TARİHTEN SAYFALAR

160.sayı Kültür ve Medeniyet SAYILAR Tarih
TARİHTEN SAYFALAR

Elhamra Sarayı Elhamra Sarayı, Endülüs’deki Nasrîler (Benî Ahmer) Dev­leti’nin başşehri olan Gır­nata’da (Granada) bulunmaktadır. “Kızıl” anlamına gelen el-hamrâ şeklinde tanımlanması, yapımı sırasında kullanılan kil harcın kızıla benzeyen renginden dolayıdır.Tarih boyunca çeşitli defalar, tahribata maruz kalmasına ve bazı kısımlarının yok olmasına rağmen dünya çapında bir şöhrete sahiptir. Bugün de ihtişamından hiçbir şey kaybetmeksizin geçmişe ışık tutan bu bina, ayakta kalabilen eski İslâm saraylarının en iyi durumda olanıdır. Bu haliyle bir taraftan küçük bir devletin gücünü sembolize ederken diğer taraftan da daha güçlü İslâm devletlerinin yok olup gitmiş sarayları hakkında fikir vermektedir. Elhamra Sarayı, ilk olarak 800’lü yılların sonlarına doğru bir kale olarak inşa edilmiştir. Elhamra adı, Gırnata ve civarında Nasrîler Devleti’nin kurulmasıyla birlikte daha da öne çıkmıştır. Bu devletin temelini atan Gālib-Billâh Muhammed bin Yûsuf, 1238 yılında idare merkezi olarak seçtiği Gırnata’ya girdiğinde, geçici olarak el-Kasabatü’l-Kadîme’ye yerleşti. Elhamra Kalesi’nin bulunduğu yerde, ölçüleri eskisine göre daha büyük ve istihkâm şekli bakımından daha farklı yeni bir kasabanın, yani bugünkü Elhamra’nın kurulması talimatını verdi. Anlaşıldığı­na göre Galib-Billâh 1. Mu­ham­med’in başlattığı bu proje, eski Elhamra Kalesi’ne göre ölçüleri büyütülmüş sade bir kale değildi. Emevî halifeliği döneminde 3. Abdur­rah­man’ın (912-961) inşa et­tir­­diği Medînetüzzehrâ gibi, baş­ta emîr ve haremi olmak üze­re vezirlerin ve diğer ba­zı devlet ricâlinin ikamet ede­­ceği bir saltanat şehrinin ku­­rul­­masını hedeflemekteydi. An­cak bu şümullü proje, iler­­le­yen zaman içerisinde bir­takım köklü değişikliklere de uğrayarak çeşitli kısımları baş­ka başka emîrler tarafından yaptırılmak suretiyle 150 yılı aşkın bir müddet zarfında ta­mam­lanmıştır. Son şeklini ise 15. yüzyılın ilk yıllarında almıştır. 1 Mart 627 Hendek (Ahzab) Gazvesi başladı Medine önlerinde, hicretin 5. yılı Şevval ayının 7’sinde (1 Mart 627) başlayıp Zil­ka­de’nin 1. günü (24 Mart 627) sona eren savaşa, çevresine kazılan hendeklerle şehrin müdafaası sağlandığı için Hendek Gazvesi denilmiştir.Saldırgan tarafta yer alan Kureyşliler, Hayber Yahudileri, Gatafânlılar, Fezâreliler, Esedoğulları ve Süleymoğulları gibi birçok grubu ifade etmek için Kur’ân-ı Kerîm’de kullanılan “ahzâb” (hizip­ler, gruplar) tabirinden dolayı bu savaşa Ahzâb Gazvesi adı da verilir. surenin 20 ve 22. ayetlerinde, Medine’yi kuşatmaya gelen müttefik düşman kuvvetlerinden “ahzâb” şeklinde bahsedilmekte, bazı ayetleri söz konusu savaş hakkında nazil olan sure de adını bu kelimeden almaktadır.İslâm tarihinde bir dönüm noktası olan Hendek Gazvesi’nde altı Sahabe (Sa‘d bin Muâz, Enes bin Evs, Abdullah bin Sehl, Tufeyl bin Nu‘mân, Sa‘lebe bin Ganeme ve Kâ‘b bin Zeyd) şehid oldu; sekiz düşman askeri öldürüldü.Hicretten sonra başlayan Kureyşli müşriklerin Medine’ye karşı saldırıları Hendek Gazvesi’yle son bulmuştur.Peygamber Efendimiz (asm) bu gazveden sonra savaş taktiğini değiştirdi ve Müslümanlara saldırı hazırlığı içinde olan düşman kuvvetlerine onlardan daha erken davranıp hücum etmeye karar verdi. 5 Mart 1914 Enver Paşa, Naciye Sultan ile evlendi Asıl adı İsmail Enver’dir. İstanbul’da Divan­yolu’nda doğdu. Doğumu ile ilgili olarak Türkçe ve Almanca otobiyografilerinde farklı tarihler verilmektedir (23 Kasım 1881 Çar­şam­ba, 6 Aralık 1882 Çarşamba).Ailesi Manas­tırlı olup babası, önceleri Nafia Nezareti fen memurluğu yapan, daha sonra surre emini olan ve sivil paşalık rütbesine yükselen Ahmed Bey, annesi Ayşe Hanım’dır.5 Mart 1914 tarihinde Sultan Abdülmecid’in torunu Naciye Sultan ile evlenen Enver Paşa’nın bu evlilikten iki kızı ve bir oğlu dünyaya gelmiştir. Enver Paşa, Türkistan’da Ruslarla çarpışırken 4 Ağustos 1922’de hayatını kaybetti. 23 Mart 1925 İstanbul’da Japonya Büyükelçiliği açıldı. Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasına katılan Japon hükümeti, 6 Ağustos 1924’te Türkiye Cumhuriyeti’ni resmen tanıdı ve 23 Mart 1925’te İstanbul’da Japonya Büyükelçiliği açıldı. Bu, Japon hükümetinin Ortadoğu’da açtığı ilk büyükelçiliktir.27 Ekim 1937’de Japonya Büyükelçiliği Ankara’ya nakledildi. Türkiye ise 7 Temmuz 1925’te Tokyo’da Türkiye Ortaelçiliği’ni açtı ve Hulusi Fuat Bey (Tugay) büyükelçi tayin edildi. Nisan 1929’da Cevat Bey’in (Ezine) elçiliği zamanında büyükelçiliğe çevrildi….

Yazının devamı abonelere özeldir. Abone olunuz veya giriş yapınız.
Online Abonelik
Abone Girişi
Basılı Abonelik ve Dergiler
escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,