AHMED HÜSREV ALTINBAŞAK (v.20 Temmuz 1977)

129. Sayı Hüsrev Efendi Tarih

 

Vefatının 40. Sene-i Devriyesinde Rahmetle Yâd Ediyoruz

Bediüzzaman Hazretlerinin “Hüsrev gibi bir Nur kahramanından –benim yerimde ve Nur’un şahs-ı manevisinin çok ehemmiyetli bir mümessili olmasından- hiç bir cihetle gücenmemek elzemdir.”[1] dediği ve yerine hayrülhalef olarak bıraktığı Ahmed Hüsrev Altınbaşak, 20 Temmuz 1977 senesinde Rabbine ve Üstadına kavuştu. Allah binler rahmet eylesin. Bizlere şefaatçi kılsın.

Bu vesileyle istikbale dair söylediği sözlerden ve sohbetlerinden derlenen bazı bahisleri sizlerle paylaşıyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri Âlem-i İslâm’ın en karanlık günlerinde bile “Allah’ın Rahmet’inden ümidinizi kesmeyin”[2] mealindeki âyete ittibaen ümmet-i Muhammed’e (asm) ümid dersleri vermişti. 1911’de Şam Emeviye Camii’nde okuduğu hutbede İslâm Âlemi’nin geri kalmasının sebeplerinden birisinin, ümitsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi olduğunu ifade etmişti.

Yine aynı risalede “İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’âniye ve imaniye olacak. Öyle ise şimdiki kader-i İlâhi ve kısmetimize razı olmalıyız ki, bize parlak bir istikbal, ecnebilere müşevveş bir mazi düşmüş” diyerek istikbale yönelik müjdeler vermişti. O’na göre her kışın bir baharı, her gecenin bir sabahı vardı ve İslâm Âleminin gecesi de bir gün gelecek gündüze inkılâp edecekti.

Hüsrev Efendi de diğer Nur Talebeleri gibi Bediüzzaman Hazretleri’nin bu istikbal tasavvuruna aynen sahipti. Ne kadar şiddetli zulümler görseler de bu ümidlerini hiç kaybetmediler. Talebelerine Risale-i Nur’dan aldığı iman derslerini nakleden Hüsrev Efendi devamlı ümid dağıtmakta ve onlara şöyle müjdeler vermekteydi:

Kardeşlerim! Müteessir olmayın! İslâmiyet yeryüzüne hâkim olacak. İslâmiyet dünyaya hâkim olmadıkça kıyamet kopmayacak! İslâmiyet son meyvesini verecek! Öyle bir İslâmiyet gelecek ki bütün dünya kıtalar halinde İslâmiyet’e dâhil olacak. Öyle bolluk olacak ki, kimsenin geçim sıkıntısı olmayacak. Bir zengin zekâtını verecek fakir bulamadığı için parasını devlete verecek, dünyanın diğer bölgelerindeki insanlara gönderecek. İslâmiyet hâkim olduğu zaman Cenab-ı Hak yer altındaki ve yer üstündeki hazineleri o insanların emrine verecektir. Böyle bir gün gelecek, hiç merak etmeyin! İnsanların ümidini kestiği zamanda bunlar olacak.”

“Allahü Teâlâ Hazretleri, tek bir kişi de olsa, vaadini muhakkak yerine getirecektir” diyen Hüsrev Efendi, namazlarında Âlem-i İslâm’ın kurtuluşu için uzun uzun dualar ederdi. Zaman zaman bu dualarını talebeleri de duyarlardı. En ziyade şöyle dua ettiği işitilirdi: “Ya Rabbi! Ferec-i Muhammediye’yi (Muhammedî kurtuluşu) (asm) bize pahalıya satma! Ucuz ver! Lütfundan, kereminden ver!”  derdi.

Bir talebesi şöyle anlatır:

“Bir gün Ahmed Hüsrev Üstad’ımız İslâmiyet’in hâkim-i mutlak ve muzaffer olacağına dair bizlere müjde ve tebşiratta bulunuyor idiler. Bu aciz kardeşiniz ihtiyarım haricinde sordum: ‘Üstad’ım! Eğer zahire bakar isek çok zor, acaba nasıl olacak?’ Mübarek Üstad’ımız izah buyurdular:

‘Bak kardeşim; düşün ki gözümüzün önünde gayet düz bir sahra var, o sahranın ortasında bir tek ağaç var, o ağacın dallarından birisine bir tüy veya bir kıl takılmış, rüzgâr o kadar şiddetli esiyor ki o tüy kendi iradesiyle ‘Ben bu rüzgârın şiddetinden hiç kıpırdamadan duracağım!’ dese hükmü nedir, durabilir mi?’ Ben, ‘Hayır efendim duramaz!’ deyince Üstadımız; ‘Cenab-ı Hakk’ın irade-i külliyesi karşısında arz üzerinde dört milyardan fazla insanın irade-i cüz’iyelerinin o tüy parçası kadar dahi hükmü yoktur. Cenab-ı Hak isterse ve hikmeti iktiza ederse bir an Rahmet nazarı ile baksa o dört milyar insanın hepsi birer adüvv ü kâfir olsalar bile o Rahmet nazarıyla baktığı an o insanların hepsi imanın en kâmil derecesine çıkabilir.”

Hüsrev Efendi, talebelerine istikbal ile ilgili ümit vermekle beraber, istikbaldeki güzel günlere liyakat kazanmak gerektiğini de devamlı ifade ediyordu. Bunun için bir an evvel kendilerini Risale-i Nur’dan yetiştirmeleri gerektiğini, çok çalışmanın elzem olduğunu, şimdi çalışmayanların istikbalde çok pişman olacaklarını haber veriyordu. Ona göre herkes kendi vazifesini yaparsa Cenab-ı Hak inayetini esirgemezdi. Hatta talebelerinin muhtelif zamanlardaki sorularına karşılık, çekilen sıkıntıları, maruz kalınan zulümleri göstererek adeta Peygamberimiz’in (asm) Mekke devrinin bir numunesinin yaşanmakta olduğunu söylemişti. Keza, bir sohbetinde de ahir zamanda gelecek olan şahsın vazifelerinden birinci vazifesi olan iman-ı tahkîkîyi tesis etmek vazifesinin halen devam etmekte olduğunu bildirmişti ki, bu vazife en meşakkatli, en uzun ve en zor olanıydı.

Risale-i Nur’dan alınan derslere binaen Nur Talebeleri biliyorlardı ki kavlî dua ile beraber fiilî dua da yapılmalıydı. İman ve Kur’ân davasına sahip çıkacak kuvvetli eller yetiştirilmeliydi ve halkın zaten cevherinde bulunan İslâm’ın hakikatleri, yeniden sarsılmaz bir şekilde ihyâ edilmeliydi. Hem kulun vazifesi ayrı, Allah’ın vazifesi ayrıydı ve Nur Talebeleri vazife-i İlâhiyeye karışmamaları gerektiğini gayet iyi biliyorlardı.

[1] Osmanlıca Şuâlar, s. 533

[2] Zümer Sûresi, 5

 

AĞUSTOS SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,