HALEP İÇİN VARIZ, ÇÜNKÜ BİZ İNSANIZ!

122. Sayı Dosya Konusu Dünya

 

Bu yazının konusu; onlarcası Osmanlı dönemine ait olan ve yüzlerce tarihi eseri içerisinde barındıran Halep’in kadim tarihi, üzerinde medeniyet inşa edilmiş geçmişine ilişkin olabilirdi.

Bu yazının konusu; bir zamanlar Halep’in, Osmanlı İmparatorluğu’nun “ikinci büyük kenti” olması, Halep’in Osmanlı, Venedik, Fransız ve İngiliz tüccarlarının sıklıkla uğradıkları bir merkez olma özelliğine bağlı olarak,[1] Halep’in Anadolu ve diğer coğrafyalar arasındaki ticari ehemmiyeti üzerine olabilirdi.

Bu yazının konusu; 17. yy’da hiçbir Anadolu kentinde olmayan deri pazarının Halep’te olduğu,  Nüremberg’li bir tüccar olan Wolffgang Aigen’in Halep’te oturduğu ve bu tüccarın Fransa ve Hollanda’ya Halep’ten deri ihraç edildiğini rivayet ettiği üzerine olabilirdi.[2]

Bu yazının konusu; Avrupa kadar Hindistan’la yürütülen ticaretin merkezinin Halep olduğu üzerine olabilirdi.

Bu yazının konusu; Suriye’nin İsrail ile yaptığı savaşlar, yaşadığı sorunlar, Golan Tepeleri veya “Hafız Esad’ın 1970 Kasım’ında Salih Cedid’i tutuklatarak, Suriye’de idareyi ele alması”[3] gibi tarihsel bir olayın, günümüz açısından değerlendirilmesi olabilirdi.

Bu yazının konusu; Temmuz 2003’te Tayyip Erdoğan’ın davetlisi olarak 5 bakan ile birlikte Türkiye’ye gelen Suriye Başbakanı Mustafa Miro’nun 17 yıl aradan sonra Türkiye’ye gelen ilk Suriye Başbakanı olması[4] ve sonrasında gelişen ilişkiler neticesinde Mart 2011’de Türkiye -İran- Suriye arasında anlaşmaya varılan ŞAMGEN vize uygulamasına geçilmesi[5] olabilirdi.

Bu yazının konusu; “Jeopolitik eksenlerin coğrafyalar ile belirlendiği, bu coğrafyaların devletlere özel roller verdiği”,  buradan hareketle jeopolitik – jeostratejik vb. gibi kavramlar üzerinden Suriye’nin bölgesel ve küresel konumun uluslararası aktörler nezdinde önemini irdelemek olabilirdi.

Bu yazının konusu; 10 yıl aradan sonra BM Genel Kuruluna katılan Rusya Devlet Başkanı Putin’in, tüm aktörlere hitaben “Ne yaptığınızın farkında mısınız?”[6] diye sorarken neyi kastettiğini anlamaya çalışmak olabilirdi.

Bu yazının konusu; Mart 2015 tarihinde kurulan Arap Ordusu[7] ile yine 2015 Aralık ayında kurulduğu ilan edilen ve 34 İslam ülkesinin yer aldığı İslam Ordusunun[8] İslam dünyası için ne ölçüde umut olacağı olabilirdi.

Ancak bugünlerde Halep’in maruz kaldığı yıkım ile Haleplilerin muhatap olduğu kıyım, Halep, Suriye, Ortadoğu ve İslam Dünyası üzerine söylenebilecek, yazılabilecek pek çok şeyi anlamsız hale getirmektedir.

İnsanlık tarih boyunca pek çok kıyımlara, katliamlarla yüz yüze kalmıştır. Kuzey Barbarları olarak nitelendirilen Moğollar, 1251’de Pekin kapılarına dayandıklarında, Moğolların eline geçmemek için 60 bin kadının surlardan atladığı, açlıktan insanların birbirini yediği ifade edilmektedir.[9] 1237’de Rusya’ya rotalarını çeviren Moğollar, Riazan kentini ele geçirdiklerinde kent nüfusunun yarısını yakmışlar, diğer yarısını da kesmişlerdir.[10] Babür Afganlıların kafataslarından uzaklardan bile görülen kuleler inşa etmiş[11] 1383’de Timur’un oğlu Miranşah yine babasının onuruna kafatasından kuleler yapma geleneğini sürdürmüş, 1387’de Isfahan çevresinde 1000-2000 kafatasından oluşan 45 kule yapılmıştır.[12]

Keza aynı şekilde 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü ele geçiren Haçlılar, şehirde Müslüman ve Yahudilerden neredeyse kimseyi bırakmamışlardır. Öyle ki katliamlardan şehirdeki kanın diz boyuna ulaştığı rivayet edilmektedir.

Tarihler daha yakına geldiğinde, 2. Dünya Savaşında İngiltere’de savaş boyunca ölenlerin toplam sayısı 60 bin iken, Tokyo’da sadece bir günde 83 bin kişi hayatını kaybetmiştir.[13]

Örnekleri çoğaltılabilecek, tahayyül sınırlarını zorlayan ve insanlığın ne kadar insanlıktan çıkabileceğini gösteren bu örneklerden birisi daha, hali hazırda, tüm dünyanın gözleri önünde anlık yayınlarla, sosyal ve görsel medyadan paylaşımlarla, tüm dünya insanlarının kulaklarına ulaşan çığlıklar ve haykırışlarla yaşanmaktadır.

Tarihte pek çok katliamların olduğu vakıadır. Geçmiş devirlerin katliamlarından o devirde yaşayan insanların sorumluluğunu tarih yargılamaktadır. Halep’te yaşanan hadiselerin boyutlarını ve insanların sorumluluklarını da tarih mutlaka kendi ölçülerinde yargılayacaktır. Ancak bugün ulaşılan birikim, bilgi ve bilinç düzeyi, bu sorumluluğun bugünden kimin payına ne düştüğünün anlaşılmasını sağlamaktadır.

Bugün Halep’te yaşananların değerlendirilme düzeyinin mikyası, mukayesesi, muhakemesi “İnsan olma” veya “insanlıktan çıkma” arasında, üçüncü alternatifi olmayan iki seçenekle sınırlıdır. Yeryüzünde yaşayan ve haberdar olan herkesin bu iki seçenekten birinde mecburi bir konumlanması söz konusudur. Burada insanlık âleminin, “insanlık” adına bir sorumluluğu, yükümlülüğü vardır.

Hadisenin “İslam olma” veya “İslam olmama” boyutunu çoktan aştığı ve “insan olma” “insanlıktan çıkma” boyutuna geldiği noktada, İslam âleminin bundan kendisini hariç tutması ve mazur görmesi söz konusu olamayacaktır. İslam dünyasının bugünkü gücünün, potansiyelinin, imkân ve kabiliyetlerinin; coğrafi olarak tam da kendi ortasında yer alan bir şehrin kurtarılmasına yetemeyeceğini düşünmek, böyle bir gücü olmadığını ileri sürmek, bu noktada uzak coğrafyalardaki ülkelerin iradelerinden, merhametlerinden medet ummak, onların gözlerinin içine bakmak, ağızlarından çıkacak söze muntazır kalmak, bile isteye, göz göre göre bir imtihanın kaybedilmesidir. Bu kaybediş “insanlık” kadar “İslamlık” adına imtihanın da kaybedilmesidir. Bu kaybın mahiyetinde dünyaya ve ahirete taalluk eden veçheler bulunmaktadır.

Belki haddi aşan bir iddia olacaktır ancak; bugün İslam dünyası ve Müslümanlar, belki huzur-u İlahi’de namazlarının hesabını verebilecekler, belki namazı kıldık diyebilecekler, belki hacca gittik, zekatımızı da verdik diyebilecekler, ancak –Allahüalem- Halep sorgusunun hesabını veremeyeceklerdir.

Ve tarih bugün “Nerede bu Müslümanlar?” sorusunu bugün sorduğu kadar, yarın da neredeydi bu Müslümanlar sorgulamasını kıyamete kadar yapacaktır. Yaşanmış olan artık yaşanmıştır ve geri dönüşü, telafisi bulunmamaktadır.

Burada İslam âleminin vicdanı olmaya çalışan, vicdanını uyandırmaya çalışan, Müslüman dünyasına “İslam” olduklarını, tüm dünyaya “insan” olduklarını haykıran, Türkiye’nin yalnızlığına ayrı bir parantez açmak gerekmektedir.

Tarih: 20 Eylül 2016

Yer: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: “Suriye’deki insani kriz 6. yılına girdi. Vatanlarını terk etmek zorunda kalan Suriyelileri evimizde misafir ediyoruz. Bu insanlara karşı insani ve vicdani görevimizi yapacağız. Dünya ve Batı almayabilir ama biz alacağız.

Çünkü biz insanız…”

İfadelerine duyarsız kalan ve Türkiye’yi yalnız bırakan İSLAM(!) dünyası…

İfadelerine duyarsız kalan ve Türkiye’yi yalnız bırakan İNSAN(!) dünyası…

Batı dünyasının mülteci politikaları bir tarafa; Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi gelir düzeyi yüksek ülkelerin henüz tek 1 (yazı ile de “bir”) mülteci dahi kabul etmemeleri[14] bu anlamda dikkat çekilmesi gereken bir detay değil, göze batan bir hezeyandır.

Türkiye bütün bu çalkantılar içerisinde, İslam(!) ve İnsan(!) dünyasının destek vermediği bir ortamda, elinden ancak bu kadarı gelmektedir. Kaçana kollarını açmakta, kaçamayana devlet ve STK’lar aracılığıyla orada el uzatmaya çalışmakta, olan karşısında sesini çıkarmakta ve haykırmaktadır. Bir başına, bütün küresel ve bölgesel aktörlerin karşısında, bütün dünyanın duyarsızlığında ancak bu kadarına muktedir olabilmektedir.

İstanbul ile Halep’i gönül dünyasında birbirinden ayırmayan Türkiye; bir yandan da mutad şekilde ağır terör saldırılarına maruz bırakılmaktadır. Bütünüyle uçuruma yuvarlanmak üzere olan Ortadoğu coğrafyasının elinden tutmaya çalışan Türkiye, aynı şekilde Ortadoğu’nun atmosferine, akıbetine yuvarlanmaya çalışılmaktadır.

Ancak coğrafya üzerine hesap yapanların bir detay gözlerinden kaçmaktadır.

Bu detay; İnsani, İslami unsurlarla bezenmiş bir mefkûreye sahip olan Türk İslam Siyasi Düşünce geleneğinin potansiyel gücüdür.

Dün geride kaldı, bugün de geride kalacak, er geç “Çünkü biz insanız” diyenlerin insanlığı kazanacaktır. Belki Halep de yeniden inşa edilecek. Ancak yaşanmış olan bir kez yaşanmış olacaktır.

Bugünlerden yarınlara, belki uhrevi hayata bakıldığında, bugünlerden bir hesap mutlaka kalacaktır. Bugün “Çünkü biz insanız” diyenler, yarın inşaallah “esfel-i safilin” olanlardan ayrılacaktır.

Yarınlardan bu güne bakıldığında, dünyanın çoğunluğa tekabül eden kesiminin insanlıktan çıkılmış bir mazinin mirasçısı olduklarını sürekli onlara hatırlatacak, bunu yüzlerine çarpacak ve rahatlıkla telaffuz edebilecek dünyanın bir başka kısmı daha olacaktır.

Neden mi?

Çünkü Biz İnsanız…..

 

[1] Suraiya FAROQHI, Osmanlıda Kentler ve Kentliler, Tarih Vakfı Yurt Yayınları,  İstanbul 193, s. 68

[2] Suraiya FAROQHI, a.g.e., s. 206

[3] Tayyar ARI, Ortadoğu, Alfa Yayınları, s. 464

[4] Hakan ALBAYRAK , Türkiye Suriye Birliği, Vadi Yayınları, s. 77

[5] Şamgen’de Anlaşma Sağlandı, 11.03.2011 http://www.hurriyet.com.tr/samgende-anlasma-saglandi-17203196

[6] Mesut Hakkı CAŞIN, Giray Saynur DERMAN, Rus Dış Politikasındaki Değişim ve Kremlin Penceresinden Yeni Ufuklar, Srt yayınları, s. 452

[7] Arap Ordusu Resmen Kuruldu, http://www.yenisafak.com/dunya/arap-ordusu-resmen-kuruldu-2110763

[8] http://www.yeniakit.com.tr/haber/rusya-ve-abdyi-titreten-gercek-135097.html

[9] Jean Paul Roux, Moğol İmparatorluğu Tarihi, Kabalcı Yayınları, s. 167

[10] Jean Paul Roux, a.g.e., s. 281

[11] Jean Paul Roux, Büyük Moğolların Tarihi Babür, Kabalcı Yayınları, s. 236

[12] Jean Paul Roux, Büyük Moğolların Tarihi Babür, Kabalcı Yayınları, s. 239

[13] Oral SANDER, Siyasi Tarih 1918-1994, İmge yayınları, s. 186

[14] Bu 4 ülke tek bir mülteci bile kabul etmiyor!, Milliyet, 04.09.2015,  http://www.milliyet.com.tr/o-ulke-tek-bir-multeci-bile-kabul/dunya/detay/2112527/default.htm

OCAK SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,