Osmanlı Devrinde Kudüs ve Altın Madenleri

126. Sayı Mekân Tarih

 

 

Sultan 2. Abdülhamid, Kudüs ve Fırat Kalkanı harekâtıyla teröristlerden temizlenen El-Bâb’daki altın madenlerini şahsî mülküne alarak yabancı istilasından korumaya çalışmıştı.

Kudüs’de Osmanlı eserleri

Yavuz Sultan Selim’in 29 Aralık 1516 günü Osmanlı ordusunun başında Kudüs’e girmesiyle birlikte Kudüs’te 4 asırlık Osmanlı Devri başlamış oluyordu. Osmanlı Devleti, İslâm dünyasının üçüncü mukaddes şehri olan Kudüs’e, şanına yakışır şekilde hususî bir önem atfetmiştir. Bu öneme binaen Kanunî Sultan Süleyman devrinden başlayarak, ciddî imar faaliyetlerinde bulunulmuştur. Bu süreçte Kubbetü’s-sahra restore edildi. Üç km uzunluğunda on iki metre yüksekliğinde sur inşa edildi. Hâlen mevcudiyetini devam ettiren bu surun 34 kulesi ve 7 kapısı vardır. Ayrıca Kudüs’ün suyolları tamir ettirilmiş ve beşi sur içinde olmak üzere altı çeşme yaptırılmıştır. Hürrem Haseki Sultan, Kudüs’e câmi, medrese, han, ribât ve imarethaneden teşekkül eden bir külliye yaptırmıştır. Bu külliyeden günümüze imarethane ulaşmış olup, hâlâ hizmet vermektedir. 2014 senesinde Anadolu Ajansına konuşan imarethanenin müdürü Abdullah Acec şunları söylemekteydi:

“Burayı Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Kanunî Sultan Süleyman’ın eşi Hürrem Sultan yaptırmış. Burası önceleri vakıf olduğu için kendisine ait vakıf binalarının gelirleri ile yaşıyordu. İsrail, savaştan sonra bunlara el koyunca gelirimiz azaldı, uzunca zaman zekât ve yardımlarla yürüdük. Şimdi ise Katar devletinin “Kızılay’ı” bizim harcamalarımızı karşılıyor. Burada 5 kişi çalışıyoruz ve her gün 5 yüz kişilik, 113 aileye yetecek yemek çıkarıyoruz. Günlük 2 bin dolar harcamamız oluyor. Ramazan’da ise iki kat yemek yapıyor ve daha fazla kişiye dağıtıyoruz. Haftanın 5 günü, Cuma ve Cumartesi hariç hizmet vermekteyiz.”

 

Kudüs’deki Hürrem Haseki Sultân İmârethânesi

 

Hürrem Haseki Sultan, külliyesinin masraflarının karşılanması için kurduğu vakfa hususan Remle’de çok sayıda arazi de bağışlamıştı. Onun vefatından sonra Kanunî Sultan Süleyman, vakfa bağışlanan arazi ve köylerin sayısını arttırmıştır. Hürrem Haseki Sultan, bu imarethanesi günümüze ulaşan külliyenin hâricinde Kudüs’e bir de hamam inşa ettirmiştir. Ancak bu hamam günümüzde Ermeni kilisesinin malıdır. Kanuni devrinden sonra da Osmanlı Devleti tarafından Kudüs’de birçok eser inşa edildi. Bunların sayısının sadece sur içinde 60’ı geçtiği bilinmektedir. Sultan 4. Murad, Kudüs’ün güvenliği için El-Halil yolu üzerinde bir kale inşa ettirdi. Sultan Abdülmecid ve Sultan Abdülaziz, Kudüs’de çok ciddî restorasyon çalışmaları yaptırdılar.

Kudüs’de barışın hâkim olduğu dört asır

Kudüs, yüzyıllarca Osmanlı idaresi altında barış içinde yaşamıştır. 1798 senesinde Napolyon’un Mısır’ı işgal girişiminin ardından, Fransız kuvvetleri işgali sağlamlaştırmak adına Osmanlı kuvvetlerinin bulunduğu Akka’yı kuşatmaya alırlar. Ancak Cezzâr Ahmed Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Fransızlara galip gelir ve Fransa çekilmek zorunda kalır. Bu püskürtülen işgal girişiminin haricinde 1. Dünya Savaşına kadar dört yüz yıl boyunca, Kudüs barış ve huzur beldesi olmuştur. Kudüs’ün demografik yapısı korunmuş ve nüfus yapısını bozacak Yahudi göçlerine izin verilmemiştir.

Kudüs’ün nüfus yapısı ve Yahudi göçü

Memlûklüler ve Osmanlılar devirlerinde Kudüs’ün nüfusunun 10 bin civarında veya biraz altında veya biraz üstünde sabitlendiğini görüyoruz. Ancak bu durum 1850 senesinden itibaren Kudüs’e Yahudi göçüyle birlikte değişmeye başlamıştır. 1870’de Kudüs’ün nüfusu 20 bine ulaşmıştır. 1900’e gelindiğinde ise 40 bini geçmiştir. Önceleri Müslüman nüfus çoğunlukta iken, 1900 senesinde nüfusun yarıya yakınını Yahudiler oluşturmaktaydı. Yahudi nüfusunun artışı, dayatma bir göç durumunun neticesiydi.

Kudüs ve El-Bâb’daki altın madenleri

Bu resmî olmayan ancak fiilî olarak dayatılan göç durumu, hayra alamet değildi. 1850’li yıllardan itibaren fiiliyata geçirilmiş bir politikanın tezahürüydü. Sultan 2. Abdülhamid’in ileri görüşlülüğü burada da devreye girmiştir. Yahudilerin, Kudüs merkezli ve Fırat ile Nil Nehirleri arasında kurmayı düşündükleri Yahudi Devletini engellemek için her türlü tedbiri almıştır. Bunların arasında, bu coğrafyadaki altın madenlerini kendi şahsî mülkü yapmak suretiyle yabancı istilasından korumak da vardı. 15 Aralık 1907 tarihli Meclis-i Vükelâ evrakında (BOA, MV__00117_00084_001_002) bu konu ile ilgili şu ifadelere yer verilmekteydi:

“Suriye ve Beyrut vilâyetleriyle Kudüs-i Şerîf sancağı dâhilinde humr (altın) ma’deninin taharrî ve işletilmesi imtiyazı mukaddemâ bâ-irâde-i seniyye-i cenâb-ı Pâdişâhî hazîne-i hâssa-i şâhâneye i’tâ edilmiş olduğu hâlde bilâhere Lazkiye sancağında Bâb nâhiyesinde zuhûr eden bir humr ma’denini işletmek üzere bazı teşebbüsâtda bulunulduğu ve İzmir’de petrol gazı ile ispirtonun muhâfazası için mağazalar inşâsı imtiyâzı ber-mantûk-ı emr u fermân-ı hümâyûn-ı mülûkâne hazîne-i müşârun-ileyhâya ihsân buyurularak fermân-ı âlî dahî istihsal edilmiş bulunduğu”

Söz konusu vesikada da belirtildiği üzere, Suriye ve Beyrut Vilâyetlerindeki altın madenleri Hazîne-i Hâssa’ya devredilerek, mülkiyeti Sultan 2. Abdülhamid’in olmuştur. Suriye vilâyetine bağlı olan Kudüs’deki altın madeni de buna dâhildir. Yine Suriye Vilâyetine bağlı Bâb nahiyesinde keşfedilen altın madeninin de Hazîne-i Hâssa’ya ait olacağı belirtilmiştir ki; biz bu nahiyeyi günümüzde El-Bâb ilçesi olarak biliyoruz. Fırat Kalkanı harekâtıyla gündeme gelen El-Bâb, bu Meclis-i Vükelâ evrakından da anlaşılabileceği üzere Osmanlı Devleti açısından önemliydi. El-Bâb’daki altın madeni de tıpkı Kudüs’deki altın madeni gibi Hazîne-i Hâssa’ya devredilmişti.

Sultan 2. Abdülhamid, başta Kudüs olmak üzere kritik yerleri ve altın ve petrol madenlerini Hazine-i Hassa’ya devretmeye, bu yerlerle ilgili en kötü senaryoyu dikkate alarak karar vermişti. Bu şehirler ve beldeler Osmanlı Devletinin elinde kaldığı müddetçe, bugünkü manada birer devlet şirketi gibi işletilecek ve gelirleri tamamen devlete ait olacaktı. Elimizden çıkarsa da mülkiyeti Osmanlı Padişahına ait olacağı için, kârı yine Osmanlı Devletine ait olacaktı. Ancak Sultan 2. Abdülhamid’in uzun vadeli bu akılcı planları tahttan indirilmesinin üzerinden daha birkaç ay geçmeden, yeni gelen yönetim tarafından tamamen iptal edilecekti. Hareket Ordusu ve güdümündeki yeni hükümetin ilk işlerinden birisi bu madenleri yabancı şirketlere ihale usulüyle vermek olacaktı. Sultan 2. Abdülhamid’e ait olan Kudüs’teki ve El-Bâb’daki altın madenleri bugün ne durumdadır acaba?

 MAYIS SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al


Arif Emre Gündüz

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,