Lemaât Tahlilleri (4)

103. Sayı İbadet Eğitim

MUHLİS KÖRPE

“Kalem-i kudrette ittihâd, tevhîdi i‘lân eder”

Eser-i itkān-ı san‘at, fıtratın her köşesinde bilbedâhe red­deder esbâbının îcâdını. Nakş-ı kilkî, ayn-ı kudret; hilkatin her noktasında bizzarûre reddeder vesâitin vücûdunu.

Cenab-ı Hakkın her bir şeyin varlığını ve bütün özelliklerini yok olmaktan koruma­yı ve bütün ihtiyaçlarını gidermeyi içine alan sağlam yapması, sağlamlaştırması, mü­­kem­mel ve harikulade sanatla ya­rat­ması, yaratılışın her köşesinde gözle görül­mektedir. Bu durum ise sebeplerin yaratıcı olmayacağını göstermektedir. Bunca güçlü sebepler içinde küçük, zayıf, aciz, muhtaç olan varlıkların hayatlarını ve özelliklerini devam ettirmesi buna güzel bir örnek de­ğil midir? İşte varlıkları, özellikleriyle beraber hayatın bütün olumsuzluklarına dirençli kı­lan sağlam yapılışları ve mükemmel bir sanatla yaratılması, sebeplerin icat etmek­ten aciz olduğuna bir delildir. Acaba her bir varlıkta görünen mükemmel yaratılış ve mü­kemmel sanat, sanatkarının hayat, ilim, irade, kudret, basar, sem’ gibi sıfatların sa­hibi olduğunu göstermez mi? Bu sıfatlara sahip olamayan, bütün varlığı mükemmel bir sanatla yaratması mümkün müdür? Evet, kendilerini varlıkta tutamayan sebep­ler, başkalarını da varlıkta tutamazlar. Çün­kü varlığı, hayatın olumsuz şartlarına di­rençli olarak hazırlayacak hayat, ilim, irade ve kudret gibi sıfatlar sebeplerde yoktur.

Yaratılışın her noktasında görünen ilahi kud­ret kaleminin aynı nakışları, vasıtaların yaratamadığının bir delilidir. Farklı mal­lar­da görünen aynı amblemler nasıl ki o malların sahibinin bir olduğunu göster­mek­te ise varlığın her yerinde görünen ilahi kudret kaleminin damgaları da vasıtaların mülk sahibi olmadığını göstermektedir. İşte canlılarda görünen hayat nakşı, rızka muhtaç olma nakşı, ölümlü olma nakşı, acizlik nakşı, intizam nakşı, denge nakşı, sanatlı olma nakşı gibi nakışlar kalemin bir olduğunu ve Yaratıcının o kalemin sahibi olduğunu göstermektedir.

“Bir şey her şeysiz olmaz”

Kâinâtta serbeser sırr-ı tesânüd müstetir, hem münteşir; hem cevânibde tecâvüb, hem teâvün gösterir. Ki yalnız bir kud­ret-i âlem-şumûldür yaptırır; zerreyi her nisbetiyle halk edip yerleştirir. Ki­tâb-ı âlemin her satırıyla her harfi hayy; ihtiyaç sevk ediyor, tanıştırır. Her ne­reden gelirse gelsin, nidâ-yı hâcete leb­beyk-zendir. Sırr-ı tevhîd nâmına etrafı görüştürür. Zîhayat her harfi, her bir cümleye müteveccih birer yüzü, hem de nâzır birer gözü baktırır.

Aleme az bir dikkatle bakıldığında her şey­in birbirinin yardımına koştuğu ve ih­ti­yaçlarını gidermek için çalıştıkları gö­­rül­mek­tedir. Bu yardımlaşma faali­yeti şeklen birbiriyle mücadele etmeye ve ya­rış­maya benzediği için bazı insan­lar tarafından “mücadele” olarak tanımlan­mak­tadır. Bu insanlar hayatın bir müca­dele olduğu zannına kapılmışlardır. Hal­bu­ki hakikat böyle değildir. Her şey ade­ta bir fabrikanın çarkları, bir şehrin aha­lisi, bir sarayın bölümleri gibi birbirini ta­mam­lamaktadırlar. Varlıklar, baş başa, el ele, omuz omuza verip bir düzen içinde can­lılara hizmet etmektedirler. Varlıklar birbirlerinin ihtiyaç taleplerine cevap ver­mektedirler. Güneş ve ay, gece ve gün­düz, kış ve yazın, bitkilerin ve muhtaç, aç hayvanların yardımına koşmaları, hayvan­ların ise insanların imdadına koşmaları, gıdaların insan bedeninin ihtiyaçlarını gi­der­mesi gibi yardımlaşma faaliyeti her şey arasındaki yardımlaşmayı açıkça gös­termez mi? Bu durum ise akıl gözü kör olmayana gösterir ki, her şey gayet Kerîm bir tek Mürebbî’nin kuvvetiyle, gayet Ha­kîm bir tek Müdebbir’in emriyle hareket etmektedirler. Bu yardımlaşmadan anla­­şı­lı­yor ki Yüce Allah her bir atomu da­hi ilgili olduğu bütün yerleri bilerek yer­leştirmektedir.

Alemde bulunan bütün canlılar ve potan­siyel olarak canlı özellikleri taşıyan bü­tün varlıklar muhtaç olmalarından do­layı birbirlerinin yardımına koşturulmaktadır­lar. Yardıma koşan her bir varlık, mülkün gerçek sahibi ve mülkünde tek ve yega­ne olan Allah’ın birliğinden dolayı her tara­fa koşturabilmektedir. Hükümet memur­larının memleket sathında hizmet etmekle yardıma koşmasına benzemektedir. Öyle ise her şey birbiriyle ilgilidir. Yalnızlaşma yoktur. Demek bir şeyi yaratamayan hiçbir şeyi de yaratamaz.

“Güneşin hareketi câzibe içindir, câzibe istikrâr-ı manzûmesi içindir”

Güneş bir meyvedârdır; silkinir, tâ düş­­me­sin, mün­cezib seyyâr  olan ye­miş­­­­leri. Ger sü­­kû­­tuyla sükûnet ey­lese, cez­be kaçar, ağ­lar fezâda munta­zam mec­zub­ları.

Güneş, gökyüzünde bulunan 200 milyar yıldızdan biridir. Güneş sisteminin mer­kezinde yer almaktadır. Güneş, kendi ek­seni etrafında ve Samanyolu galaksisi et­rafında olmak üzere iki türlü dönüşü vardır. Kendi ekseni etrafında saatte 70.000 km. hızla dönmekte ve bir turunu yaklaşık 25 günde tamamlamaktadır. Samanyolu ga­laksisi etrafındaki bir turunu ise yaklaşık 250 milyon yılda tamamlamaktadır.

Güneşin dönmesi sonucu meydana ge­len çekim kuvveti sayesinde gezegenler, ge­zegenlerin uyduları, kuyruklu yıldızlar gü­neş etrafında toplanmaktadırlar. Gü­neş sistemini bir arada tutan güneşin dönüşüdür. Eğer güneşin dönüş hareketi olmayacak olursa güneş sistemi de dağıl­maktan kendisini kurtaramayacaktır.

“Küçük şeyler büyük şeylerle merbûttur”

Sivrisinek gözünü halk eyleyendir mut­lakā, güneşi, hem kehkeşi halkeylemiş. Pirenin midesini tanzîm edendir mutla­kā, manzûme-i şemsiyeyi nazmeylemiş. Gözde rü’yet, midede hem ihtiyacı derc edendir mutlakā, semâ gözüne ziyâ sürmesi çekmiş. Zemin yüzüne gıda sofrası sermiş.

Sivrisineğin gözünü yaratan kim ise gü­neşi ve samanyolu galaksisini de yaratan odur. Çünkü gözün görmesi ve eşyanın görülmesini sağlayan ışığı ve gökyüzündeki hassas dengeyi gözetmeden gözün görme­sini temin etmek mümkün değildir. Gözün ihtiyacı olan görme ve görülecek nesneler, gökteki denge ve güneşle yakından ilgilidir. Öyle ise bu bütünlüğü icat edemeyen sivrisineğin gözünü de yaratamaz.

Pirenin midesini yaratan kim ise güneş sistemini de yaratan odur. Çünkü mide­ye girecek rızık için gece-gündüz ve mev­simlerin meydana gelmesine ihtiyaç vardır. Bunun için ise dünyanın güneş etrafında ve kendi ekseni etrafında dönmesine ihti­yaç vardır. Demek güneş ve güneş sistemi olmadan gece-gündüzden ve mevsimler­den bahsetmek mümkün değildir. Öyle ise mi­deyi veren kim ise mideyi doyuracak rızık için gerekli ortamı ve sebepleri yaratan da aynı zattır.

Göze görme kabiliyetini veren ve mideyi rızka muhtaç eden zat kim ise bunların meydana gelmesinde birer sebep olan güneş ve yeryüzü sofrasını veren zat ta aynıdır. Demek âlemde her şey birbiriyle ilgilidir. Bütün bu ilgileri kuramayan, bilmeyen birisi en küçük şeyi de yaratamaz. Öyle ise en küçüğün yaratıcısı kim ise âlemin de yaratıcısı odur. Demek âlemin yaratıcısı bir olan Allah’tır.

Şifrenizi mi unuttunuz?