DÜNYA İYİLİKLE DEĞİŞİR

120. Sayı Dosya Konusu
DÜNYA İYİLİKLE DEĞİŞİR

Her sene yardım kuruluşları yardım gönüllüleri ile dünyanın dört bir tarafına gidiyorlar. Ülkemizdeki yardımseverlerin emanetlerini yani kurban etleri ve hediyeleri muhtaç ellere ulaştırarak gönül köprüleri inşa ediyorlar.

O kuruluşlarımızdan birisi de Hayrat İnsani Yardım Derneğimiz. 2016 Kurban Bayramı günlerinde pek çok noktaya ulaşan gönüllülerimizin bazı izlenimlerini ve yaşadıklarını sizlerle paylaşıyoruz. Biliyoruz ki dünya iyilikle değişir. Yine biliyoruz ki iyilik yaymakla, duyurmakla çoğalır.

ÇAD

Ali Semerci

Hayrat insani Yardım Derneği’nin organizasyonuyla 2016 yılı Kurban Bayramını Afrika’nın ölü kalbi olarak adlandırılan Çad’da geçirdik. Bu sayede Afrika Kıtası’nın bir bölümünü müşahede etme fırsatı yakaladık.

Kuzeyinde Libya; batısında Nijer, Nijerya, Kamerun; güneyinde Orta Afrika Cumhuriyeti; doğusunda ise Sudan bulumaktadır. Çad’ı üç bölgeye ayıracak olursak Kuzeyde Sahra Çölü, ortada başkent N’Djamena ve ülkeye ismini de veren Çad gölü, güneyde ise yağmurun ve yeşilin bol olduğu düzlükler görülmektedir.

MÖ. 7000 yılına kadar dayanan mazisinde Sao dönemi ve Kanem İmprartorluğundan söz etmek mükün. 11. Yüzyılın son çeyreğinde Sayfawa Hanedanlığı döneminde Araplar ve Beberiler’in etkisiyle İslam dini kabul edilmiş. Günümüzde de nüfusun %55’i Müslümanlardan %35’i ise Hıristiyanlardan oluşmaktadır. Bunun yanında yerel inançların da mevcudiyeti görülmektedir.

 

  1. yüzyılda Sudan ile Fransa arasında bölge üzerinde gerçekleştirilen mücadele Fransa’nın lehine sonuçlanmış. Fransa buradaki nüfuzunu 20. yüzyılın başından 1960’a kadar doğrudan devam ettirmiş. 1960’dan sonra Çad bağımsızlığını kazanmış olsa da Fransa dolaylı olarak nüfuzunu devam ettirmiştir. Orta doğudaki Mandater rejimlerin kaldırılmasına benzer bir sıtratejinin burada da izlendiği görülmektedir. Mesela Çad bağımsız bir ülkedir ama üretmiş olduğu pamuğu Fransa’dan başka bir ülkeye satamamaktadır.

İşte genel bilgilerini verdiğimiz bu ülkeye gitmek için 09.09.2016’da saat 01:30 THY ile yola çıktık. Uçağa bindiğimdeki ilk izlenimim Türkiye açısından gerçekten umut vericiydi. Çünkü pek çok sivil toplum kuruluşu kara kıtaya yardım seferberliği başlatmış ve ortaya çıkan yardımları kardeşleriyle paylaşmak amacıyla uçuşa geçmişti. Bu durum bize;

  • Ülkemiz ekonomisinin muhtaç olanlara yardım etme kapasitesine ulaştığını,
  • Ülkemizin dış dünya ile bağlantısının güçlendiğini,
  • Ülkemiz insanında ümmet şuurunun bütün yok etme çabalarına rağmen diri kaldığını,
  • İnsanımızın imkânları genişlediğinde bir cidal, yok etmeci, sömürücü mantık ve inançtan ziyade; teavün, yardım edici, kucaklayıcı medeniyet dinamiklerinin harekete geçtiğini göstermekteydi.

Uçakta hayırda yarışan bu gönül elçilerinin birbiriyle samimi ve içten muhabbetleri ayrıca takdire şayandı. Farklı isimler altında olsa da aynı davaya hizmet etmek, aralarında güzel bir sinerjinin ortaya çıkmasına sebeb olmuştu. Bu tablo ülkemizin geleceği, birlik ve berberliği için de umut vericiydi.

Güneş ışınlarının yeryüzünü ilk aydınlattığı saatlerde Nijerya üzerindeydik. Yerleşim yerinde birbirine bitişik halde bir veya iki kattan oluşan evler, adeta Afrika insanının sıcakkanlılığını ve sosyal yapının sıcak samimi iletişimini gösterir mahiyetteydi. Nitekim N’Djemena’daki mimari dokuyla Nijerya’daki birbirine benzer nitelikteydi. Biz mimari yapının insanlar arasındaki münasebete ne kadar etkide bulunduğunu Çad’a inince müşahede ettik. Yatay mimari, insanlarla omuz omuza yaşamanın, teavün düsturunun bir dersi niteliğindeydi. Birbirinin omuzuna basarak, yekdiğerini ezerek değil; el ele vererek birlikte yaşamayı öğretiyordu coğrafya insanına.

Mesela misafir olduğumuz Yahya Abimizin evindeyiz. Zaman öğle vakti, yemekler hazırlanmış. İki sofra kurulmuş; misafir kalabalık. Diğer misafirlerle tanıştığımızda, her birinin köylerden şehre geldiğini ve öğle yemeğine misafir olduklarını gördük. Ertesi gün manzara yine aynı. Daha ertesi gün akşam yemeği yine aynı. Biz evin avlusunda muhabbet ederken mahalledeki bir dostun kapıyı vurarak içeri girmesi ve muhabbete dahil olması… sokaktaki insanların aralarındaki sıcak muhabbetleri, konuşmaları, gülüşmeleri… evlerin önünde, sokağa, ağaç gölgelerine atılan hasırlar ve üzerindeki sıcak samimi sohbetler ve bu manzarının gezdiğimiz bütün N’djemena sokaklarında hatta köylerinde müşahede edilmesi… bütün bunlar, sosyal dokunun samimiyet ve içtenlik üzerine kurulduğunu gösteriyordu bize.

Sağlam bir aile bağına sahip olduklarını da görmek mümkün. Bu durumu sokaklardan, tanştığımız ailelerden, konuştuğumuz insanlardan anlıyoruz. Müslümanların aile yaşantısı ve kültür dinamikleri İslam inancına dayanmaktadır. Genç bir kardeşime sordum;

  • Sizin burada evlilik çağına gelen gençler arasında münasebet ve evllik durumları nasıl?

Diyor ki;

  • Bizde evlilik çağına gelen kız evine çekilir. Bir kıza gayrımeşru bir yaklaşım cinayettir. Evleneceğimiz zaman büyüklerimiz aday belirlerler. Kız ve erkeğin de oluru alındıktan sonra evlilik gerçekleşir.

Sokakta başı açık ve dekolte bayanları görünce sordum:

  • Sizde bayanların dekolte gezmesi nasıl karşılanır?
  • Bizde müslüman bayanlar açık ve dekolte gezmezler.
  • Peki, dışarda gezenler var!
  • Onlar Hristiyanlar. Bizde inanç temeline dayalı kapalılık var. Bunun aksi bir durum toplumda kabul görmez.

Bu durumu gezdiğimiz yerlerde büyük ölçüde gördük.

Maliki mezhebinin cari olduğu ülkede insanların namaza olan düşkünlüğü dikkatlerden kaçmıyor. Hemen her sokakta bir mescid görmek mümkün. Namaza ezan okunduktan yarım saat sonra başlanıyor. Bu arada mescide gelenler sünnetlerini eda ediyorlar. Sünnet, mescide erken gelenler tarafından kılınıyor. Bundan dolayı yanımdaki arkadaşa takıldım: “Sizde cemaatin kalabalıklığını namazın kısalığına borçluyuz herhalde” diye. Mescidlerde namaz kılıp camaatle sohbet ettme fırsatı bulduk. Hemen bütün cemaatin ortak özelliği, alınlarındaki kum izleri! Adeta “Onların alınlarında secde izleri vardır” ayetine işaret eder nitelikte. Bunun sebebi, şehrin Çad Gölü’nün kurumuş bölgelerindeki kum zemin üzerine kurulmuş olması. Mescid, okul ve evlerin zeminleri genelde kumla kaplı. Kumun üzerine atılan kilim veya hasırlar üzerinde oturuluyor ve ibadet ediliyor.

Hristiyan ve Müslümanlar arasında fikir ve politik açıdan herhangi bir sorun gözükmüyor. Bu durumu tanıştığımız insanlara da sorduğumuzda, toplumsal bir barışın olduğunu ifade ediyorlar. Ülkedeki çatışmaların ve proplemin dış kaynaklı olduğuna dair hâkim bir kanaat var. Boko-Haram terör örgütünü sorduğumuzda aldığımız cevap; “DAEŞ’i kim kurduysa bu örgütü kuran da aynı şebeke. Bunların İslamla, dinle alakası yok” şeklinde oldu.

Yemek kültürü açısından çok zengin bir mutfaktan söz etmek zor. Ekonomik durumun bunda etkisnin büyük olduğunu söylemeye hacet yoktur zannımca. Hayvancılık ve tarım ekonomisinin ön plana çıktığı ülkede tavuk, balık, kırmızı et, salat tabir ettikleri bizdeki rokaya benzeyen bitki, domates, pirinç, mısır, fasulye, salatalık (her ne kadar tadı ve şekli bizimkinden farklı olsa da), karpuz, turunçgiller, tabi ki muz başlıca tüketilen ürünler olarak karşımıza çıkıyor. Tatlı su balığı olmasına rağmen balıktan ortaya çıkan lezzet şaşırtıcı derecede güzeldi. Salata ve domates yemeklerde vazgeçilmezimiz olmuştu. Tatlı kültürü çok gelişmemiş gözükse de muzdan yaptıkları bir tatlı vardı ki gayet harikaydı. Kavurma konusundaysa her ne kadar güzel olsa da bizim kültürümüzden biraz ders almaları gerekiyor J

Başkent Toyota marka arabaların istilası altında. Bu durum, şehre girdiğiniz anda dikkatinizi çeken ilk şey. Toplu taşıma da yine Toyota minibüslerle yapılıyor. Sokaklardaki motosikletlerin yoğunluğu dikkatlerden kaçmayan bir diğer nokta… Bu nokta bizim güney kentlerimize benzerlik göze çarpıyor. Hatta motosikletler yolcu taşımak amaçlı kullanılıyor. Ama şöförlerimiz yollar konusunda o kadar şanslı değiller. Ana arterler asfalt yol ama ara arterler ve sokaklar kum, çamur, çukur ve balçıklarla kaplı. Normal şartlarda on dakikada gideceğiniz yol, şartlardan dolayı en az yarım saat uzamakta. Şehrin alt yapısı ise yok hükmünde. Belki şehrin en önemli ihtiyacı güçlü bir alt yapı. Üst yapıda ise birkaç otel, kamu binası, az sayıda konut haricinde düzenli bir yapı görmek pek mümkün değil.

Sokakların yol düzeninin yanında ev yapılarında da bir plana, düzene rastlamak pek mümkün değil. Genelde tek veya çift katlı ve kahir ekseriyetle toprak evlere rastlanıyor. Başkentin bazı sokaklarında elektiriğin olmaması dikkat çekici. Elektirik olan sokakların da bir aydınlatma şebekesinden mahrum olduğunu söylemek lazım. Bakkal ve iş yerlerinin önüne monte edilen tasarruflu ampüllerle iş yeri aydınlatılmaya çalışılıyor. Bunun yanında yer yer elektronik tabelalara da rastlamak mümkün.

Köylerde ise elektrik yok. Evler sazlardan ve çamurdan yapılmış; belgesellerde gördüğümüz evler. Köylerin en görkemli yapısı, aynı zamanda halkın toplanma merkezi olan mescidler. Peygamberî bir sünneti ihya ederek camiye ve medreseye/okula önem veriyorlar. Hafız ve medrese talebelerine ücretsiz hizmet verilmeye çalışılıyor. Biz de burada eğitim gören talebe ve hafızlarla tanışma ve bayramlaşma fırsatı yakaladık. Köylere ulaşım, balçıkların ve çamurların müsaade ettiği kadar. O kadar ki çamur engelinden dolayı köyün birine ulaşamadık. Köylüler yaya olarak bir bölgeye geldiler, kurbanlarını orada kestik ve bayramlaştık. Bu köyde üç yüz elli kadar kız öğrenci eğitim görüyor ve hafızlık çalışıyorlarmış.

Şehirlerarası geçişler askerler tarafından kontrollü olarak sağlanıyor. Her geçişte belirli bir meblağ alınıyor. Bizdeki otoban ücretleri gibi. Ama bizdeki otomatik, buradaki manuel. Bir de bizde otoban veya duble yol var, Çad’da ise tek gidiş gelişli yollar var şehirler arasında. Köy yolları ise arazinin müsaade ettiği kadar. Ana yoldan köy yoluna -ki öyle yapılmış bir- bağlantı bile yok.

Çad’da yolunuzu kaybetseniz size istikamet gösterecek bir dağ veya tepeye, herhangi bir yükseltiye rastlamanız mümkün değil. Ülke alabildiğine düzlüklerle kaplı. Köylere kurban kesmeye gittiğimizde, uçsuz bucaksız topraklarda yönümüzü nasıl kestirebiliriz, diye uzun mülakatlarımız oldu. Ay, güneş ve yıldızlardan gayrı yön tayin edebileceğiniz bir şey yok. Yolunuzu kaybederseniz, sema göstergeniz ve Allah yardımcınız olsun. Tabi dağ tepe olmayınca dibinden kaynayan sulara da rastlamak mümkün değil. Şehir ve köyler su ihtiyaçlarını kuyulardan karşılıyor. Bu kuyulardan pek çoğu, ülkemiz kaynaklı yardım kuruluşlarınca açılmış. Bunları görmek bizi gerçekten onurlandırdı. Hayrat İnsani Yardım Kuyularını görmek, bizi ayrıca mesrur etti.

Sağlık konusunda bölge yardıma muhtaç durumda. Hastahaneler ve sağlık evleri yetersiz. Olanların da imkanları çok kısıtlı. Bir hastaneyi ziyaret ettik; gerçekten burada tasvir etmek zor. Bizim en sıradan bir sağlık ocağıyla bile kıyaslayamayız. Doktor ve sağlık elemanı konusunda çok ciddi desteğe ihtiyaçları var. Baladi Derneği sorumlusu Yahya Bey, Türkiye’den belirli periyotlarla bir sağlık ekibinin gelip on gün kadar bölge halkına hizmet vermesini çok istiyoruz diyor. Sokakların hijyen noktasında standartların çok altında olduğunu söylemek mümkün. Bu durum hastalıkları beraberinde getiriyor. Özellikle bataklık, çöp ve sinek konusu sağlığı tehdit eden önemli unsur. Akşamları sineklerin tacizinden kurtulmanın yolu, bol bol sineksavar merhemi sürmek ve ilaç kullanmak. En azından biz öyle yaptık.

 

Çad Sizin İkinci Evinizdir

Seyahatimizin son günü 5. Bölge Belediye Başkanı Mahammad Saleh Beyle buluştuk. Sayın Başkan son derece kibar bir insan. Bizi akşam yemeğine davet etti. Yemekte sohbetiyle müşerref olduk. Türkiye’den övgüyle söz etti. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan Beyi yakinen takip ettiklerini ve duacı olduklarını söylediler. Aynı zamanda Türkiye halkıyla kendilerini kardeş gördüklerini, bizlere “Çad sizin ikinci evinizdir” ifadesini kullandılar. Gelişmiş bir ülke olan Türkiye’den destek beklediklerini ifade ettiler. Mirza Yeniçeri kardeşimizin;

  • “Başkanım Türkiye’den üç isim say desek kimleri söylersiniz?” sorusuna:
  • Recep Tayyip Erdoğan, Murat (Polat) Alemdar, Arda Turan cevaplarını verdi.

Sokakları gezerken Türkiyeli olduğumuzu öğrenen halkın bizlere bakışı ve gözlerindeki ışık heyecan vericiydi. Özellikle sayın Cumhurbaşkanının yeri çok farklı. 15 Temmuz kalkışmasını yakından takip edip dua ettiklerini pek çok kez işittik. Bu vesileyle FETÖ okullarından söz etmeden geçmek olmaz. Zira memleketimizden “O bölgedeki masum yavrulara eğitim ve hizmet götürüyoruz” diye bol himmet topluyorlardı. Orada ise tablo farklı. Ülkenin en pahalı okulları bu okullar. Ülkenin kalbur üstü çocuklarını okutuyorlar. Yani Afrika’nın çaresizliğini kullanıp hem ülkemizi hem Afrikayı sömürüyorlar.

Kurtlar Vadisi ülkede Türkiye deyince ilk akla gelen dizi. Çocuklara Memati, Murat diye lakaplar takıyorlar. (Bu arada Murat, Polat Alemdar’ın Çad’daki adı.) Polatın dillerinde karşılığı olmadığı için bu ismi koymuş çevirmenler. Ama Türk dizileri konusunda genel bir eleştirileri var. O da şu; “Dizilerde oyuncular içki içiyor, kumar oynuyor, gayr-ı meşru ilişkiler yaşıyor ama ağızlarından ‘maşallah’ ‘estağfirullah’ ifadeleri hiç düşmüyor. Güya günah işleyerek de Müslüman olunur imajı çiziliyor. Aynı zamanda dizilerde namaz kılan, ibadet eden hiçbir karaktere rastlayamıyoruz.” Zannediyorum bizdeki dizilerde kullanılan “ooo, süperdi, harikaydı, yapma ya, tuh be” gibi ifadelerin çevirmenlerce “maşallah, estağfirullah” gibi ifadelerle çevrilmesi böyle bir garabeti ortaya çıkarıyor.

Arda Turan’ın tanınma nedeni ise, Barcelona’da oynamasından. Çünkü ülkede iki takım tanınıyor ve tutuluyor; Real Madrid, Barcelona. Halk kendi takımlarını tanımıyor, bu takımları takip ediyor. Hatta sokaklarda gördüğüm bir manzara; kahvehanelerin girişine bu iki takımın maçlarını ve oynanma saatlerini yazmışlar. Her yerde televizyonun ve elektiriğin bulunmaması da bu kahvehanelerin iş yapmasına sebeb oluyor, kanaatimce.

Bu tablo bize göstriyor ki ülke tanıtımında aktif lider, dizi ve futbol sektörü ne kadar önemli bir konuma gelmiş. Diriliş ve Filinta dizilerinin izlenme durumunu sordum, yüzüme baktılar. Yani daha bu dizilerden haberleri yok. İnşallah bizim değerlerimizi bir derece yansıtan bu diziler bir an önce Afrika dillerine çevrilir. Bir dahaki gidişimizde Ertuğrul, Turgut Alp, Bamsı, Filinta, Bıçak Ali lakaplarıyla karşılaşırız.

Mustafa Yılmaz Bey, Mirza Yeniçeri kardeşim ve bendenize refakat eden ve yardımlarını esirgemeyen Baladi Yardım Derneği yöneticisi Yahya Beye, Yahya Beyin Kayseri’de okuyan, bize tercümanlık yapan oğlu Abdurrahman kardeşime, bize köyler arası safari yaptıran Saddam kardeşime ve diğer kardeşlerime teşekkür ediyorum. Rabbim bu kardeşlerime ve ülkelerine parlak bir istikbal nasip etsin inşallah.

BOSNA

Ahmet Erkam

Burada Gani Hüsrev Camiinde namazdan sonra bir abiyle tanıştık. Kendisi 7 yıl Bosna savaşından sonra İstanbul’da kalmış, gayet güzel bir Türkçesi vardı. Bosna’da Genç Müslümanlar Derneğinde yönetim kurulundaymış. Bize Bosna’nın tarihini savaş döneminde vermiş olduğu mücadeleyi anlattı. Çok güzel bir sohbet oldu. Kendisiyle yaptığımız sohbetten sonra Bosna hakkında daha iyi bir bilgiye ve tanışma fırsatına sahip olduk. Şemsettin abi aslında Bosna savaşından sonra Boşnakların daha iyiye gittiklerini anlattı. Tabii ki şimdiki durumlarının, yaşadıklarının çok da iyi olmadığını; fakat savaştan sonra İslami yaşantıya daha yaklaştıklarını ve gençliğin durumunun dengelendiğinden bahsetti. Burada Bosna’da neler yapılabilir, dedik; söylediklerinden anladık ki Osmanlıca burada bize çok büyük bir anahtar olacaktır.

Bir akşam, namazı kıldık, yola çıktık. Karanlık bastığında bir köyün içerisinden geçiyorduk. Sağımızda Osmanlı eserlerinden Şehit Mustafa Camii vardı. Yokuş yukarı çıkıp ormana girdik. Hiçbir elektrik lambası yok, ışık yok; sadece araçların farlarıyla yolda ilerliyoruz. Orman ve yollar patika. Böyle giderken sağımızda küçük küçük kulübeler var. Şaşırıyoruz. İnsanlar burada şehirden uzakta, yol yok. Işık yok nasıl yaşıyorlar. Ve arabamızı bir evin önünde durduruyoruz. Gecenin karanlığı iyice çökmüş yüzlerimizi zor seçiyoruz. Evin kapısı açılıyor ve evden biri kız, biri oğlan iki çocuk, anne ve baba çıkıyor. Bu kadar mı samimi karşılanır misafir? Sizi bırakmayız diyorlar. Hele evin oğlunun bir sarılışı var. Hepimizi sıkı sıkı sarmalıyor. Hiç bırakmak istemiyor gibi yanımızdan ayrılmıyor. Bu samimiyeti iliklerimize kadar hissediyoruz. Ama yolumuz uzun, vaktimiz kısıtlı deyip “Allahaısmarladık!” diyoruz.

Ormandan iniyoruz; sağımızda solumuzda tek tük bir katlı, iki katlı evler. Bu evlerden birisine geliyoruz. Kapıyı çalıp bekliyoruz. İçeriden yaşlı bir teyze çıkıyor. Yalnız yaşıyor, et uzatıyoruz. Buzdolabım yok, yan komşuma verin, diyor. Komşusunu düşünüyor. Etkileniyoruz.

FİLDİŞİ SAHİLLERİ

Recep Erdoğan

Kurban almaya gittiğimiz bir köyde, yaklaşık 100’den fazla öğrencinin bulunduğu bir yerde, çocuklar için içerisinde en fazla 20 kişinin ders yapabileceği bir yer gösterildi. Tamamen tahtadan imar edilmiş ve saçtan çatısı var. Buranın lavabosu bile yok. Aynı anda birçok kademedeki sınıflar ders alıyor, lambası bile bulunmuyor.

En yakın kamu okulu 60 km uzaklıkta; fakat öğrenci taşıma veya ulaştırma sistemi yok. Çocukları göndermeye durumları da yok.

Bu barakada İslami ve pozitif ilimler okutuluyor. İstekleri ise, briketten de olsa cami yanına belirledikleri bir alanda okul yaptırmak. Çocukların eğitim ihtiyacını karşılamak.

KAMERUN

Ahmet Doğru

Kamerun’da ikinci gün kurbanlıkları ve kurban kesim yerini görmeye gittik. Orada bulunan çocuklar, önce bizden korktular kaçtılar. İlk defa beyaz insan görüyorlardı belki. Daha sonra telefonlarla oynattık, ne kadar da mutlu oldular.

Bayramın 1. günü çocuklara hediyeler dağıttık. Balonu hiç görmemiş balonu şişirdiğimizde balondan korkan ağlayan çocukları gördük. Bir tane balonun Türkiye’deki çocuklar için pek kıymet ve değeri olmayabilir; fakat buralarda çocukların bir balonla sevinç ve mutluluk, adeta onunla ikinci bayram sevincini yaşadıklarını gördük. 1 tane balonla takım halinde saatlerce oynadıklarına şahit olduk.

Elimizde küçük su şişelerinin bitmesini bekliyorlar ve su bittiğinde o boş su şişesini almak için birbirleriyle yarışıyorlardı.

Çocukların bir fotoğraf karesine girmek için öyle bir bakışları var ki bütün hafıza kartlarını onlarla doldurmak istersiniz. İmkân olsaydı daha fazla çocuğa hediye vermek isterdik. O kadar güzel bir duygu ki gözyaşlarınıza hâkim olamıyorsunuz.

Buradaki insanların ete ne kadar muhtaç olduğunu da gördük.

KAZAKİSTAN

İsmail Hakkı Hira

ÜZÜLDÜK: Kazakistan ve diğer Türki cumhuriyetler, komünist Sovyet rejimiyle dinini kaybedip, Müslümanlık nedir unutmuşlar.

GÜZEL BULDUK: Türkiye’den bayram için bir ülkeye gitmek, yetimhanede yetimlerle kalmak, bayram gecesinde birisiyle uyumak, hayallerini dinlemek onları uzak coğrafyalara götürmek.

MUTLU OLDUK: Bir kısmı yetim olmak üzere 40-50 ortaokul çağında talebe ile bayramı bekledik, karşıladık, sabahladık; bayramlaştık, kurbanları kestik, dağıttık. Hepsi küçücük çocuklardı ve bizi çok sevdiler. Giderken defaatle sarıldılar.

FARK ETTİK: Belki konuşmuyorlardı ama bizi biliyorlardı, işitiyorlardı, anlatıyorlardı.

 

 

KASIM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,