Al-i İmran, 31)
“Şüphesiz sen çok büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4)
“Sizin için Allah’ın elçisinde alınması gereken güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)


Muhabbet (sevgi), yüce bir makamdır. Bu makama mazhar olan Kâinatın Efendisi Hz. Muhammed (sav)’dir. Konunun başında belirtilen “Ey Habi­bim, sen olmasaydın felekleri (kâinatı) yaratmazdım.” hadis-i kudsiyi destekleyen birçok hadis-i şerif bulunmaktadır. Bu hadis-i şeriflerde şöyle buyrulmaktadır:
Peygamberimiz, (asm) “Allah, seni kendi nurumdan, diğer şeyleri de senin nurundan yarattım buyurdu.” buyurmuştur. (İman Ahmed, Müsned)
Âdem (as) cennetten çıkarılınca, “Ya Rabbi, Muhammed (sav) ‘in hürmetine beni affet” diye dua etti. Allah-u Teala ise, (ne cevap vereceğini bildiği halde, cevabını diğer insanların duyması için), “Ya Âdem, onu henüz yaratmadım. Nereden bildin?” buyurdu. Âdem (as) de, “Arşta, La ilahe illallah, Muhammedün Rasulullah yazılı olduğunu gördüm. Anladım ki, şerefli isminin yanına, ancak en çok sevdiğinin, en şerefli olanının ismini layık görürsün” dedi. Allah-u Teala buyurdu ki: “Ya Âdem, doğru söyledin. O, bana insanların en sevgilisidir. Onun hürmetine dua ettiğin için seni affettim. Eğer Muhammed (sav) olmasaydı, seni yaratmazdım.” (Taberani)


Bu ve benzeri birçok Ehl-i Sünnet aliminin bildirdiği hadisler vardır. Bu hadislerden anlaşılacağı üzere Allah kâinatı, “Habibim” diyerek sevdiği kulunun hürmetine yaratmıştır. Hilkat ağacının çekirdeği O’dur. Kadir-i Zülcelal, onun gelişini takdir etmemiş olsaydı kâinat da insan da olmayacaktı. Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu konu ile ilgili yazılarında şöyle söylemektedir:
“Şu gördüğün büyük âleme büyük bir kitap nazarıyla bakılırsa, Nur-u Muhammedî (sav), o kitabın katibinin kaleminin mürekkebidir. Eğer o âlem-i kebir, bir şecere tahayyül edilirse, Nur-u Muhammedî (sav) hem çekirdeği hem semeresi (meyvesi) olur. Eğer dünya mücessem bir zihayat farz edilirse, o nur onun ruhu olur. Eğer büyük bir insan tasavvur edilirse, o nur onun aklı olur.”


Kâinatın özü, muhabbettir. Bu nispette insanın özü, mayası da muhabbettir. İnsan sevdiği nispette insandır. Gönül muhabbetle dolup taştığı nispette ihsan ehlidir. Mahlukatı sevmek de bu muhabbetten tezahür eder. Zira Hâlık sevilir de ondan ötürü mahluku sevilmez mi? Yunus Emre’nin deyimiyle, “Yaradılanı sev, yaradandan ötürü.”
İnsanın mahiyetinde olan bu muhabbet, birçok değerli duygu ve davranışları da beraberinde getirmektedir. İnsan Allah için sevdiği zaman iyiliğe şartsız adım atabilir. İnsan Allah için sevdiği zaman insanlara daima hoşgörü, tevazu ile yaklaşabilir. Nahl Suresi 125. ayet-i kerimede şöyle buyruluyor: “(Habibim, Ya Muhammed!) Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatle davet et…” Zira Peygamberimiz (sav), tebliğ vazifesini güzel nasihatle yapmamış, insanlara hoşgörü ile yaklaşmamış olsaydı -yine ayetin ifadesiyle- etrafında kimse kalmazdı. Bu bakımdan hoşgörü, iyilik, güzel ahlak, erdem, tevazu vb. kavramlar insanın özünde olan muhabbetten tezahür etmiştir. İnsanların bireysel ilişkileri, toplumsal ilişkileri ve sosyal ilişkileri için de bu kavramlar önem arz etmektedir.


Risale-i Nur’da, “İnsan, insaniyet cihetiyle gayrın elemiyle mütellim olduğundan…” diye bahsedilir. İnsan bir başkasının eleminden neden keder duyar? Afrika’daki çocukları, savaşın ortasında hayat sürmeye çalışan insanları, şifa bekleyen hasta kulları gördüğümüzde gayr-ı ihtiyari üzüntü duyarız. Bunun sebebi, o insanları Allah için seviyor oluşumuzdur. Onları da Allah’ın yaratmış olduğu bir kul olduğunu bildiğimiz için elemleriyle müteellim oluruz. Bu, insanın yaratılışında vardır. Bu yüzden vicdan, insanı insan yapar. Vicdanın kaynağına baktığımızda yine muhabbet (sevgi) hakikatini görmekteyiz.


Konuya amel cihetinden baktığımızda ise, Allah’ın razı olacağı en makbul, en sevimli amelin her şeye O’nun namına bakmak, her şeyi O’nun adına sevmek olduğunu görmekteyiz. İmam Gazali’nin “Mukaşefetü’l-Ku­lüb” isimli eserinde anlatılan bir rivayete göre Allah (cc), Hz. Musa’ya (as), “Ey Musa, sırf benim için işlediğin hiçbir amel var mı?” diye sorar. Hz. Musa (as) da cevap olarak “Allah’ım! Senin için namaz kıldım, oruç tuttum, sadaka verdim, secde ettim. Sana hamd ettim, kitabını okudum, senin adını andım” der. Allah (cc) buyurur ki; “Ya Musa! Namaz senin kılavuzundur, oruç sana kalkandır, verdiğin sadaka üzerine gölge olacaktır, secdedeki tesbih senin için cennette ağaç olacaktır. Kitabını okuman sana köşk ve huri sağlayacaktır, benim adımı anman da senin ışığın olacaktır. Sırf benim için hangi ameli işledin?”
Bunun üzerine Hz. Musa (as) “Ya Rabbi! Sırf senin için olacak bir amel bana bildir ki, onu işleyeyim” der. Allah (cc), Hz. Musa’ya “Ey Musa! Benim için hiçbir dost edindin mi, yine benim adıma hiç kimseyi düşman bildin mi?” diye buyurur. Bunun üzerine Hz. Musa (as) anlar ki, Allah katında en sevimli amel, O’nun için sevmek ve O’nun namına düşmanlarından nefret etmektir.


O halde diyebiliriz ki bütün güzel ve ahlaklı davranışları silsile halinde beraberinde getiren ve insanın, mahlukatın ve kâinatın hilkatine sebebiyet verip özünü oluşturan muhabbettir, sevgidir. Rabbim daima hidayet, muhabbet üzere eylesin.
Zira, muhabbetten hasıl oldu Muhammed (sav), muhabbetten hasıl oldu kainat… Vesselam

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,