Ne Yaş Ne de Kuru Hiçbir Şey Yoktur ki, Kur’ân’da Bulunmasın (Kur’ân’da Fen ve Tekonolojideki Gelişmelere İşâretler)

116. Sayı Kur'ân-ı Kerim

 

“Ve gaybın anahtarları O’nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dâne, ne yaş ne de kuru (hiçbir şey) yoktur ki, apaçık bir Kitab’da (Kur’ân’da) bulunmasın!” (En’âm Sûresi, 59. Âyet)

 

“Her şey (Kur’ân’ın) içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düstûrları, bazen alâmetleri ya sarâhaten, ya işâreten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtâr tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyâca göre ve maksad-ı Kur’ân’a münâsib bir tarzda ve iktizâ-yı makam münâsebetinde, şu tarzların birisiyle ifâde ediliyor. Ezcümle: Beşerin san’at ve fen cihetindeki terakkiyâtlarının netîcesi olan havârık-ı san’at ve garâib-i fen olarak tayyâre, elektrik, şimendifer, telgraf gibi şeyler vücûda gelmiş ve beşerin hayât-ı maddiyesinde en büyük mevki almışlar. Elbette, umûm nev-i beşere hitâb eden Kur’ân-ı Hakîm, şunları mühmel bırakmaz.” Bedîüzzaman Saîd Nursî Hz.,Zülfikâr Risâlesi, Sayfa 159

 

Elektrik, uçak, tren, telgraf ve telefon gibi insanlık tarihi için önemli olan teknolojik buluşlar, 18. ve 19. yüzyıllardan itibaren keşfedilerek dünyaya yayılmıştır. Bu buluşların yaygın ve etkin kullanımı ise 20. yüzyılda olmuştur. Bu teknolojik gelişmeler, dünyada iletişimi ve ulaşımı çok kolay hâle getirmiştir. İnsanlık tarihini ve dünyayı bu kadar değiştiren ve etkileyen bu buluşlardan, içinde kâinatta ne varsa hepsinden bahsedilen, Kur’ân’da bahsedilmemesi imkânsızdır. İşte Bedîüzzaman Hazretleri, Zülfikar Mecmûası Mucizât-ı Kur’âniye Risâlesindeki 20. Sözün 2. Makamında bu teknolojik gelişmelerden Kur’ân’da nasıl bahsedildiğini izah ediyor:

“Her şey (Kur’ân’ın) içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi göremez. Zîrâ muhtelif derecelerde bulunur. Bazen çekirdekleri, bazen nüveleri, bazen icmâlleri, bazen düstûrları, bazen alâmetleri ya sarâhaten, ya işâreten, ya remzen, ya ibhâmen, ya ihtâr tarzında bulunurlar. Fakat ihtiyâca göre ve maksad-ı Kur’ân’a münâsib bir tarzda ve iktizâ-yı makam münâsebetinde, şu tarzların birisiyle ifâde ediliyor. Ezcümle: Beşerin san’at ve fen cihetindeki terakkiyâtlarının netîcesi olan havârık-ı san’at ve garâib-i fen olarak tayyâre, elektrik, şimendifer, telgraf gibi şeyler vücûda gelmiş ve beşerin hayât-ı maddiyesinde en büyük mevki almışlar. Elbette, umûm nev-i beşere hitâb eden Kur’ân-ı Hakîm, şunları mühmel bırakmaz.” (Bedîüzzaman Saîd Nursî Hz., Zülfikâr Risâlesi, s. 159)

 

Hz. Süleyman Aleyhisselâm ve Uçak

“Süleymân’a da rüzgârı (boyun eğdirdik)! (Öyle ki) sabah gidişi bir ay(lık mesâfe), akşam dönüşü de bir ay(lık mesâfe)dir. Ve erimiş bakır menba‘ını onun için (sel gibi) akıttık. Rabbisinin izniyle onun önünde çalışan bir kısım cinler de vardı. Onlardan kim emrimizden sapsa, ona alevli ateş azâbından tattırırız. (Sebe’ Sûresi, 12)”

Sebe’ Sûresinin 12. ayetinden anlaşıldığı gibi, Hz. Süleyman Aleyhisselâma Cenâb-ı Hak tarafından rüzgâra hükmetme mucizesi verilmişti. Hz. Süleyman Aleyhisselâm, savaşa çıkmak istediği zaman askerlerine, kendisine tahtadan bir ulaştırma aracı yapmalarını emrederdi. Tahtadan yapılan aracın üzerine bir de tahtadan taht yerleştirilirdi. Hz. Süleyman Aleyhisselâm, askerleri, savaş araçlarını ve savaş hayvanlarını da bu araca bindirdikten sonra, rüzgâra emrederdi, rüzgâr da bu tahta aracın altına girip onu yerden kaldırırdı. Ve Hz. Süleyman Aleyhisselâm nereye isterse, onları oraya götürürdü. Rüzgâr, Hz. Süleyman Aleyhisselâm’ın emriyle yumuşak ve mülâyim eserdi (Mustafa Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, c. 2, s. 214).

 

İşte Bedîüzzaman Hazretleri, Hz. Süleyman Aleyhisselâm’ın bu şekilde gidiş ve dönüş toplam iki aylık mesafeyi rüzgârı kullanarak bir günde kat’ etmesini, günümüzdeki uçak yolculuğuna benzetmektedir. Atla veya benzer bir binekle bir ayda gidilebilecek mesafeler, günümüzde uçakla birkaç saatte gidilebilmektedir. Bu açıdan bakıldığında Hz. Süleyman Aleyhisselâm’ın bu mucizesi hem insanlığın varacağı teknolojik gelişmelere işaret ediyor hem de insanlığa teknoloji açısından varabileceği yerleri ve hedefleri gösteriyor. Çalışıp didinenler, Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu kanunlara riayet ederek, eskiden Peygamber mucizeleri ile yapılabilen işleri, asrımızda fen ve teknolojideki gelişmelerle yapabiliyor.

Hz. Süleyman Aleyhisselâm ve Görüntü ve Sesin Nakli

“Yanında kitabdan bir ilim bulunan zât (Âsaf bin Berhıya): ‘(Senin) göz açıp kapaman (esnasında, henüz nazarın) sana dönmeden önce, ben onu sana getiririm’ dedi. (Süleyman) birden onu (o tahtı) yanına yerleşivermiş olarak görünce: ‘Bu, Rabbimin bir lütfudur! Tâ ki şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan ediyor! Hâlbuki kim şükrederse, o takdirde ancak kendisi için şükreder; kim de nankörlük ederse, artık şübhesiz ki Rabbim, Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Kerîm (çok cömert olan)dır’ dedi. (Neml Sûresi, 40)”

Hz. Süleyman Aleyhisselâm’ın vezirlerinden Âsaf bin Berhıya’nın bir göz açıp kapama esnasında Sebe’ Melikesi Belkıs’ın tahtını getireceğini söylemesi, eşyanın ya aynen ya da görüntü olarak, o devirlerde nakledilebildiğini göstermektedir. Yemen’de bulunan Belkıs’ın tahtının görüntüsünün aynı anda Şam’da görünebilmesi, bugünkü canlı bağlantıları, görüntülü telefon konuşmalarını ve resimlerin ve fotoğrafların anlık gönderilebilmesini hatıra getirmektedir. Bu teknolojik gelişmeleri, o günlerden haber vermektedir. Fen ve teknolojinin geleceği aşamaları göstermektedir. Yine Hz. Süleyman Aleyhisselâm’a Cenâb-ı Hak tarafından verilen, hükmettiği memleketlerdeki insanların hâllerini görebilme ve seslerini işitebilme mucizesi de sesin ve görüntünün nakline işaret etmektedir. Belkıs’ın tahtının görüntüsü nakledildiği esnada, taht etrafında bulunanların sesleri de duyulmuştur. Bugünkü teknoloji ile herkes, görüntülü konuşma imkânına sahip olabilmektedir.

Kur’ân’da bahsedilen bu Peygamber mucizeleri, bugün teknolojiye ışık tutmaktadır. İnsanlık tarihinin son zamanlarında, bu mucizelerin benzerlerinin fen ve ilimdeki gelişmeler ile insanların ulaşabilecekleri ve kullanabilecekleri aletlerde ve cihazlarda ortaya çıkacağına işaret etmektedir. Ancak burada üstünde durulması gereken bir konu da, bu teknolojik gelişmeler için bu nimetleri bize nasib eden ve gönderen Cenâb-ı Hakk’a şükretmemiz gerektiğidir. Neml Sûresi 40. ayet, aynı zamanda bu önemli meseleyi de bize ihtar ediyor.

Hz. Musa Aleyhisselâm ve Yerden Su Çıkarılması

“Ve bir zaman Mûsâ (Tih çölünde) kavmi için su istemişti de (ona): “Asânla taşa vur!” dedik. Bunun üzerine (taşa vurunca) ondan on iki pınar fışkırdı. Doğrusu her kabîle (su) içeceği yeri bildi. (Bakara Sûresi, 60)”

İşte Hz. Musa Aleyhisselâm’a Cenâb-ı Hak tarafından verilen bu taştan su çıkarma mucizesi, günümüzde yer altından insanın ihtiyacı olan suyu ve diğer şeyleri ve madenleri çıkarabileceğini göstermektedir. Cenâb-ı Hakk’ın yeraltına istifademiz için yerleştirdiği nimetleri, çalışır ve uğraşırsak elde etmememiz için hiçbir sebep yoktur. Su kıtlığı yaşanan yerlerden biri olan Afrika’da, açılan su kuyuları bu konunun güzel misallerinden birini oluşturuyor. Yine artezyen kuyuları, bu konuya örnek olarak gösterilebilir. Nerede suya ihtiyacımız varsa, gelişen teknoloji ve geliştirilen aletlerle su bulabiliriz. İşte bu ayet de, insanlığa fen ve teknolojideki gelişmeler hususunda rehberlik ediyor. Varacağımız hedefleri gösteriyor, yolumuzu aydınlatıyor. Çalışırsak neler yapabileceğimizi gösteriyor.

Hz. İsa Aleyhisselâm ve Tıb

“Ve İsrâiloğullarına bir peygamber olarak (şöyle diyecek): ‘Hiç şübhesiz ben, size Rabbinizden bir delil (bir mu‘cize) ile geldim. Doğrusu ben, size çamurdan kuş şekli gibi bir şey yapıp içine üflerim, Allah’ın izniyle (o) hemen bir kuş olur! Hem Allah’ın izniyle (anadan doğma) körü ve (teni) alacalıyı iyi ederim, ölüleri de diriltirim! Ve evlerinizde ne yiyorsanız ve ne biriktiriyorsanız size bildiririm! Eğer mü’min kimseler iseniz, şübhesiz bunda sizin için elbette bir delil vardır.” (Âl-i İmrân Sûresi, 49)

Hz. İsa Aleyhisselâm zamanında tıp ilmi ön plandaydı. Birçok hastalığın tedavisi biliniyordu. Fakat anadan doğma körlüğün ve alaca tenliliğin tedavisi bilinmiyordu. Cenâb-ı Hak, Hz. İsa Aleyhisselâm’a körlerin gözünü açma, alaca tenlileri iyileştirme ve ölüleri diriltme mucizesi verdi. Hz. İsa Aleyhisselâm’a verilen bu mucizeler, tıp ilminin daha da gelişeceğine ve ölüme geçici olarak bir hayat süsü verilebilecek kadar ileri gidilebileceğine işaret ediyordu. Günümüzdeki tıp alanındaki gelişmeler de bu durumu doğrulamaktadır. Özellikle organ nakli, kök hücre, komadaki birinin yıllarca makineye bağlı olarak yaşaması ve ileride ortaya çıkabilecek yeni tıbbî gelişmeler bu duruma verebileceğimiz misaller arasındadır.

Hz. Davud Aleyhisselâm ve Demire Şekil Verilmesi

“Şânım hakkı için, Dâvûd’a tarafımızdan bir üstünlük verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbîh edin!’ (dedik). Ve ‘Geniş zırhlar yap!’ diye demiri ona yumuşattık. ‘Hem dokumasında ölçüyü gözet (güzel ve yeteri kadar yap) ve (ehlinle birlikte) sâlih amel işleyin! Çünki ben ne yaparsanız hakkıyla görenim’ (diye vahy ettik).” (Sebe’ Sûresi, 10)

Evlerimizi ayaktan tutan taşıyıcı sistemler, ulaşım için kullandığımız uçaklar, gemiler, trenler ve arabalar ve hayatımızın birçok alanında kullandığımız her türlü alet edevatın en önemli yapı maddesi demirdir. İnsanlık için en büyük nimetlerden birisidir. Ve Cenâb-ı Hak, yerin altına bizim istifademiz için yerleştirmiştir. Asırların ihtiyacına göre insanoğlu, bu nimeti yer altından çıkarmakta ve işlemektedir. Hz. Davud Aleyhisselâm, kendisine Cenâb-ı Hak tarafından verilen mucizenin gereği olarak demiri istediği gibi işleyebilirdi. O devirler için işlenmesi uzun zaman ve uğraşlar alan demir, bugün büyük sıcaklıklarda çalışan fabrikalarda aynı Hz. Davud Aleyhisselâm’ın yaptığı gibi adeta bir hamur gibi kolayca işlenmektedir.

Hz. Davud Aleyhisselâm ve Ses Kaydı

“Gerçekten biz, dağları (ona) boyun eğdirdik, akşam sabah onunla beraber tesbîh ederlerdi. (Sâd Sûresi, 18)”, “‘Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbîh edin!’ (dedik). Ve ‘Geniş zırhlar yap!’ diye demiri ona yumuşattık. (Sebe’ Sûresi, 10)”, “Bize kuşların dili öğretildi. (Neml Sûresi, 16)”

Cenâb-ı Hak, Hz. Davud Aleyhisselâm’a yüksek ve hoş bir ses ihsan etmişti. Hz. Davud Aleyhisselâm, bu güzel ve gür sesini kullanarak dağlara tesbihat yaptırırdı. Hz. Davud Aleyhisselâm ne derse, dağlar da onu tekrar eder, birlikte tesbih ederlerdi. İşte bu durumu ve dağlara karşı yüksek sesle bağıran herkesin sesinin yankı suretinde dağdan geri gelmesini örnek gösteren Bedîüzzaman Hazretleri, bu hadiselerin sesin kaydedilebileceğinin delili olduğunu ifade etmiştir. 1800’lü yıllarda bulunan fonoğraf adı verilen ilk ses kayıt cihazını da buna misal göstermektedir. İşte zaten Cenâb-ı Hakk’ın koyduğu bir kanun olan bu durum, sesin kaydedilebileceğini insanlığa göstermiştir. Gerek Hz. Davud Aleyhisselâm’ın sesinin dağlar tarafından tekrar edilmesi, gerekse de yankı hadisesi bize ses kaydının mümkün olduğunu gösteren delillerdir. Günümüzde ses kaydının birçok farklı cihazla çok rahat yapılabiliyor olması da, bu konunun en güzel örneklerini teşkil etmektedir.

Hz. Süleyman Aleyhisselâm, Hz. Davud Aleyhisselâm, Kuşlar ve Cep Telefonu

“Bize kuşların dili öğretildi. (Neml Sûresi, 16)”, “Kuşları da toplanmış olarak (ona itaat ettirdik)! Hepsi onun (zikrine katılmak) için dönüp gelici idiler. (Sâd Sûresi, 19)”

Cenâb-ı Hak, Hz. Davud Aleyhisselâm’a ve Hz. Süleyman Aleyhisselâm’a kuşlarla konuşabilme ve onları hizmetinde kullanabilme mucizesi vermişti. Aynı zamanda hangi kuşun hangi işte kullanılabileceğinin ilmini de onlara ihsan etmişti. Bu mucizeler, zaten dünyanın yaratılışından beri atmosferde var olan radyofrekans alanları ve elektromanyetik alanlar kullanılarak geliştirilen cep telefonu teknolojisinin mümkün olacağını, o devirlerden insanlığa gösteriyordu. Posta ve iletişim için de kullanılan güvercinler veya diğer kuşlar, havada aynı cep telefonu ile iletişimimizi sağlayan elektromanyetik dalgalar gibi hızlı bir şekilde gerekli bilgileri ilgili yerlere ulaştırıyorlardı.

Hz. İbrahim Aleyhisselâm ve Ateşten Korunma

“(Onu ateşe attıklarında:) ‘Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selametli ol!’ dedik. (Enbiyâ Sûresi, 69)”

Hz. İbrahim Aleyhisselâm ateşe atıldığında, Cenâb-ı Hakk’ın lütfuyla ateşin ona zarar vermemesi, günümüzdeki belirli derecelere kadar ateşten koruyabilen giysilerin yapılmasının mümkün olabileceğine dair, teknolojik gelişmelere öncülük etmiştir. Yine yangına dayanıklı elektrik kabloları ve bu tür geliştirilen teçhizatların insanlığın hizmetinde kullanılması da bu konuya verilebilecek örnekler arasındadır.

İnsanlığın Hem Maddî Hem Manevî Üstâdları: Peygamberler

Çiftçilerin Üstâdı Hz. Âdem Aleyhisselâm, gemi inşa edenlerin Üstâdı Hz. Nûh Aleyhisselâm, terzilerin Üstâdı Hz. İdris Aleyhisselâm, demircilerin Üstâdı Hz. Davud Aleyhisselâm vb. bütün Peygamberler, insanlığın manevî önderleri oldukları gibi; aynı zamanda maddî işlerde de insanlığa birer Üstâd olmuşlardır. Her konudaki medeniyeti, ilmi ve fenni, insanlık ilk olarak onlardan öğrenmiştir.

Onların maddî ve manevî rehberliği ışığında bugünkü teknolojik seviyelere gelinmiştir. Ve bugün kullandığımız her teknolojiden Kur’ân’da bahsedilmektedir. Yeter ki araştırılsın. Bedîüzzaman Hazretleri, devrinin de ötesine geçip bugünlerin ulaştığı bazı fennî ve teknolojik gelişmeleri, Kur’ân’daki ayetlerden ve Peygamber mucizelerinden bularak Mucizât-ı Kur’âniye Risâlesinde göstermiştir. Aynı şekilde Kur’ân, ciddî bir şekilde incelendiğinde içinde bulunamayacak mesele yoktur.

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,