Ailede Eğitim, Sevgi, Tevekkül

120. Sayı Aile Mektebi Eğitim

 

Merhabalar değerli okurlar. Şu sıralarda İstanbul Çekmeköy Belediyesi Hamidiye Kültür Merkezinde Okuma Zekâsı Eğitimlerimiz devam ediyor. Siz bu yazıyı okurken bu bahsi geçen eğitim bitmiş olacak. Bu eğitime katılan bir anne ve kızı var. Kızıyla birlikte katılan bu hanım bu eğitim için Sakarya’dan geliyorlar.

Hanımefendi 38 yaşında ve bir iş yerinde çalışıyor. Tek çocukları olan Sude ise ortaokul 6. Sınıf öğrencisi. Eğitim sırasında sürekli yan yana oturan anne kızı, eğitimin 3. gününde ayırmak zorunda kaldım. Tabi ki bu zorunluluğu, onları da memnun edecek insanca bir açıklama ile yapabilmiştim.

Küçük kız Sude, eğitim sırasında başarılı olmak için normalin üzerinde çaba gösteriyor. Başarılı sonuç için acele ediyor, duygularını kontrol etmekte zorlanıyor ve her çabasının sonunda gözleriyle annesini süzüyordu.

Her başarı gösterdiği seans sonunda annesine bakıyor. Başarının hazzını değil de onayını yaşıyordu adeta. Özgür ve sağlıklı bir başarı değil, sadece annesini mutlu etmek için yapılan bir gayretti. Başarısız olduğunda ağlamıyordu ama gözyaşları irade dışı akıyordu.

Tek çocuğu olan Hanımefendi bireysel bakımdan çok iyi bir insan, güler yüzlü bakışlarının arkasında hüzün gizleyen gariban duruşlu birisiydi aslında. Bu tür örneklere çokça ve sıkça rastlayan ben, yeni bir drama tanıklık ettiğimi anlamıştım.

Babası ile derin iletişim problemi yaşayan Hanımefendi, yıllardır görüşmediği babasının yanı sıra aile efradından da çoğu kimseyle konuşmuyor, kendisini eşine ve kızına adamışlığın verdiği bir motivasyonla hayata tutunuyordu. Kızının en ufak başarısı, yüreğinde yıllardır biriken kimsesizliğin verdiği acıya bir nebze su serpiyor, ayakta durabiliyordu. Kızı başardıkça, ele güne karşı dik durabiliyor, kızı başardıkça mutlu olabiliyordu.

Küçük kız Sude de, annesini mutlu etme refleksini hayat tarzı haline getirmiş; kendisi nasıl ve neden mutlu olur, bunu hiç düşünmemişti. İleri yaşlarda yaşayacağı nice travmaların tohumlarının atıldığının farkında bile değildi.

Hanımefendi ve kızı ve Sude’yi size anlatırken, 2014 yılında bana Terapi için gelen bir doktor hanım geldi aklıma. Bu hanımın Tıp Doktoru olduğunu özellikle belirtmek istiyorum. Neden mi? Yazının devamında konu anlaşılacaktır.

Doktor hanım, İstanbul’da önemli bir hastanede Dahiliye Onkolojisi uzmanı olarak çalışıyordu. 37 yaşında ve evliydi. Çok çok iyi kitap okuruydu ve entelektüel kapasitesi vardı. Bu bakımdan evliliğinde sorun yaşamıyor, iyi bir evlilik hayatı vardı.

Bana geliş sebebi ise, sebebini bilmediği çok derin iç ıstıraplarıydı. Bu iç acılarını çözmediği sürece, zaman içerisinde evliliğinde de problem yaşayacağını biliyordu.

Direkt bir soru sordum ilk önce. Bu Dünya’da en çok kimi seviyorsunuz? Annem, dedi. İçimden sessizce; “Eyvah!” dedim. Galiba problemin kaynağı annesi ile ilgili bir şey çıkacak vs. diye düşündüm. Annesi halen kendisine yakın bir yerde ikamet ediyordu ve neredeyse her gün çalıştığı hastaneye geliyor ve bazı hastalıklarının tedavisine devam ediyordu.

Konuyu uzatmadan anlatayım. Uyguladığım çeşitli yöntemlerle doktor hanımın çocukluk yıllarına gittik. Dediğim gibi, sorun anne ile ilgiliydi.

Şöyle; doktor hanım Bursa’da doğmuştur. Annesi ev hanımı, babası esnaftır. Annesi, nice iç acıları nedeniyle tutunacağı dal olarak kızını seçmiştir. (Tabi ki bu seçim bilinçli değil, bilinçaltı zımnen yapıyordu).

Doktor hanım, ilkokulun her aşamasında annesi tarafından yakın markaja alınmış, tüm derslerini büyük bir dikkatle takip ediyor, her sene yılsonunda okulu, okul birincisi olarak bitiriyordu. Sonra ortaokulda da aynı… Daha sonra Fen Lisesini Türkiye derecesi ile kazanır. Fen Lisesini de okul birincisi olarak bitirir. Tıp Fakültesine de yine derece ile girer. Hatta Tıp Fakültesinden de derece ile mezun olur. Çok ilginçtir ki, TUS sınavını da Türkiye derecesi ile kazanır. Uzmanlık aşamasını da Türkiye derecesi ile bitirir. Ve o şimdi Uzman bir tıp doktoru. Doktor hanım, iyi bir doktor olmuş ama mutsuzdu. Mutsuzluğun ötesinde acıları vardı. O acının nedeni; annesine olan hıncıydı. Neden mi? Çünkü bilinçaltında anne ve başarı eşleşmişti. Şartsız sevgi bekleyen bilinçaltı, sınav şartını reddediyordu ve o da annesine karşı kızgın ve hırçındı. Kalbi adeta şöyle bağırıyordu; “Beni neden şartsız sevmedin anne!”

Okulların henüz yeni açıldığı şu Ekim ayında, sınavların da yoğun olarak yaşanacağı Kasım ayı sebebiyle böyle bir yazıyı kaleme almayı uygun buldum. Neden mi?

Tin Suresi 4. ayette; “Biz insanı mükemmel bir surette yarattık” diyor kısaca. Yani elimizde muazzam bir varlık var. Ne olur ayarlarıyla, fıtratı ile oynamayın, gerek yok. Çocuklarınızın okullarda çok başarılı olması, gerçekten başarılı olduğu anlamına gelmez her zaman. İlla başarılı olsun diye yaptığınız anlamsız baskılar, ileri yaşlarda -yukarıda anlattığım örnekler gibi- nice acı vakaları meydana getirmektedir.

Doğrusunu söylemek gerekirse; ben de babayım. Sizlere tüm bunları söylerken, acaba ben ne yapıyorum? Hemen söyleyeyim; “Onları şartsız seviyorum” hepsi bu. Netice; hepsi de gerçekten başarılı çok şükür. Ama sağlıklı başarılı. İlla da başaracaksın, şeklinde baskımız hiç olmadı. Baskı yapınca da zaten başarılı olmuş ne anne baba, ne de öğrenci görmedim şu zamana kadar.

Yıllar önce İstanbul’da bir kuruma danışmanlık yaparken, uyguladığımız eğitim projesi sırasında Selman adında bir öğrencimiz vardı. Selman inanılmaz bir çocuktu. Henüz 4. sınıfa gidiyor ama ne çocuktu! Güçlü bir kişilik, kendisinden son derece emin, çok zeki, çok duyarlı, hem akranları ile oyun oynuyor, onlarla uyumlu, hem de yetişkinlerle ilişkilerinde son derece başarılıydı.

Bu inanılmaz çocuğun ailesini görmek istedim, tanışmak istedim. Haber yolladım, rica ettim. Sağ olsunlar ertesi gün geldiler.

Anne ve baba ilk bakışta her şeyi açıklıyor gibiydiler. Nazik insanlar, bilinçli, kendilerini sürekli yenileyen, gelişim çabası içinde olan insanlardı.

Öncelikle Selman gibi bir çocuk yetiştirdikleri için onları tebrik ettim. Ve sordum bu işin sırrı nedir?

Hocam valla biz bir şey yapmadık, diyorlar. Sadece evimizdeki hayat şeklinin ürünü olsa gerek herhalde diyorlardı ve ekliyorlardı: “Bize daha önce hiçbir uzman, Selman ile ilgili böyle bir tespitten söz etmediler. İnanın çok sevindik, böyle bir çocuğumuz olduğunu bize fark ettirdiniz.”

Sırları da şuydu; evde hiç kimse birbirine kızmıyor, bağırmıyor, saygıyla ve nazik davranıyordu. Babanın evdeki üstün olma halini, anne özellikle sağlıyordu. Her akşam en az 30 dakika toplu sohbet yapıyorlar. Her Cuma akşamı evin hanımı, sürpriz yemek ve tatlılar yapıyordu. Cuma akşamları yemekli sohbet uzuyor, sorunlar masaya yatırılıyor, çözümler her hafta gözden geçiriliyordu. Yargılama yoktu, koşul yoktu. Sadece sevgi ve tevekkül vardı.

Selam ve dua ile…

KASIM SAYIMIZ
Bu Sayıyı Satın Al

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,