Kur’an İlmin Anahtarıdır

149. sayı İbadet SAYILAR
Kur’an İlmin Anahtarıdır

Bilim ve din bazı çevrelerce birbirine zıt görünmekte ve gösterilmeye çalışılmaktadır. Bilim ve din arasındaki bu çatışma varsayımı referans kaynaklarının farklılığına göre değişkenlik gösterir. Her iki sistem de hayatı anlamlandırma çabası üzerine bina edilmiştir.

Aradaki yöntem farklılıkları bazıları için ayrışmanın temel noktası olmuştur. Bu ayrışmayı derinleştirmek, din-bilim kavramlarının arasını açarak birbiriyle çatıştırmak isteyenler, “Din bilimle ters düşer” iddiasını her zaman canlı tutmaya devam ediyorlar. O zaman soralım: “Din bilimle çatışır mı?” Bu soruya yine bir başka soruyla karşılık vermek gerekir: “Hangi din?”

Dini sadece ahlaki bir öğüt sistemi olarak görmenin temelinde Hristiyanlığın tabiata ilişkin tezlerindeki olumsuz sicili etkili olmuş olabilir; ancak durum İslam zaviyesinde çok farklıdır. Muharref bir inanç sistemi olan Hristiyanlığın bilimle yaşadığı problem, İslam ve bilim arasında asla vaki olmamıştır.
IV-XIV. yüzyıllar arasında Ortaçağ Avrupa’sında skolastik bir anlayış hâkimdi. Kilise bilimsel gelişmelerin önündeki en büyük engeldi. Çünkü din adamları olan ruhban sınıf yetkin olmadıkları alanlar hakkında hoyratça hükümlerde bulunuyorlardı. Aynı yüzyıllarda bırakınız bilim üretmeyi, temel ihtiyaç olan temizlik ve tuvalet konusunda ilkel alışkanlıklar edinmiş bir Avrupa manzarası karşımızda durmaktadır. Bin yıl boyunca yıkanmamış, yıkanmayı yasalarla engellemeye çalışmış, kötü ruhların kaynağını temizlikte görmüşlerdir.
Bazı seyyahlar Londra ve Paris gibi şehirlerin o rahatsız edici kokusunun çok uzaklardan bile du­yul­duğunu yazmışlar se­ya­hat­­na­melerinde. Paris’in par­füm üretiminde bir numara ol­­ması da tesadüf değildir. İs­pan­ya kraliçesi 1. Isabel ömrü bo­yunca iki kez yıkanmıştır, doğ­du­ğunda ve evlendiğinde.
Böyle karanlık bir ortamda bilim üretmek isteyenler de pek çok engelle karşılaşmışlardır. Bu engellerin en büyüğü hiç şüphesiz kilisedir. Kilisenin sabitelerinin aksine söylenen her şey en ağır yaptırımları hak etmektedir. Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü savunan Kopernik, başına gelecekleri bildiği için bu düşüncesini ölü­müne yakın bir zamanda kitap­laştırmış, engizisyon mahke­me­si­ne çıkmadan da ölmüştü. Ancak öğrencisi Giordano Bruno, Kopernik kadar şanslı değildi. Hocası Kopernik’in fikirlerini savunduğu için yakılarak öldürülmüştü. Galileo’yu ömür boyu hapse mahkûm eden skolastik bataklıktaki zihniyet, dünyanın döndüğünü kabul etmeye yanaşmıyordu. Ama cezasını çekmeye giderken Galileo’nun dudaklarından döküldüğü gibi, ne derlerse desinler, dönüyordu işte.


İslam tarihinde durum Avrupa’dakinden çok farklı tezahür etmekteydi. Prof. Dr. Fuat Sezgin’in “Büyük Çağ” olarak adlandırdığı o dönemlerde üst düzey eğitim merkezleri olan medreseler, dini ilimlerle beraber tıp, matematik, astronomi, kimya, mühendislik… gibi ilimlerin beraber okutulduğu irfan merkezleriydi. Medresede hakkıyla yetişen birisi fetva verecek kadar dini bilgiye sahipken, aynı zamanda deneyler yapıyor, bilimsel araştırma ve keşiflere imza atıyordu. Sivas’taki Gökmedrese’de ders veren ve Sivas’ta kadılık yapan Kutbeddin Şîrâzî (1236–1311) bir filozof ve din bilgini olmasının yanı sıra, astronomi, fizik, coğrafya ve tıp alanında dikkati çeken bir âlimdi. Şîrâzî Gökmedrese’deki hocalığı sırasında kapsamlı iki matematiksel astronomi kitabı yazmıştı. Gökmedrese ismi de öylesine verilmiş bir isim değildi haddi zatında.
İbn-i Sina bir tıp âlimi olmasının yanında mekanik, felsefe, fizik… gibi alanlarda da ciddi çalışmalar yapmıştır. Tıp alanında yazdığı kitap Hindistan’dan Avrupa’ya kadar pek çok coğrafyada mihenk taşı olmuştur.
Cebirin kurucusu sayılan Ha­rezmî, 1143 yılında yazdığı kitapta sıfırın kullanılarak işlem yapılabileceğini anlatmıştır. Sıfır olmasaydı bugünkü teknoloji bu noktaya gelebilir miydi?
Büyük Türk denizcisi Piri Reis’in çizdiği harita, şaşılacak derecede bu günkü ölçülere yakındır. Güney Amerika ve Antarktika’nın yer aldığı haritanın nasıl çizildiği bugün bile bir muammadır. O haritadan 300 yıl sonra Antarktika kara parçası olarak keşfedilmiştir.
Uçağın mucidi belki Wright kardeşler olabilir ama ilk uçan insan Faslı bir âlim olan İbn-i Firnas’tır. Tarihler 875 yılını gösterdiğinde kendi yaptığı kanatlarla uçabilmeyi başarmıştır.
Fatih’in hocası olan Akşemseddin sadece bir İslam âlimi değildir. Louis Pasteur’dan 400 yıl önce, İtalyan Doktor Giroloma Fracastoro’dan da 100 yıl önce yazdığı Maddetü’l-Hayat adlı eserinde “Hastalıkların insanlarda birer birer ortaya çıktığını sanmak yanlıştır. Hastalıklar insandan insana bulaşmak suretiyle geçer. Bu bulaşma, gözle görülemeyecek kadar küçük, fakat canlı tohumlar vasıtasıyla olur” diyerek mikroptan bahseder.
İslam tarihi böyle keşif ve kâşiflerle doludur ve bu bize bir hakikati gösterir: İlhamı Kur’an-ı Kerim’den alan bu zatlar, Kur’an ayetlerini kendilerine ilmin anahtarı yapmışlar. Zira Kur’an, onu okuyana akıl etmeyi, düşünmeyi, ilme talip olmayı, (Kur’an’da ilim kelimesi 728 ayette 824 defa geçmektedir) ayetlere bakmayı emreder. Bir manası delil olan ayet, yaratılan her şeydir. Kâinata, Allah’ın ayetlerine hayret nazarıyla bakan müdakkik gözlerin keşfedemeyeceği şey de yoktur.


Kur’an’ın ilmin anahtarı olmasının bir ciheti de üstad Bediüzzaman’ın tespitiyle, Kur’ an’da geçen peygamber mucizelerinin insanlığa ulaşabileceği nihayet hudutları göstermesidir.
Hz. Süleyman’a (as) rüzgârı, Hz. Davud’a (as) demiri, Hz. İbrahim’e (as) ateşi musahhar eden Allah (cc), insanlığa da şöyle demektedir adeta: “Ey insanlar! Şu gördüğünüz mucizeler birer örnektir. Çalışırsanız onların bir benzerini siz de yapabilirsiniz.”
Bugün insanlık Hz. Süleyman (as) gibi uçaklar sayesinde rüzgâra binmekte, Hz. Davud (as) gibi demiri hamur misali yoğurmakta, ateşte yanmayan elbiseler üretip Hz. İbrahim (as) gibi ateşi kendilerine musahhar etmektedirler. Hz. Musa’nın (as) asasının ucunun değdiği kayalardan fışkıran su misali sondaj teknolojisiyle arzın altında saklı olanları yeryüzüne çıkarmaktadır.
Öyleyse diyebiliriz ki, din vicdanın ziyası, bilim aklın nurudur. Birleşmesinden hakikat tecelli ettiği gibi, ayrılıklarından ya taassub veya şüpheler ortaya çıkar. Dinsiz bilim kör, bilimsiz din topaldır.
Peki, bugün Müslümanlar neden tüketim toplumu haline gelmiş, merkantilizm ve kapitalizm çarkları arasında benliğini kaybetmiştir? Bunun yegâne sebebi Allah’ın ipi olan Kur’an’a sıkı sıkıya bağlı olan ellerin gevşemesi, kendilerine başka tutacak dal aramalarıdır. “Oku!” emrine sırt çevirip, tatilde bile kitap okuyan Batılılara hayran hayran bakan Müslüman pek çok şeyi ıskalamaktadır. Washington kütüphanesinin raf uzunluğu 1400 km iken biz kütüphanenin yolunu bilmiyorsak, kitaba verilen paraya acıyorsak itiraz etmeye hakkımız yoktur.
Cehalet ve rehavet adlı düşmanlarımıza galip gelmek için yedi başlı ejderha misali şu yedi haslete ihtiyacımız ziyadedir: Cesaret, marifet, basiret, firaset, hayret, gayret, merhamet.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,