31 MART VAKASI VE YEDİNCİ CİNAYET

127. Sayı Tarih

 

31 Mart Vakası, vaki olduğu günden bu yana tarihçi ve siyaset erbabının ilgisini en çok çeken tarihi olaylardandır. Üzerinden yüz yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen hala sıcaklığını koruyan önemli köşe taşlarından biri olarak tarihteki yerini almış gözüküyor. Biz bu olayı, bir de Bedüzzaman’ın (ra) nazarından Divan-ı Harb-i Örfî’deki savunmasını merkeze alarak incelemeye çalışacağız. Özellikle bu uzun savunmanın mezkûr vakayı ortaya çıkaran sebepleri ve itiraza medar olan yedinci cinayet üzerinde duracağız.

Bediüzzaman (ra) bu elim hadisenin sebepleri olarak şunları zikretmektedir.

  1. Hadisenin yüzde doksan nedeni, İttihat ve Terakki’nin baskısına ve tahakkümüne karşı çıkmaktır.
  2. Fırkaların vekilleri değiştirmek için ortaya koydukları münakaşalardır.
  3. İktidardan indirilmesine kesin karar verilmiş olan Sultan Abdülhamid Han’ı kurtarmak düşüncesidir.
  4. Askerin hislerine ve dini yaşantının aleyhine yapılan telkinata set çekmektir.
  5. Faili meçhul bir cinayete kurban giden ve büyütülen Hasan Fehmi Bey’in katilini meydana çıkarmaktır.
  6. Alaylı-mektepli çekişmesinde mağdur edilen alay zabitlerinin mağduriyetlerini gidermektir.
  7. Hürriyeti sefahet olarak anlayanlara tepki göstermek ve İslam ahlakıyla hürriyetin sınırlarının çizilmesini arzu etmektir. Aynı zamanda halkın İslami siyaseti yalnız kısas ve el kesmek olarak anladıgı ve bunun icrasını istemektir.

Fakat zemin bataklık ve bu hadise de bir yerlerden planlanarak ortaya sürülmüş. Bu planlayıcılar planları uğruna askerin disiplinini bozmaktan çekinmemişler. Asıl sebeb ise;

  • Partilerin körü körüne taraftarlıkları ve birbirine garazla yaklaşmaları,
  • Gazetelerin hakikate hizmet yerine olayları abartımaları, yalanlar ve aşırılıklarla karışıklığa sebebiyet verecek propagandalarıdır.

ELHASIL

  • Gazetelerin tutumu,
  • Fırkaların hizmet yerine kendi menfaati için yaptığı çalışmalar,
  • İttihatçıların baskısı,
  • İtaatin esas olduğu asker ocağında hürriyetin yanlış telakki ettirilmesi,
  • Bazı dikkatsizlerin kendi yanlış yorumlarıyla askere, “şeriat elden gidiyor” şeklinde propaganda yapması,
  • Müstebitler, dinde cahil mutaassıblar, dinde hassas fakat muhakeme-i akliyede noksan olanların o bataklık zeminde tohum ekmeye başlaması,
  • Memleketin umum siyasetinin cahil kişilerin elinde kalması,
  • İçerde ve dışarda devletle ilgili sorunları olanların parmak karıştırması,

ortalığı anarşiliğe çevirmiştir.

31 Mart Vakası sırasında Bediüzzaman (ra)’ın durumuna kısaca göz atalım.

  • 13 Nisan 1909 isyan çıkar.
  • 13 Nisan 1909 üstad Makriköy (Bakırköy)’e çekilir. (Divan-ı Örfi – 9. Cinayet)
  • 15 Nisan 1909’da Volkan Gazetesindeki “Edipler edepli olmalı (15 Nisan 1909/2 Nisan 1325/24 Ra 1327)” yazısı ile olayları yatıştırmak için gazete lisanıyla müdahil olmaya başlar. İkdam, Mizan gibi gazetelerde isyancıları sükûnete davet eder.
  • 16 Nisan 1909 sekiz taburun itaat altına alınmasına vesile olur. (Divan-ı Örfi – 10. Cinayet)
  • 24 Nisan 1909 Hareket Ordusu’nun İstanbul’u kontrol altına alıp İttihad-ı Muhammedi Cemiyetinin üyelerini tutuklaması üzerine, hıfz-ı hayat için İzmit’e gider.
  • 27 Nisan 1909 Sultan Abdülhamid tahttan indirilir.
  • 01 Mart 1909 Üstad İzmit’de tutuklanarak İstanbul’a gönderilir.
  • Yirmi gün kadar hapis kaldıkdan sonra Divan-ı Örfiye çıkartılır ve savunmasını yapar.
  • 23/25 Mayıs 1909 Üstad beraat eder.

Bediüzzaman (ra)’ın Divan-ı Örfî’de yapmış olduğu savunma eski Said döneminin özeti niteliğindedir. Eski Said dönemi İstanbul hayatını merak edenlerin istifade etmesi gereken şaheser bir savunmadır. Bu savunmada; “Ey Paşalar, Zabitler! Hapsimi iktiza eden cinayetlerin icmali: Medar-ı iftiharım olan mehasinim, şimdi günah sayılıyor. Artık nasıl itizar edeyim, mütehayyirim” ifadesiyle din, millet ve vatanın selameti için güzel bir niyetle ortaya koyduğu çalışmaların cinayet sayıldığını beyan eder. Savunmasını da “Benim iftihar ettiğim ama sizin cinayet gördüğünüz on bir buçuk cinayati benden dinleyiniz” manasında yapar.

İşte bu maddelerden yedinci cinayet Bediüzzaman (ra)’ın,

  • İttihad-ı Muhammedi cemiyetine bakışını
  • İttihad-ı İslam fikrini hangi temeller üzerine oturttuğunu

beyan eder.

Eleştiriye sebep olan nokta ise, Cemaleddin-i Efgani ve Muhammed Abduh isimlerinin bu mahkeme savunmasında zikredilmiş olmasıdır. Divan-ı Örfi’deki savunma ve özelde yedinci cinayet bir bütün olarak nazara alındığında yapılan bu eleştirinin hakikati aramaktan uzak olduğu hakperest nazarlarca görüleceği kanaatindeyim. O yedinci cinayet ise sadeleştirilmiş haliyle budur;

YEDİNCİ CİNAYET:

İşittim; İttihad-ı Muhammedî (asm) namıyla bir cemiyet teşekkül etmiş. Nihayet derecede korktum ki; bu ism-i mübarekin altında bazılarının bir yanlış hareketi vücûda gelsin… Lâkin tekrar korktum, dedim: Bu isim umumun hakkıdır, tahsis ve tahdid kabul etmez. Ben nasıl ki, dindar yedi cemiyete bir cihette mensubum. Zîrâ maksadlarını bir gördüm. Kezalik o ism-i mübareke intisab ettim. Lâkin tarif ettiğim vecihle ki; işte bu tarifi ceridelerde neşretmiş idim. Benim murad ettiğim ve dâhil olduğum İttihad-ı Muhammedî’nin (asm) tarifi budur ki:

  • Sınırları, doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanmış nurani bir halatla bağlanmış bir dairedir.
  • Üyeleri, bütün Müslümanlardır.
  • Birliğimizin sebebi, tevhid-i İlahidir.
  • Yeminimiz, imandır
  • İsim defterleri, levh-i mahvuzdur.
  • Yayınları, bütün İslami kitaplardır.
  • Günlük gazeteleri, i’la-yı kelimatullahı maksat yapan bütün gazetelerdir.
  • Kulüp ve encümenleri, mescidler, medreseler, zaviyelerdir.
  • Merkezi, Haremeyn-i Şerifeyndir.
  • Başkanı, Fahr-i Âlem’dir (sav).
  • Mesleği,
  • Cihad-ı ekber,
  • Ahlak-ı Peygamberî ile ahlaklanmak,
  • Sünneti ihya,
  • Başkalara muhabbet ve kavl-i leyn ile nasihattir.
  • Nizamnamesi, sünnet-i nebeviye
  • Kanunnamesi, Allah’ın emir ve yasakları
  • Silahları, Kur’an ve sünnetten alınan kesin deliller. Zira medenilere galebe ikna iledir…
  • Hedef,
  • İ’la-yı kelimetullah
  • %99’u ahlak, ibadet ve fazilet olan şeriat
  • %1’i ise siyasete mütealliktir. Onu da ulülemrimiz düşünsün.
  • Maksadımız, o silsile-i nuraniyi (bütün Müslümanları) harekete geçirerek;
  • Şevkle, vicdani uyanışla, ilerleme yolunda kemalat merkezine sevk etmektir.
  • Zira i’la-yı kelimatullahın bu zamanda en büyük sebebi, maddeten terakkidir.

İşte; ben bu ittihadın efradındanım. Ve bu ittihadın tezahürüne teşebbüs edenlerdenim. Yoksa sebeb-i iftirak olan fırkalardan değilim.

Elhasıl:

Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürtler, o zamandaki Kürtlerdir.

Bu meselede seleflerim: Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir.

“Kıta”

İhtilaf u tefrika endişesi / Kûşe-i kabrimde hattâ bîkarar eyler beni.

İttihadken savlet-i a’dayı def’e çaremiz / İttihad etmezse millet, dağdar eyler beni…

Sultan Selim

Ben zahiren buna teşebbüs ettim, iki maksad-ı azîm için…

Birincisi: O ismi tahdid ve tahsisten halâs etmek… Ve umum müminîne şümulünü ilân etmek… Tâ ki tefrika düşmesin ve evham çıkmasın!

İkincisi: Bu geçen musibet-i azîmeye / 31 Mart vakasına sebebiyet veren fırkaların iftirakını, tevhid ile önüne sed olmak idi. Vâ esefâ ki, zaman fırsat vermedi. Sel geldi, beni de yıktı.

Hem derdim: Eğer bir yangın olsa, bir parçasını söndüreceğim. Fakat elbisem de yandı… Ve uhdesinden gelmediğim şöhret-i kâzibem de maalmemnuniye ref’ oldu. Ben ki, âdi bir adamım. Böyle meclis-i mebusan ve a’yan ve vükelanın en mühim vazifelerini düşündürecek bir emri, uhdeme aldım. Demek cinayet ettim…

Yapılan bu savunmanın bütününü nazara vermeden sadece “Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira o Kürt’leri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürtler, o zamandaki Kürtlerdir.

Bu meselede seleflerim: Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abdüh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir.” paragrafından “Seleflerim: Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abdüh” ifadesini cımbızlayıp; bak! Said Nursi bu sözüyle;

  • Mason olan bu zatları rehber yapmıştır.
  • İngiliz ajanı olan bu şahsiyetlerin etkisinde kalarak II. Abdülhamid Han’a karşı çıkmıştır.
  • Batıdan etkilenen bu reformistlerin etkisinde kalmıştır.

deniliyor.

Bu sathî ve gerçeği yansıtmayan ifadelerle kamuoyunda “Said Nursi de Abdülhamid Han’ı tahttan indirenler arasındaydı” algısı maksatlı veya cahilane ortaya konuluyor. Hâlbuki bu konu dikkatle incelendiğinde, Bediüzzaman (ra)’ın yedinci cinayette ittihad-ı İslam vurgusu yaptığı görülür. Dolayısıyla meseleyi bu kavram üzernden ele almak gerekiyor.

  1. Bediüzzaman “Sultan Selim’e biat etmişim. Onun ittihad-ı İslâmdaki fikrini kabul ettim. Zira o Kürtleri ikaz etti. Onlar da ona biat ettiler. Şimdiki Kürtler, o zamandaki Kürtlerdir” ifadesiyle, ittihad-ı İslam konusunda kime biat ettiğini açıkca vurguluyor. (Biat kelimesi; bağlılıgını ve güvenini bildirmek, birisinin başkanlığını kabul etmek anlamına gelmektedir.)
  2. “Bu meselede seleflerim: Şeyh Cemaleddin-i Efganî, allâmelerden Mısır müftüsü merhum Muhammed Abduh, müfrit âlimlerden Ali Suavi, Hoca Tahsin Efendilerle Namık Kemâl Bey ve Sultan Selim’dir.” sözüyle kendisinden önce ittihad-ı İslam düşüncesini dile getiren kişilerin isimlerini zikretmektedir. Zira selef, “eskide, önceki, evvelce bulunan, önceden gelen” manalarını ifade etmektedir. Paragraftaki “biat” kelimesini görmezden gelip “selef” kelimesine takılmak ve metnin maksadının dışında bir mana vermek ibretlik ve eseflik bir durumdur.
  3. Bediüzzaman (ra)’ın, eski ve yeni Said dönemi eserleri incelendiğinde bu iki şahsiyetten başka hiç bir yazısında söz etmediği rahatlıkla görülebilir. Eğer bu zatlar rehber ve üstad kabul edilmiş olsaydı, yazılan eserlerde çokca isimlerinin zikredilmiş olması gerekirdi. Hâlbuki Bediüzzaman, üstadım ve rehberim dediği Hz. Ali (kv), Abdülkadir Geylani (ra), İmam-ı Rabbani (ra), Mevlana Halid-i Bağdadi (ra) gibi zatlardan sıkça bahsetmektedir.
  4. Abdülhamid Han’ı indirenlerin kurduğu mahkemede, on birinci cinayette; “O vakitte -şimdi münkasım olmuş, şiddetlenmiş olan- istibdadlar, merhum Sultan-ı Mahlu’a isnad edildiği halde” ifadesiyle Abdülhamid Han’ı tahttan indirenleri istibdatla, baskı yapmakla suçlar. Aynı zamanda Abdülhamid döneminde, hükümetlerin uyguladığı baskıların sultana isnat edilmesini de eleştirir. Yine aynı paragrafta “Şefkatli Sultan” ifadesiyle Abdülhamid Han’a bakışını o dönemde ortaya koyar.
  5. Sünnet-i Seniye, tesettür, ictihat, sahabeler hakkında yazdığı risalelerle reformistlere karşı Ehl-i Sünnet cemaatini müdafaa eden, İngilizlerin İstanbul’u işgali sırasındaki mücadelesi ortada olan, İngilizleri insanlığın nefs-i emmaresi olarak gören bir zatın masonlukla veya reformistlikle anılması, akıldan uzak bir durum ve tutumdur.
  6. Aynı zamanda İslam hukukuna uygun meşrutiyet isteği ve talebiyle Abdülhamid Han’ın indirilmesini ayır/a/mamak ve bugün cumhuriyetin İslam medeniyetiyle daha ileri seviyeye ulaşacağını aynı ağızlardan duymak, bir akıl tutulması olsa gerektir.

Rabbim hakkı hak bilip Hakk’a uymayı, batılı batıl bilip batıldan kaçmayı bizlere lutfetsin…

 

HAZİRAN SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al


İrfan Mektebi

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,