148. sayı Aile ve Çocuk

Sevgili dostlarım!
Zaman makinemizi uzun zamandır kullanmadık. Sanırım makinemiz pas tutmak üzere. Ne demişler: “Çalışan demir pas tutmaz.” O hâlde makinemizin üzerindeki pasları silme vakti geldi sanırım.
Makinemizin koltuklarına otur­duk. Emniyet kemerleri­mi­zi bağ­ladık. “Otomatik Za­man­­la­ma” düğmesine bastık. Ba­ka­lım bu sefer hangi zamana gi­dip neler göreceğiz?

Hazır mısınız arkadaşlar?
Makinemiz çalışmaya başladı. Başımız dönmesin ve midemiz bulanmasın diye gözlerimizi kapattık.
Zamanda ilerliyoruz… Çok şid­detli bir ses geliyor…
Durduk.
Issız bir yere geldik. Çok uzaklarda deniz görüyoruz. Etrafta ise ufak ufak tepeler…
O da ne? ?u tepelerin ardından sesler geliyor. Hem de top, tüfek ve bomba sesleri.
Haydi arkadaşlar! Gelin hep beraber oraya gidip neler olduğuna bakalım. Nasılsa kimse bizi görmüyor, fakat biz onları görebiliyoruz.
Fesübhanallah! Burada büyük bir savaş var. Her tarafta barut kokusu ve havada yoğun bir duman var. ?u en öndeki askerin elinde dalgalanan bizim bayrağımız değil mi? Evet, bu bayrak bizim al bayrağımız. Her taraftan “Allah Allah” sesleri yükseliyor. Bizim askerler sanki denize doğru koşuyor. Denizde ise yüzlerce büyük gemi bu tarafa doğru geliyor. Gemilerden buralara bombalar atılıyor.
Bakın! ?urada şehit olmuş askerlerimiz var. Kimisi de yaralı ve yatıyor.
Karşı taraftaki düşmanlar kim peki? Sanırım her milletten asker var orada. Bakın, çeşitli bayraklar sallanıyor karşıda. Hepsi birleşmiş ve şu küçük karayı aşıp Marmara’ya geçmek istiyorlar. Fakat bizim askerlerimiz izin vermeyecek gibi görünüyorlar. Hepsi korkusuzca saldırıyor düşmana. Sanki şehit olmak için koşuyorlar. Allah’ım! Bu ne cesaret!
Düşman gemilerine bakın hele. Hepsi bir bir patlamaya başladı. Çok ilginç, nasıl olur bu?
Bakın şurada bir gemi var. Üstünde bayrağımız dalgalanıyor. Üzerinde “Nusret Mayın Gemisi” diye yazıyor. Daha önce okuduğum bilgilere göre bu gemi bundan on gün önce denize mayın döşemişti. Düşman gemileri bu tarafa gelirken çarpsın ve patlasınlar diye. Evet! İşte hepsi bir bir patlıyor ve dağılıyor.
Sesler kesildi sanki. İki taraf da durdu. Bizim askerlerimiz siperlere girdiler. Vakit öğle vakti ve acıkmışlar.
?imdi siperlere gidiyoruz ve neler yediklerine bakıyoruz.
Ellerinde tahtadan bir kâse. Kâsenin içinde buğday çorbası. Diğer ellerinde yarım bayat ekmek. Karınlarını doyurmaya çalışıyorlar. Allah’ın her verdiğine şükrediyorlar.
Allah’ım bu ne sabır!
Bakın! ?imdi de bir kısmı cemaatle öğle namazına durdu. Diğer kısım savaşmaya devam ediyor. Namazı bitenler kalktı ve savaşıyorlar yine. Bu sefer diğer kısım namaza durdu. Allah’ım bu ne takva, bu ne keramet!
Savaş bitiyor… Her yerde mermiler, çukurlar ve şehit düşmüş askerler.
Düşman ordusu dağıldı. Askerlerimizin yüzünde bir sevinç. Çünkü zafer her zaman inananların.
Ve Çanakkale geçilmiyor.

Şifrenizi mi unuttunuz?