İhlas Suresi’nin İ’cazının Bir Nüktesi (2)

99. Sayı Risale-i Nur

MUHLİS KÖRPE

Hem aciz ve muhtaç olan bir masum yavrunun ihtiyaçlarının görülmesi onun terbiye edicisini gösterdiği gibi varlığın hayatlarının devam etmesi de bütün ihti­yaçlarını gören ve hiçbir şeye muhtaç ol­mayan Allah’ı göstermektedir.

Demek her şey var olmak ve varlıkta kalmak için bir zata olan ihtiyacın diliyle der ki: “Ondan başka var eden ve varlıkta tutan yoktur.”

Dördüncü: ل?ْ ي?لِدْ dir. Bir tevhîd-i celâlî müstetirdir, envâ‘-ı şirki reddeder. Küfrü keser bî-iştibâh. Yani tagayyür, ya tenâsül, ya tecezzî eden elbet, ne hâliktır, ne kayyûmdur, ne ilâh. Veled fikri, tevellüd küfrünü ل?ْ reddeder, birden keser atar. ?u şirktendir ki, olmuştur beşer ekserîsi gümrah. Ki ?sâ (as), ya Üzeyr’in (as), ya melâik, ya ukūlün tevellüd şirki meydan alıyor nev‘-i beşerde gâh bâgâh.

Bu cümle Cenab-ı Hakkın celalî tevhid mertebesini göstermektedir. Yani O’nun kibriya, izzet, kahr, azamet, gadab, kudret ve heybetindeki tevhidi göstermektedir. “Doğurmadı” anlamına gelen bu lafız şirkin türlerini reddetmekte ve inkâr düşüncesini şüphesiz bir şekilde kökünden kesmektedir.

Bir halden başka hale geçen, başkalaşan, kendisinde değişiklikler olan, birisinden doğmakla meydana gelen veya parçalara ayrılabilen, yaratıcı veya var edip varlıkta tutan bir ilah olamaz. Çünkü kendisini değişmekten alıkoyamayan, varlığı başka­sına bağlı olan, vücudu cüzlerden meydana gelerek parçalarına muhtaç olan birisi, diğer varlıklardan üstün bir farkı olamaz ki yaratıcı olabilsin. İbadet edilmeye layık olsun.

İnsanlık tarihinde Yüce Allah’a çocuk is­nad etme gibi batıl fikirler görülmekte­dir. Kur’an-ı Mu’cizû’l-Beyan şöyle de­mekte­dir: “Yahudiler, ‘Üzeyir Allah’ın oğ­­lu’ dediler, Hıristiyanlar da ’Mesih Al­lah’ın oğlu’, dediler. Bu onların kendi ağız­larıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benze­tiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da sap­tırıyorlar”!1

Kur’an-ı Kerim meleklerin Yüce Allah’ın kızları olduğu iddiasını da şöyle haber ve­rerek reddetmektedir: “’Rahmân (olan Allah, melekleri) çocuk edindi’ dediler; (hâşâ!) O, bundan münezzehtir. Bilakis (onlar) şerefli kılınmış kullardır.”

Bir kısım felsefeciler de Yüce Allah’ın akl-ı evvel diye bir varlık yarattığını, bu varlığın da ikinci bir aklı, onun da üçüncü bir aklı böyle on akıl anlamına gelen ukul-ü aşere meydana geldiğini savunmuşlardır. Bun­lar akl-ı evveli Allah’ın mahlûk kabul edip Cenab-ı Hakkın diğer akıllar vasıtasıyla kâinatı idare ettiğini söylemişlerdir. Böyle­ce büyük bir şirke kapı açmışlardır.

İşte Yüce Allah’ın haşa muhtaç olduğunu, vasıtalarla âlemi idare ettiğini sonuç veren bütün bu batıl fikirleri ل?مْ kökünden kesip onların davasını çürütmektedir. Çünkü bu edat Yüce Allah’ın hiçbir zaman çocuk edinmediğini ifade etmektedir.

Beşincisi: و?ل?ْ يُول?دْ Bir tevhîd-i sermedî işareti şöyledir: Vâcib, kadîm, ezelî olmazsa, olmaz İlâh. Yani ya müddeten hâdis ise, ya maddeden tevellüd, ya bir asıldan münfasıl olsa, elbette olmaz şu kâinâta penâh. Esbâbperestî, nücûmperestlik, sanemperestî, tabiatperestlik şirkin birer nev‘idir, dalâlette birer çâh.

Bu kelamda Yüce Allah’ın ezeli olduğunu gösteren tevhide işaret vardır. İlah’ın en büyük özelliği onun ezelî ve kadim olm­asıdır. Bir başlangıcının olmamasıdır. Var­lığının hiçbir şeye muhtaç olmaması ve kimse tarafından yaratılmamasıdır. Bizzat var olması ve varlığı kendinden olmasıdır.

Eğer ezelî olmayıp sonradan meydan gel­diyse, ya da birinden meydana geldiyse ya­ni bir doğum tarihine sahipse, ya da bir şey­in bir parçası ise elbette İlah olamaz. Âle­min yaratıcısı olamaz. Yaratılan, yaratamaz.

Sebep-sonuç ilişkisinden dolayı her şeyin kaynağını sebepte aramak, sebepleri ilah kabul etmek, varlığın kaderini gökteki ge­ze­genlerin dönüşünde görerek yıldızlara tapmak, putperestlik veya âlemdeki tabiat kanunlarını ilah kabul etmek şirkin farklı türleridir. İşte bütün bu şirkleri bu cümle reddetmektedir.

Altıncı: و?ل?ْ ي?كُنْ Bir tevhîd-i câmi‘dir. Ne zâtında nazîri, ne ef‘âlinde şerîki, ne sıfâtında şebîhi ل?ْ lafzına nazargâh. ?u altı cümle ma‘nen birbirine netice, hem birbirinin burhânı, müselseldir berâhîn, mürettebdir netâic şu sûrede karargâh. Demek şu Sûre-i İhlâs’da, kendi mikdâr-ı kametinde müselsel, hem müretteb otuz sûre münderic, bu bunlara sehergâh. الّٰلُ اِلّ? الْغ?يْب? ي?عْل?مُ ل?

Bu kelam birçok yönden Yüce Allah’ın birliğini gösteren toplayıcı bir tevhid mer­tebesidir. Evet, onun zatında bir dengi yok­tur. Çünkü onun zatı idrak edilemez. Var­lıklar ise idrak edilebilir. Onun zatı hiç­bir şeye muhtaç değildir. O, vacibü’l-vücuddur. Yani varlığı kendindendir. Var­lıklar ise her şeye muhtaçtır. Yüce Allah’ın yaratmasıyla mevcutturlar. Onları varlık sahasına çıkar­mayı irade eden Allah’tır. Onun zatı, ezeli ve ebedidir. Varlıklar ise fanidir.

Cenab-ı Hakkın fiillerinde de ortağı yoktur. O, fiillerinde hiçbir şeye muhtaç değildir. İnsanlar gibi yardımcılara ihti­yacı yoktur. Bir fiili diğer fiiline engel değildir. Fiilleri kayıt altına alınamaz. Sı­nırlandırılamaz. Hâl­buki hiçbir varlığın fiilleri böyle değil­dir. Varlıkların fiillerini de yaratan Allah’tır.

Cenab-ı Hakkın sıfatları kendisiyle kaim, ezeli ve ebedidir. Bu yönüyle hiçbir varlık sıfatlar yönüyle de onun dengi olamaz.

Demek yüce Allah zatında, fiillerinde ve sıfatlarında bir ve tektir. Ortağı ve benzeri de yoktur.

İşte İhlas Suresindeki bu altı cümle birbiri­nin hem delili hem de sonucudur. Her bir cümle diğer lafızların hem delili hem de neticesidir.

Mesela “Onun dengi yoktur.” Çünkü Ehad olduğu için dengi yoktur. Samed oldu­ğundan dengi yoktur. Doğurmadığı için dengi yoktur. Doğrulmadığı için dengi yoktur. O, Vacibü’l-Vücud olduğu için den­gi yoktur.

“Doğurulmadı” çünkü O, Vacibü’l-Vücud olduğundan, Ehad olduğundan, Samed olduğundan, Doğurmadığından, dengi ol­­ma­dığından doğurulmadı diye diğer la­fız­lar delil olur.

Böyle bakıldığında İhlas Suresinde otuz İhlas Suresi vardır denilir.

Saîdü’n-Nûrsî

Şifrenizi mi unuttunuz?