O Ezanlar ki… Kadın Haklarının da Teminatıdır

149. sayı Genel

Efendimizin (sav), “Erihna yâ Bilâl! (Bizi ferahlat ey Bilâl)” diyerek;
sonraki her çağda dünyayı ferahlatsın diye okuttuğu, kız çocuklarının ve dahi kadın ve erkeğin haklarını her gün 5 defa yüzyıllardır hatırlatan, hatırlatacak olan, hatırlatması gereken Ezan’a, 1400 yıl öncesinin kadın ve çocuklarını ferahlatan Ezan’a,

sonraki her an kıyamete kadar kadın ve
çocuklar ferah olsun isteyen Ezan’a, Kadın Haklarının savunucusu,
tebliğcisi, bu hakların insanlık nezdinde inşacısı “?efkat ve Merhamet
Peygamberini” hatırlatan Ezan’a, Dünyanın değişik coğrafyalarında
kadınlara ve kız çocuklarına karşı hunharca ve vahşice davrananlara
“Dur!” diyen Merhamet Peygamberinin (sav) adının yer aldığı Ezan’a,
şuursuzca ıslıklanarak saygısızlık gösterilmesi, cehalet değilse
şuurunu yitirmişliğin tezahürüdür. Modernitenin araçlarıyla
zihinsel köleliğin ve mankurtlaşmanın kabulüdür.

Çağı itibariyle çağının ötesine uzanacak ideal devlet ve toplum tasavvurlarının var olduğu, bu tasavvur ve tahayyülleri ile de günümüze kadar pek çok düşünüre, filozofa ilham ve referans kaynağı olmuş Antik Yunan’da kadın olmak demek “… Kötülükle ilişkilendirilmek, kadınsız dünya tasavvurlarına maruz kalmak, erken yaşta evlendirilmek, doğurduğu çocuğun kucağından alınabilmesi ve anneye söz hakkı bırakılmadan su çukurlarına atılarak öldürülebildiği bir evlat acısı yaşayabilmek, hatta Platon’un metinlerinde bile köle ile hayvan arasında bir statüde konumlanmak, savaşçıların kadınları ve çocuklarının ortak olacağı, çocuğun anne babasını, anne babasının çocuğunu bilemeyeceği üzerinden Platon tarafından idealize edilen bir kurgunun unsuru olmak….”   1 manasına gelmekteydi.
“Bizans İmparatoru 1. Teodos­yus’un Hıristiyanlığı resmi din olarak kabul etmesinden sonra tüm pagan inançlar, semboller ve ayinler yasaklanmıştı. Antik Yunan’dan kalan bilgiyi yaşatmak isteyen ve bir kadın olan Hypatia vaftiz olmayı kabul etmediği için fahişelik ile suçlanmış, aşırı gruplardan birinin saldırısı sonucu cesedi paramparça edilmiş, kadınlığı aşağılanmak için vücudunun her bir parçası İskenderiye sokaklarında dolaştırılmıştı…”2
Çağı itibariyle çağının ötesinde uzanan ideal bir hukuk sisteminin var olduğu, bu hukuk sistemiyle de günümüze kadar ve günümüzde de hukuk kelimesi mevzu bahis olduğunda mutlaka kendisinin de telaffuz edildiği kudretli Roma İm­pa­ra­torluğu’nda kadın olmak demek, “… Erkeklerle eşit hak­lara sahip olmamak, yaşama haklarının bile tercihe bağlı olması ilk kız çocuğundan sonraki kız çocuklarının açık alanlara terk edilmesi, hayatının tüm anında mutlaka bir erkeğin hâkimiyeti ile ilişkilendirilmek, pek çok hukuki işlemleri tek başına yapamamak, vasilerinden izin almak, kadınların doğru ile yanlışı ayırt edemeyecekle­ri­ne inanmak, çok azı dışında va­tandaş olarak kabul edilememek,3 malı ve şahsı kocasına ait kabul edilmek, kocasının veya ailensin dini üzerine olmak,4 anlamına gelmekteydi.
354-430 yılları arasında yaşamış olan Hristiyan düşünür Augustinus’a göre herkese iyi davranan hiç kimseyi incitmeyen erkeğin sağladığı düzen, dünyayı yaşanılır kılmaktadır. Erkek himaye edendir. Kadınlar bazı duygulara sahip değillerdir. Onların Tanrı’ya ulaşmasını da erkek sağlamaktadır. Kendisinden kabaca 800 yıl sonra yaşamış ancak kendisi ile aynı çizgide düşünen, 1225 yılında İtalya’da dünyaya gelmiş olan Ortaçağ’ın en ünlü düşünürlerinden Aquinolu Thomas’a göre de kadının yaratılış gayesi sadece erkeğe üremede yardımcı olmak olarak belirtilmiş bunun dışında bir yardımcılık mahiyetinin de olamayacağı de­ğerlendirilmiştir.5
Takvimler ilerleyip Ortaçağ Av­rupa’sına gelindiğinde yine ka­dının erkek karşısında hiçbir saygınlığı bulunmamaktaydı. Er­­kek karşısında söz hakkı dahi bu­lun­muyordu.6 Kadının değe­ri en aşağıdadır. Kanlı ve acılı ol­ma­sına bağlı olarak doğum ha­di­sesi de Tanrının kadını ce­za­­lan­dırmasıydı.7 Daha kötüsü Ortaçağ’ın bir bölümünde 1450-1750 yılları arasında 300 yıl, 3 asır süresinde kadın olmak demek “… cadı olmakla suçlanmak, cadı avlarına maruz kalmak” demektir. “… cadıların kadınlardan olduğu kabul edilmekteydi. Cadı olarak suçlanmak için fakir, yaşlı, ebe, şifacı, bitkilerden şifa arayışı içerisinde olan kadınlar üzerine gidilirken zamanla herkesimden kadınlar cadı olmakla suçlanmıştır. Her kadın her an birisinin bu cadıdır diye suçlamasına maruz kalarak tutuklanabilirdi. Tek kişinin iftirası yeterliydi. İşkenceler ile cadı olduğunu itiraf etmeye zorlanırdı veya cadı olup olmadığı test edilirdi. Kaynayan sudan bir şeyi alması istenir, ateş üzerinde yürümesi istenir, vücuduna artık kanamayana kadar iğne batırılırdı. Cadı olduğuna kanaat getirilirse canlı canlı yakılır veya boğularak öldürülür veya kafaları kesilirdi.”8
Sanayi Devrimi sonrasında kadın olmak; emeğinin sömü­rüldüğü, ağır sağlıksız ortamlarda, madenlerde ve fabrikalarda, uzun çalışma saatlerini içeren ağır çalışma koşullarında çalıştırılmak, erkeklerin günlük 3 frank kazandığı ortamda erkeklerden daha az 2 frank ücretle9 çocuklarının karnını doyurma endişesi taşımak, açlık ve sefaletle boğuşmak anlamına gelmekteydi. Aynı dönemde “İngiltere’de toplam fabrika işçilerinin üçte ikisini kadın ve çocuklar oluştururken, çocuklarda işe başlama yaşının 6’ya kadar”10 düştüğü bir ortamda dünyanın kahrını çekmek anlamına gelmekteydi.
Takvimler ilerlerken; pamuk fab­rikalarında, dokuma tez­gâh­la­rında, ayakkabı atölyelerinde, maden ocaklarında çalışan kadınlar, insani ölçüleri aşan mesailerinin azaltılması, çalışma ortamının iyileştirilmesi ve erkek işçilerle eşit ücret başta olmak üzere tüm şartların “eşitlenmesi” için iş yerlerini ve sokakları işgal ettiler. 1825 yılında New York’ta kurulan ilk kadın sendikası United Tailo­res­ses of New York, sendikası­nın düzenlediği, kadınların ka­tıl­dığı grevde “Emeğimizin kar­şı­lığını istiyoruz!” sloganları aslında kadınların emeğinin de­ğer­­sizliğine dikkat çekiyor,11 kadın­ların maruz kaldığı muame­leleri dünyanın yüzüne çarpıyordu.
Takvimler ilerledi, dünya değişti, dünya sahnesinden Naziler geldi, Sovyetler geçti; ancak ka­dınların maruz kaldıkları sefa­let, açlık, ölüm, acı, gözyaşı, in­san­lık dışı muameleler değişmedi.
Takvimler ilerliyor kapitalizmin kendisini ve araçlarını güncelleyerek, kadını meta haline dönüştürmesi ve kadınları sömürüsü son hızıyla devam ediyor. Çağın değişmiş olması ve modern zamanlara geçilmiş olması, sömürü araçlarının değişimini getirmiştir. Kadını ezen ve sömüren zihniyetler sona ermemiştir.
………………..
Yüzyıllar öncesinde bir coğrafyanın daha kadına bakışı dünyanın diğer coğrafyalarından farksızdı. O coğrafyada da Roma’da olduğu gibi kız çocukları öldürülüyordu. Hatta diri diri toprağa gömülüyordu. O coğrafyada da Ortaçağ Avrupa’sı gibi kadının söz hakkı bulunmuyordu. O coğrafyada da “savaş aletleri imalatı, çobanlık vb. işler yaptığı halde köle muamelesi görmekte, emeği sömürülmekte, kadınlarla aynı sofraya oturulmamakta, mirastan pay verilmemekteydi, kadınlar doğurdukları erkek çocuklar kadar kıymetli olmaktaydılar.”12
Ancak o coğrafyadan asırlar önce yükselen kutlu bir ses, tüm dünyanın ve tüm kadınların kaderini değiştirmeye çağırıyordu. Kimsenin söylemediğini söylüyor. İnsanları insanlık ile tanıştırıyordu.
İlahi kelamın “Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman (Tekvir, 8-9)” hükmünü tebliğ ediyor, hesap sorulacağını, insanı ve insanlığı insanlıktan çıkaran dünyanın pek çok yerinde benzerleri görünen bu davranış kalıplarını yeryüzünden kaldırmaya, insanları insan olmaya çağırıyordu.
Artık dünyaya veda vakti yaklaştığında, “Sözlerimi dikkatle dinleyiniz!” diye başladığı Veda Hutbesine “Ey İnsanlar, Kadınların Haklarına riayet ediniz! … Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır…” ifadeleri ile devam ediyordu.
Efendimizin (sav), “Erihna yâ Bilâl! (Bizi ferahlat ey Bilâl)” diyerek; sonraki her çağda dünyayı ferahlatsın diye okuttuğu, kız çocuklarının ve dahi kadın ve erkeğin haklarını her gün 5 defa yüzyıllardır hatırlatan, hatırlatacak olan, hatırlatması gereken Ezan’a, 1400 yıl öncesinin kadın ve çocuklarını ferahlatan Ezan’a, sonraki her an kıyamete kadar kadın ve çocuklar ferah olsun isteyen Ezan’a, Kadın Haklarının savunucusu, tebliğcisi, bu hakların insanlık nezdinde inşacısı “?efkat ve Merhamet Peygamberini” hatırlatan Ezan’a, Dünyanın değişik coğrafyalarında kadınlara ve kız çocuklarına karşı hunharca ve vahşice davrananlara “Dur!” diyen Merhamet Peygamberi­nin (sav) adının yer aldığı Ezan’a, şuursuzca ıslıklanarak say­­gısızlık gösterilmesi, cehalet değilse şuurunu yitirmişliğin te­­­za­hürüdür. Modernitenin araç­­­larıyla zihinsel köleliğin ve man­­kurtlaşmanın kabulüdür.
O Ezanlar ki…
kadın haklarının da temeli ve teminatıdır.
Kaynaklar:
1- Derya KARAASLAN, ‘Antik Yunan’da Kadın Olmak,’ Siirt Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Cilt 1 Sayı 2 ss.159-174
2- Rukiye AKKAYA KİA, ‘Atina’daki Demokrasiden Orta Çağ’a Kadının Dünyası ve Kadın Filozoflar,’ İÜHFM C. LXXIII, S. 1, s. 7-20, 2015
3- Hatice PALAZ ERDEMİR, ‘Roma Vatandaş Hukukunun Konusu Olarak Kadın’ Tarih Dergisi, Sayı 63 (2016 / 1), İstanbul 2016, ss. 1-26
4- Özlem SÖ?ÜTLÜ ERİ?GİN, ‘Roma Toplumunda Kadının Konumu,’ İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, ss1-31
5- Faruk AKYOL, ‘Orta Çağ’dan Kadından’, Kadın Araştırmaları Dergisi, 2012, ss13-22 http://dergipark.gov.tr/iukad/issue/732/7907
6- Seher PARLAK, Ortaçağ’da Kadın Olmak, https://www.academia.edu/26461566/ORTA%C3%87A%C4%9E_DA_KADIN_OLMAK,
7- Rukiye AKKAYA KİA, a.g.m.
8- Yücel AKSAN, 1450-1750 Yılları Arasında Avrupa’da Cadılık, Tarih İncelemeleri Dergisi, XXVIII / 2, 2013, ss.355-368
9- Adnan MAHİRO?LULLARI, Endüstri Devrimi Sonrasında Emeğin İstismarını Belgeleyen iki Eser: Germinal ve Dokumacılar,  Sosyoloji Konferansları, Yıl: 2005, http://dergipark.gov.tr/download/article-file/100969
10- Nilgün TUNÇCAN ONGAN, Kapitalizm ve Çocuk Emeği, türk tabipleri birliği mesleki sağlık ve güvenlik dergisi, Ekim-2016-Mart-2017, s.5
11- Başak Tuğsavul, Fabrikalardan evlere kadın grevi, 28.03.2018, https://baslangicdergi.org/fabrikalardan-evlere-kadin-grevi/
12- İbrahim FİDAN, Cahiliye ?iirinde Kadın İmgesi, Dini Araştırmaları Dergisi, Kadın Özel Sayısı, 2016 s.294

Şifrenizi mi unuttunuz?