YUVALARI AYAKTA TUTAN 6 HARFLİ BİR KELİME

129. Sayı Aile Mektebi

 

Evlenmek kolay, lakin evlilikleri problemsiz götürmek zor günümüzde… Kendine ideal eş arayan çok, ancak ideal eş olmaya çalışan maalesef az…

Bugün dünya toplumları, yuva kurulmasına gösterdikleri çabanın çok daha fazlasını yuvaları ayakta tutmak için sarf ediyorlar. Bu sebeple eşlerimizin kıymetinin farkına vardıracak, evlerimizin yuva olmasını sağlayacak, yuvalarımızın cennetten bir köşe olmasına hizmet edecek kişilere, düşüncelere özellikle de güzel örneklere her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan dönemleri yaşıyoruz.

***

Evet, buram buram tarih kokan dedelerimizi,  maneviyat dolu nur yüzlü ninelerimizi gördüğümüzde uzun seneler süren evlilik hayatlarındaki başarılarının sırrını hepimiz merak ediyoruz. Bir yastığa baş koyarak süregelen yarım yüzyıllık mutluluklarının sebebini onlara sorduğumuzda, sevgiden de bahsediyorlar ama aldığımız öncelikli cevap “karşılıklı hürmet ve saygı” oluyor. Ama lütfen dikkat edin şurası çok önemli; tek taraflı değil, çiftlerin birbirlerine gösterdikleri, kırmamaya çalıştıkları ‘karşılıklı, mütekabil hürmet ve saygıdan’ bahsediyorlar.

Evet, aslında farkında olsak da olmasak da evlilik daha başlarken hürmet ile başlar. Allah’ın emrine, Peygamberin (asm) kavline (sözüne) hürmetle başlar. Zira imanımızın, Müslümanlığımızın gereğidir bu. Evlenecek çiftler Allaha olan hürmetlerinden, Peygamberin sünnetine duydukları bağlılıktan dolayı izdivaç yoluna girerler. İmanın onlara verdiği şuurlu bir tercihle, başka yolları değil de evliliği seçerler. Yani evlilik yolunun tercih edilmiş olması kesinlikle tesadüfi değildir.

Madem evlilik emek sarf ederek, Allah için şuurlu bir tercihle başladı; o zaman yine emek sarf ederek, çaba harcayarak, Allah rızası için şuurlu bir şekilde muhafaza edilip devam ettirilmelidir. Sıkıntılar, problemler bu şuurla aşılmaya çalışılmalıdır.

Lügatler hürmeti “bir şeye veya bir kimseye değer vermekten ileri gelen ölçülü, özenli davranma duygusu” diye tarif ediyorlar. Yani hürmetin içinde ‘değer vermek, takdir etmek, kıymetini bilmek, ölçülü olmak’ gibi manalar yüklü. ‘Küçümsemek, önemsememek, değer vermemek, alay etmek, hor görmek, ölçüsüzlük, onun hoşuna gitmeyen şeyi ısrarla yapmak’ hürmetle taban tabana zıd şeyler.

Bugün boşanmalara özellikle de şiddetli geçimsizlikle karşımıza çıkan boşanmalara baktığımızda, çiftlerin birbirlerinin şahsiyetlerine, düşünce ve duygularına değer vermediklerini görüyoruz. Avukatlar boşanma davası açan eşlerin, birbirlerinin kıymetini takdir etmeyip kıyasıya tahripçi eleştirilerde bulunduklarını ve sonuçta anlaşamadıklarını söylüyorlar.

Hâlbuki manevi derinliği olan ‘hürmet manası’ tam anlamıyla evlilik hayatının merkezine yerleşse çiftler birbirlerinin şahsiyetlerine, karakterlerine, ailelerine, duygu ve düşüncelerine bilhassa çocukluktan beri getirdikleri huylarına, geçmişlerine saygı duyup hürmet ederler. Eksikler, kusurlar, noksanlar olsa da bunlar bu manevi derinliği olan hürmetten kaynaklanan anlayışla, şefkatle, özenle kırmadan, incitmeden tamamlanmaya, giderilmeye çalışılır.

***

Bu konuda beyaz yazmalı, tatlı dilli yaşlı bir teyzenin bana söylediği, ancak bütün ehl-i imana faydalı olacağını düşündüğüm kıymetli tavsiyeleriyle sizi baş başa bırakmak istiyorum. O güzel insan bu konuda şöyle diyordu:

“Oğlum, insan saygı duymadığı birine muhabbet de duymaz. Muhabbet duysa da bu görünüşte bir muhabbet olur. Ben rahmetli Efendime, önce benim Efendim diye hürmet ederdim, değer verirdim. Zira erkekler hürmet bekler. Lakin hürmetin istenilmeyeceğini, hürmete layık olununca verileceğini de iyi bilirler. Benim efendim hürmete layıktı. Öyle yaşardı.

Evladım! Biz birbirimize karşı duyduğumuz hürmetin, muhabbetin yaralanmamasına, kırılmamasına çok dikkat ederdik. Ben ona ‘evimin direği, yüreğimin sahibi’ diye itaatle hürmet ederdim. Ona verdiğim değerin ona olan sevgimi ve onun bana olan muhabbetini arttırdığını hayretle görürdüm. Onun yokluğunu düşünür, varlığının kıymetini anlardım.

O da benim acizliğime, kadınlığıma, anneliğime hürmet eder, şefkatle beni severdi. ‘Evimin sultanı, yavrularımın sığınağı, benim dünyadaki cennetim’ derdi bana. Namazda ismimle benim için dua eder, beni merhametle korur ve kollardı. İnsan değer verdiğini korur kollar yavrum! Kişi önemsediği şeyi şefkatle himaye eder. Elhamdülillah biz birbirimizin değerini bilirdik. Gözleri doluyor…..İnşallah cennette buluşacağız. Zira öyle sözleştik rahmetliyle.

Eksiklerimiz yok muydu? Vardı elbet. Sıkıntılarımız olmuyor muydu? Oluyordu. Zaten problemsiz sıkıntısız evlilik olmaz. Oluyor diyen de yalan söylemiş olur. Peygamber Efendimiz, sahabeler bile hanımlarıyla küçük de olsa bazı sıkıntılar yaşamış. Bize ne oluyor ki! Sıkıntı, problem neticede eşlerin birbirini tanımasına, yardımlaşmasına sebep olur. Bir tartışmada karı- koca kendini de bu vesileyle tanımış olur. Gizli kusurlarını, kendinden bile sakladığı huylarını da bu sayede görmüş olur. Sonra hata ettiğini anlar, döner eşinden özür diler. O sıkıntı sonuçta yuvanın daha da sağlamlaşmasına yardım etmiş olur.

Bu nedenle merhum kayınvalidem, “Problemi küslüğe, dargınlığa, ayrılığa sebep görmemeli! Sevdiğin insanı daha yakından tanımaya onun desteğini aramaya ve almaya bir fırsat olarak görmeli” derdi. Nur içinde yatsın. Çok ferasetli, güngörmüş olgun biriydi. Maalesef bugün büyükler yeni çiftlere yardım etmiyor veya edemiyor. Ben nasipliydim. Kayınvalidem bize acemilik zamanlarımızda çok yardım etti. O kırmadan, incitmeden hem bana hem oğluna nasihatlerde bulunurdu. O gerçekten sadece benim değil pek çok kişinin de annesi gibiydi. O “Hastalıklar sağlıklıyken yapılan aşılarla önlenebilir.” der. Hiçbir problem, sıkıntı yokken, herkes neşeliyken tavsiyelerde, öğütlerde bulunup aşılama yapardı. O yüzden onun dediklerinden kimse alınıp gücenmezdi.

Mesela “Kızım!” derdi, “Evlilik eksik, kusur bulmakla, tenkit etmekle, birbirine bağırıp çağırmakla iyiye gitmez, kötüye gider. Kişi önce noksansız insan olmayacağını bilmeli. Kendi eksiğini, gediğini görmeli. Benim beyim veya hanımım şöyle şöyle olsun demeden önce, kendi öyle olmaya çalışmalı. Bak o zaman onun o hali hayat arkadaşına da nasıl tesir edecektir.

Sonra bak kızım! Biz sizi Allah’ın emri, peygamberin sünneti üzere evlendirdik. O gün bugündür şeytan hep sizinle, bizimle uğraşır bilmez miyim? Çünkü şeytan hayırlı, mutlu bir evlilik gördü mü hemen onlara musallat olur. Vesveseler verir, karı-kocayı ve onların büyüklerini kandırmaya çalışır. Sen şeytanın, çevrenin dolduruşuna gelerek Efendine hissi, nefsi muamele etme sakın! Onu üzersin sonra sen de üzülürsün. İblisi sevindirmek istemiyorsan eşini tenkit etme! Bilakis ayıp örtücü ol! Sabırlı ol! Tahammüllü ol!

Çünkü eşler bir bedendeki iki göz gibidirler. Ayrı bakan ama bir gören iki göz gibi! Ortak gaye için çalışan gözler gibi olmak lazım. İki göz birbiriyle hiç rekabet eder mi? Sen sağ gözsün, ben sol gözüm deyip kavga çıkarır mı? Hiç birbirinin kusurunu, noksanını bulmaya çalışır mı?

Güzel kızım! Yuvanıza, mutluluğunuza, çocuklarınıza gözünüz gibi bakın. Değer verin. Gözün kıymetinin, öneminin anlaşılması için illa çıkması mı lazım? Hasta olması mı gerekli?  Ha! bir de evliliğinizi kimsenin evliliği ile kıyaslamayın, sonra mutsuz olursunuz. Siz, siz gibi olun! Bu yuvanın sahibi sizler olduğunuzu bilin. Beraberce adımlar atın.

Sonra a benim tatlı kızım! Sen bize Allah’ın emanetisin. Benim oğlum da, neslim de önce Yaradan’a sonra sana emanet. Bizler insanız, hamdolsun Müslümanız. İnsan Rabbinin emanetine hürmet eder, değer verir, sahip çıkar! Haydi, bir kahve yap da Efendini de çağır beraber içelim” derdi. Maharetle kocamla aramdaki hürmeti, muhabbeti, yakınlığı arttırmaya çalışırdı.”

  AĞUSTOS SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al


İrfan Mektebi

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,