KADIN HAKLARI NASIL KORUNUR?

131. Sayı Aile Mektebi

 

Koca, Ailenin Reisidir

“Erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünkü Allah onlardan bazısını (erkekleri), bazısından (kadınlardan) üstün kılmıştır. Çünkü onlar (erkekler) mallarından (kadınlar için) harcarlar. İyi kadınlar itaatli olanlardır. Allah kendilerini nasıl koruduysa onlar da öylece (kocalarının mallarını, namuslarını ve evlerini) koruyanlardır. İsyanlarından, serkeşliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince, onlara (önce) öğüt verin. (Vazgeçmezlerse) kendilerini yataklarında yalnız bırakın. (Yine kâr etmezse) dövün. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.”[1]

Evet, kâinatta cari olan ilahi bir kanun vardır. O da bütün sistemlerin belli bir merkeze bağlı olarak çalışmalarıdır. Mesela: atomdaki sistem, merkezdeki çekirdeğe bağlı elektronların çalışmasıyla devam ettiği gibi, Güneş sistemi de gezegenlerin merkezdeki Güneş’e bağlı hareketleriyle hayatını sürdürmektedir. Bu kanun bütün galaksiler ve kâinat için de geçerlidir.  Bediüzzaman Hazretlerinin de dediği gibi: “Karıncayı emirsiz, arıyı ya‘subsuz bırakmayan kudret-i ezeliye; elbette beşeri nebisiz bırakmaz.”[2] Şüphesiz ki insanlar ve hayvanlar dahi bu kanuna tabidir. Bu kuralın dışında kalamazlar.

Evet, her bir arı kovanının bir beyi vardır. Hatta arıların ilk verdikleri oğul içinde üç-dört beyi bulunmaktadır. Kovana konulduktan sonra kendileri o beylerin hepsini öldürüp bir tanesini bırakmaktadırlar. Çünkü idare bir tek merkezden olmazsa hayatlarını devam ettiremezler. Öyle de bir karınca yuvasının devamı, bir tek idarecinin ve emirin varlığına bağlıdır. Hatta bu kanun o kadar önemlidir ki; balıklar yavrularını bırakırken o yavrular hayatlarını devam ettirmek için suyu az olan kıyılarda yaşıyorlar. Anneleri onlara sahip çıkamadığından Cenab-ı Hak o yavrulardan birisini onlara idareci seçer, emir yapar. Bütün yavrular ona bağlı olarak hareket ederek hayatlarını devam ettirirler. Buna binaendir ki; her köyün bir muhtarı ve her vilayetin bir valisi ve her devletin de bir idarecisi olduğu gibi, elbette gayet küçük fakat bir devlet kadar önemli olan her ailenin de bir reisi ve idarecisi olacaktır. O ailenin saadeti, idareciye karşı fertlerin itaati ve idarecinin de fertlere karşı merhamet ve adaletle idare etmesiyle mümkün olur. Cenab-ı Hakk’ın hikmet ve adaletiyle aile fertleri arasında seçtiği idareci ise erkektir.

Bilindiği gibi her idarecinin itaat edenlere mükâfatı ve isyan edenlere de cezası olmazsa o idare devam etmez. Yine Bediüzzaman Hazretlerinin dediği gibi: “Ordu muzaffer olursa ganimet ve şeref askerlerindir, mağlup olursa kumandanın tedbirsizliğine verilir.” Bir aile de küçük bir ordu hükmündedir. Ailede huzurlu yaşamanın şerefi fertlere verilir, ailenin içine düştüğü huzursuzluk ise idarecinin tedbirsizliğine verilir. Cenab-ı Hak, ailenin huzurlu olmasına çok önem vermiştir. Zira aileler huzurlu olursa toplum huzurlu olur, toplumun huzurlu olması da devletin huzurlu olmasını netice verir.

Kadın Dövülür mü?

Gerçekten de toplunun temel taşını oluşturan ailelerin huzurlu olması çok önemlidir. İslamiyet, ailenin kurucusu ve idarecisi olan erkeğin yaptığı iyiliğin, verdiği sadakanın en makbulü olarak çocuklarına ve hanımına yaptığı harcamanın olduğunu kabul eder. Bu, idarecinin ailesine karşı yaptığı bir mükâfattır, şefkat ve merhametin bir neticesidir. Elbette idarecinin ailesine böyle mükâfatı olduğu gibi isyan edenlere de bir cezası olacaktır. Bu hususta Kur’an-ı Azimüşşan; aile huzurunu bozacak derecede isyan eden kadına her şeyden önce nasihat edilmesini, eğer bu fayda etmezse erkeğin üç gün yatağını ayırarak o huzursuzluğun giderilmesini söyler. Eğer bu da fayda vermezse bir babanın evladını ve hocanın talebesini terbiye etmesi suretinde kadını hafiften dövmesini buyurmaktadır. Ancak Peygamberimiz (asm), bu dövme işini yapmayan erkeğin yapan erkekten daha hayırlı olduğunu ifade etmiştir. Bu dövmenin morartma, yaralama ve yüzüne vurmak gibi şiddeti kullanmadan icra edilmesini buyurmuştur. Abdullah ibn Abbas diyor ki: “Bu dövme misvakla olur.” Diğer sahabeler de buna benzer hafif bir dövme şeklinde olması gerektiğini ifade etmişlerdir.

Şu hakikati de göz ardı etmemek lazımdır. Bugünkü insanlarımız okullarda ders verilen medenî hukuka ve felsefî kurallara göre yetişmektedirler. Bir insan nasıl yetişirse öyle yaşar; öyleyse bunların kadına uyguladığı şiddet gibi yanlış hareketlerini İslamiyet’e mâl etmek büyük bir zulüm olarak hak ve hakikati görmemezlikten başka ne olabilir? Hem soruyorum: “İnsanların huzuru için İslamî hukukun engel olduğunu düşünerek uygulamayan ve insanlara refahı getireceğiz diye on yıllarca medenî hukuku icra edenler, neden o refahı getiremiyorlar ve halen de suçu İslamiyet’e atıyorlar? Acaba bu yaptıkları ne kadar doğru olabilir?”

Evet, bir kısım art niyetli veya din düşmanı olan insanlar, kadın hakları diyerek merhamet ve adaletten oluşan bu İlahi kurala karşı çıkıyorlar. Kadın haklarını korumak bahanesiyle bazen hafiften dövmeyi boşanma sebebi kabul ediyorlar. Hâlbuki kadın hakkı demek, sadece beyinden ufak bir sıkıntıyı görmemekten ibaret değildir. Belki kadının en büyük hakkı, beyini ve yuvasını kaybetmemektir. Çocuğuna sahip çıkmaktır. Annesiz veya babasız büyümenin neticesi olan, çocuğun geleceğini tehdit altına almamak ve psikolojisini bozmamaktır. Terbiye için hafiften dövmenin sıkıntısından kadını kurtaralım derken kadının bütün haklarını hiçe saydıranların, beyini kaybettirenlerin, yuvasını dağıttıranların, birçok zulümlere meydan verenlerin kadın haklarından bahsetmeleri, kanun ve adaletten dem vurmaları ne kadar doğru olur! Ve sivrisinek ısırmasından koruyorum derken o biçareleri,  yılanların, ejderhaların ağzına atarcasına daha büyük zulüm ve adaletsizlik yapılmış olmaz mı? Akl-ı selim sahibi olan insanların vicdanlarına havale ediyoruz.

Kadının Değeri

Bu dövmek meselesi gibi Ahmed bin Hanbel’in rivayet ettiği, “Kocasının vücudu irinle kaplı olsa da kadın tüm irini diliyle yalayarak temizlese, kocasının hakkını yine de ödemiş olmaz.”[3] Yine Tirmizi’nin rivayet ettiği, “Şayet ben bir insanın başka bir insana secde etmesini emredecek olsaydım kadına, kocasına secde etmesini emrederdim.”[4] Art niyetli insanlar, İslamiyet’e çamur atmak için kadınların dövülmesini bahane ettikleri gibi, bu hadis-i şeriflerle de kadına değer verilmediğini ileri sürerek bir kısım insanları ve kadınları aldatmaya çalışıyorlar.

Hâlbuki “Cennet annelerin ayakları altındadır.”[5] “Erkek kadının geçimini temin etmekle yükümlüdür.”[6] diyen dinimiz İslamiyet, kadına ne kadar değer verdiğini gösterdiği gibi; bu hadis-i şeriflerle de kadına değer vermiyor değil, bilakis Allah katında kadının ne kadar yüce bir varlık olduğunu ifade etmektedir. Zira önceden de söylediğimiz gibi, bir aile bir devlet hükmündedir. Devletin saadet ve istikametle yürümesi idarenin merhamet ve adaletiyle beraber, halkın da itaatiyle olduğu gibi; bir ailenin de huzur ve saadeti evin reisinin istikametli idaresi ve o aile efratlarının da itaatiyle mümkün olur. Böylelikle kadın maruz kalacağı bütün haksızlıklardan kurtulur. Kadının beyine itaat etmesini emreden Kur’an-ı Kerim’le hadis-i şerifler, kadının yuvasının dağılmaması gibi, saydığımız haksızlıklara maruz kalmaması içindir. Şüphesiz İslam’ın ortaya koyduğu kuralları haksızlık sayan art niyetli insanlar, kadın hakları diyerek kadınlara en büyük haksızlığı yapmış olurlar.

Kadın Erkek Eşitliği

Evet, erkeğin mirastaki üstünlüğü, kadının infak ve mehir üstünlüğü ile dengelenmiştir. Cenab-ı Hak, ayet-i kerimede: “Allah’ın, kiminizi kiminizden üstün kılmaya vesile yaptığı şeyleri temenni etmeyin”[7] buyurmuştur. Bu ayetin iniş sebebi şudur: Kadınların, Cenab-ı Hakk’ın erkekleri kendilerine mirasta üstün kılması konusunda, o üstünlüğün kendileri için de verilmesini temenni etmişlerdir. Bundan dolayı Cenab-ı Hak bu âyette, her ne kadar birbirlerinden istifade hususunda kadın-erkek eşit olsalar da, erkekler kadınlara idareci olduklarından, erkekleri mirasta kadınlara üstün kılmıştır. Buna binaen erkeklere, kadınların mihirlerini vermelerini ve onların geçimlerini temin etmelerini bu âyetle emir buyurmuştur. Böylece kadınlara verilen mihir ve onlara bakmak zorunluluğu denilen fazlalık, erkeklerin aldıkları miras fazlalığına denk olmuş olur. Hatta çoğunluk itibarıyla mirastaki bir hissenin fazlalığı, ömrünün sonuna kadar bir erkeğin ihtiyacını karşılayamadığı halde, İslamiyet bir erkeği hayat boyunca hanımına bakmak mecburiyetinde bırakmasıyla o kadının geçimini teminat altına almıştır. Üstelik erkeğin hanımına mihir vermesini de emretmiştir. Böylelikle erkeği hanımına hizmetkâr haline getiren İslamiyet’in kadına ne kadar kıymet verdiği anlaşılmaz mı?

Bediüzzaman Hazretleri bu hususta şöyle der: “Kur’an’a muhâlif olan hukuk-u medeniyetin ne kadar haksız olduğunu ispat eden binler misallerinden bir misal: فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ “Erkeğe iki kadın hissesi vardır” olan Kur’an’ın hükmü, tam adâlet olduğu gibi, merhametin de ta kendisidir. Evet, adâlettir. Çünkü çoğunluk itibariyle bir erkek bir kadın alır. Nafakasını taahhüd eder. Bir kadın ise bir kocaya gider. Nafakasını ona yükler. Mirastaki noksanını telafi eder.

Hem merhamettir. Çünkü o zaîfe kız, pederinden şefkate ve kardeşinden merhamete çok muhtaçtır. Kur’an’ın hükmüne göre o kız, pederinden endişesiz bir şefkat görür. Pederi ona, ‘Benim servetimin yarısını ellerin ve yabanilerin ellerine geçmesine sebep olacak zararlı bir çocuk’ nazarıyla endişe edip bakmaz. O şefkate endişe ve hiddet karışmaz. Hem kardeşinden rekabetsiz, hasedsiz bir merhamet ve himâyet görür. Kardeşi ona, ‘hânedânımızın yarısını bozacak ve malımızın mühim bir kısmını ellerin eline verecek bir rakib’ nazarıyla bakmaz. O merhamete ve himâyete bir kin, bir nefret katmaz. Şu halde, o fıtraten nazik, nazenin ve yaradılışça zaîfe ve güçsüz kız, sûreten az bir şey kaybeder. Fakat ona bedel, akrabalarının şefkatinden, merhametinden tükenmez bir servet kazanır. Yoksa Cenab-ı Hakk’ın rahmetinden ziyâde ona merhamet edeceğiz diye hakkından fazla ona hak vermek, ona merhamet değil, şiddetli bir zulümdür. Belki Peygamberimiz (asm)’den önceki cahiliye devrinde vahşice gösterilen gayrete binaen, kızlarını sağ olarak defnetmek gibi gaddarâne bir zulmü andıracaktır. Ve şu zamanda maddi menfaat için vahşice gösterilen hırsın, merhametsiz bir zulüm ve çirkinliğe yol açmak ihtimâli vardır. Bunun gibi Kur’an’ın bütün hükümleri وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ اِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَم۪ينَ  ‘(Habibim ya Muhammed) seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik’[8]  fermanını tasdik ediyorlar.”[9]

Demek; insanların fıtratlarına uygun olan İslamiyet, ailevi hayat ve saadetin devamı için erkeğe idareyi verdiği gibi o idareyi devam ettirecek aklı, gücü ve maddi imkânı da ihsan etmiştir.  Kadına da itaati emrettiği için o itaati netice veren erkeğin aklına, kuvvetine, malına ihtiyaç duyacak düşünce cihetiyle hissiyatı, yaradılış noktasında zayıflığı ve geçim noktasında maddi imkânsızlığı vererek ailenin bir arada adalet ve merhametle yaşamalarını temin etmiştir.

Bu İlahi kuralları suiistimal edenler örnek teşkil edemez. Cenab-ı Hak bizleri ve beşeriyeti sırat-ı müstakim olan İslamiyet’e hidayet eylesin. Âmin.

[1] Nisa, 34

[2] Altınbaşak Neşriyat nüshası Osm. Mektubat 2, s. 258

[3] Ahmed ibn Hanbel, no: 12614

[4] Tirmizî, Rada’ 10, (1159)

[5] Feydu’l-Kadir, Şerhu’l-camiu’s sağir c. 3 s. 361 no: 3642

[6] Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 8/17

[7] Nisa, 32

[8] Enbiyâ, 107

[9] Altınbaşak Neşriyat nüshası Osm. Mektubat 1, s. 29

 

↓↓↓ Yazının Tamamı ↓↓↓

EKİM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,