Hilafetin Kapısı Çanakkale

Hilafetin Kapısı Çanakkale

Çanakkale Savaşı sadece Osmanlıyı değil, tüm dünyayı etkileyen bir hadisedir. Hilafetin kapısı olması sebebiyle tüm İslam dünyasını etkilediği gibi, sömürge ülkelerini de ciddi manada etkilemiştir.

Çanakkale Savaşı Ve Önemi

Çanakkale dediğimizde aklınıza neler geliyor diye sorsak; hepimizin aklına gelen, Çanakkale’nin boğazı, denizi, suyu, havası gibi güzellikleri midir? Ya da Çanakkale’de tüm dünyaya karşı verilen müthiş mücadele mi? Tabi ki bu soruyu sorduğumuz kişilerin birçoğunun aklına gelen şey, Çanakkale Savaşı ve Çanakkale’de verilen ve ‘hasta adam’ ayaklanmış dedirtecek derecede şiddetli olan mücadeledir.

Biz bu yazımızda Çanakkale Savaşı’nın tarihi akışından, stratejisinden ya da sayısal verilerinden çok bahsetmeyeceğiz. Ancak anlatacaklarımıza temel olması açısından savaşın tarihinden bir miktar bahsetmemiz gerekmektedir.

Çanakkale, Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın savaştığı sekiz cepheden birisidir. Ancak tek bir cephe olmasına rağmen Çanakkale boğazının stratejik konumu, İstanbul’a açılan bir kapı olması ve kesin bir zafer ile sonuçlanması hasebiyle, gayet ehemmiyet kesbetmiş bir cephedir. Çanakkale savaşının genel tarihi kronolojisi şu şekildedir: 19 Şubat 1915’de itilaf devletleri tarafından deniz harekâtı başlatılmış, 18 Mart 1915’te ise itilaf donanmasının Çanakkale Boğazı’nı terk etmesi ile son bulmuştur. Daha sonra 25 Nisan 1915’te kara harekâtı başlamıştır. Bu harekât 9 Ocak 1916’da müttefik kuvvetlerin hezimete uğrayıp Gelibolu Yarımadası’nı tahliye etmesiyle sona ermiştir.[1] Yazımızda, savaşın gerçekleştiği 1915-1916 yıllarına gidip Çanakkale savaşının dünyadaki etkilerine, -tüm hizmetleri temsilen- ferdi bazı kahramanlıklara ve savaştaki şedid hadisattan bir kısmına göz atacağız.

Birinci Cihan Harbinde Dünyada Çanakkale

Çanakkale Savaşı sadece Osmanlıyı değil, tüm dünyayı etkileyen bir hadisedir. Hilafetin kapısı olması sebebiyle tüm İslam dünyasını etkilediği gibi, sömürge ülkelerini de ciddi manada etkilemiştir.

İngiltere’de Çanakkale Savaşı

Çanakkale’de alınan yenilgi itilaf devletlerinde tartışmalar doğurmuş, bu tartışmaların neticesinde İngiliz hükümeti düşmüş, harekâtın banisi olan Churchill’in yıldızı sönmüş, kendi ifadesiyle, Çanakkale’deki Türk zaferi, Churchill’in siyasi hayatına ikinci dünya savaşına kadar ipotek koymuştur.[2]

Pakistan Ve Çanakkale

Çanakkale’de savaşın en kızgın anlarının yaşandığı sıralarda, Pakistan’ın Lahor kentinde, halkın büyük teveccüh gösterdiği bir miting düzenlenir. Amaç Çanakkale’ye yardım ve gönüllü toplamaktır. Meydanlara serilen yardım sergilerine, kulaklarındaki küpelerini, parmaklarındaki alyansları, evdeki eşyalarını satarak elde ettikleri paraları atarlar Pakistanlılar. Muhammed İKBAL çıkar kürsüye ve birkaç gün önce gördüğü rüyayı anlatır. O gün tarihe mal olacak şu şiiri de okur halka hitaben;

Dedi Hz. Muhammed (sav)
cihan bahçesinden bana bir koku gibi yaklaştın
söyle bana ne gibi bir hediye getirdin?
Dedim: ya Muhammed (sav)! Dünyada yok rahatlık
bütün özlemlerimden umudu kestim artık
varlık bahçesinde binlerce gül lale var
ama ne renk ne koku… hepsi de vefasızdır
yalnız bir şey getirdim; kutlanmıştır tekbirlerle
bir şişe kan ki eşi yoktur: namusudur, vicdanıdır
buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır.

Bütün bunların hepsi bir yana, bir olay daha yaşanır o gün. Yürekleri parçalayan, işte iman bu dedirten olay şöyledir: Mitinge kucağında yeni doğmuş bebeği ile katılan bir anne, yeni dul kalmış ve verecek hiçbir şeyi de yoktur. Fakat birden hızlı ve emin adımlarla uzaklaşır oradan. Nihayetinde zengin bir efendinin konağının önünde durur. Kapıyı çalar ve evin efendisine, bebeğini hizmetkâr olarak satmak istediğini söyler. Israrı sonucunda efendi çocuğu alır. Parayı verir ve kadını takip etmelerini emreder hizmetkârlarına. Miting meydanına kadar takip ederler kadını. Çocuğunu satarak elde ettiği parayı kuruşuna kadar meydandaki sergiye bırakır kadın. Hizmetkârlar efendiye anlatırlar olayı. Şaşkınlık içerisinde kalan efendi, bulup getirin o kadını der. Bulur, huzuruna getirirler kadını. Efendi, “Sen söylemedin ama ben seni takip ettirdim ve paranı Çanakkale’ye gönderilmek üzere bağışladığını öğrendim. Bunu niçin yaptığını bana anlatmak zorundasın” der. Kadın, efendiye dönerek, “Şimdi sen diyorsun ki; Çanakkale’ye gönderilecek bir silah için koklamaya doyamadığın yavrunu niye sattın, öylemi? Osmanlı zayıf düştüğünden beridir, yanı başımıza kadar gelen İngilizlerin yaptığı zulümler ortada. Bu gün Muhammed İkbal dedi ki; ‘Eğer Osmanlının son kalesi olan Çanakkale’de geçilirse, Hilafet kalmaz ve iyi bilin ki sıra sizdedir.’ Eğer İngiliz buraya da gelir, namusumuza el uzanır, bayrak iner, vatan toprağı düşmanın pis çizmeleri altında çiğnenirse, çocuğum olsa ne olur, olmasa ne olur. İşte bu yüzden hiç tereddüt etmeden sattım yavrumu. İngilizlere köle olacağına size hizmetkâr olsun.”

Bu sözler üzerine duygulanan efendi, hizmetkârlarına derhal çocuğu kadına geri vermelerini emreder. Ardından yüklü bir miktar daha parayı miting meydanına gönderir.[3]

Hindistanlı Ve Senegalli Askerler

İtilâf ordusunda Çanakkale’ye Türklerle savaş için getirilmiş, sayıları az da olsa, Kuzey Afrika Müslümanlarından da askerler vardı. Bunlar Sudanlı, Senegalli, Faslı gibi Fransız sömürgelerinden zorla getirilmiş askerlerdi. Senegalli Müslüman bir asker ifadesinde: “… Ben Senegalliyim ve babamın adı Muhammed’dir. Fransızlar, bizi memleketimizden zorla toplayıp kopararak buraya getirdiler ve hemen savaşa sürdüler. Biz Müslümanlarla savaştığımızı bilmiyorduk. Ülkemizle ilgisi olmayan bu topraklarda savaşmak istemiyoruz. Bize, Türklerin esirleri kestiklerini söylediler. Bundan dolayı teslim olmaktan kaçınıyorduk.”[4]

Ayrıca İngilizler, “Halife’nin Almanlar ve İttihatçılar tarafından esir alındığını ve onun kurtarılması için savaştıklarını” söyleyerek kandırdıkları on binlerce Hintli Müslümanı Çanakkale’ye göndermişlerdir.[5]

Senegalli tarihçi ve aynı zamanda Silahlı Kuvvetler Arşiv ve Tarihsel Miras Müdürlüğü’nün teknik müşaviri Mamadou Kone de, söz konusu savaşa ilişkin anıların yıllardır bilindiğini ve anlatıldığını söyledi.

Mesela, “Senegal askerleri oraya vardığında ezan sesini duyduklarında Müslüman bir topluluğa karşı savaşacaklarını anlamışlar. Önemli bir kısmı savaşmayı kabul etmemiş, direnmiş ve ölümle cezalandırılmış” diyen Kone, 8 bin Senegal askerinin Anadolu’nun kucağında yattığını dile getirdi.[6]

Nusrat Mayın Gemisi

Nusrat Mayın Gemisi, 3 Eylül 1914’te Çanakkale’ye gelmişti. Almanya’da özel şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmiş bu tekne, dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu.

6 Mart gecesi Cevat Bey, mayın grup komutanı Hafız Nazmi Bey’e “Oğlum” diyordu. “Sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam, Nusrat’la son 26 mayını şu gördüğün Erenköy mevkiinde kıyıya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa, kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah yardımcınız olsun.” Düşman zırhlıları boğaza grup grup giriyor ve görevini tamamlayan grup ikmal yapmak için geriye dönerken arkadaki grupların yollarını kesmemek için boğazın en geniş yerlerinden biri olan Erenköy mevkiinde manevra yapıyordu. İşte mayınlar da bu manevra sahasına kıyıya paralel, ancak manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti.

Nazmi Bey, ertesi gün Nusrat Mayın Gemisi komutanlığı yapacak olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı’yı buldu. İki gün önce kalp krizi geçiren Nusrat’ın genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, savaşın ve ülkenin sorumluluğunu omuzlarında duyarak görevi kabul etti.

7 Mart’ı 8’e bağlayan gece yarısı Nusrat demir alarak Çanakkale’den uzaklaştı. Bütün ışıklarını söndürüp kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında hedefine doğru ilerliyordu. Gemi, daha önce döşenen mayın hatlarından geçiyor ve Erenköy mevkiine giriyordu. Teker teker sessizce elinde kalan son 26 eski tip mayını suya bırakmaya başladı. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar dökülmüştü. Makinalar tekrar en yüksek devirde çalıştırılmıştı. Şimdi en az görevin kendisi kadar tehlikeli olan geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önceki dökülen mayınlar ve düşman devriye gemileri, Nusrat’ın yolu üzerinde kol geziyordu. Bir an için Nusrat’ın çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Projektörle taramaya başlamışlardı. Projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Projektör ışığı, Nusrat’ a çok yaklaştığı bir sırada, Türk kıyılarında yanan bir projektör birkaç saniye içinde, düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. İki projektör şimdi göz gözeydiler. Düşman projektörü, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu. Nusrat, bu bazen üstünde, bazen yanında süren ışık çarpışmasının altından sessizce sıyrıldı. Çanakkale yönünde yol almaya başladı. Tehlike geçmiş, verilen görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Ancak Yüzbaşı Hakkı Bey’in kalbi bu heyecana dayanamamış ve dönüş yolunda şehit olmuştur.[7]

Mecidiye Tabyası, Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey Ve Seyit Onbaşı

Seyit Onbaşı, Mecidiye Tabyasında vazifeli bir askerdir. Çanakkale Deniz savaşlarında büyük faydalar göstermiştir. Gelin, 18 Mart tarihinde Mecidiye Tabyasında neler yaşandığını kendisinden dinleyelim.

“Ben Kilidülbahir Mecidiyesindeki uzun 24’lüklerin üçüncü topunda idim. Tam saat sekizde Boğaz tarafından doğru bir gümbürtü koptu. Amma bu, evvelkilerine (önceki atışlara) hiç benzemiyordu. Düşman bu sefer çok şiddetli ateş açmıştı. Biz de mukabele ediyorduk. Önce birkaç gülle tepemizden aşarak denize düştü. Sonra önümüzde deniz sularını minareler gibi havaya kaldırdı. Bir aralık toz duman içinde kaldık. Ortalık azıcık yatışınca ne oldu ki diye bakındım. 38’lik bir düşman mermisi bizi biraz körlemiş (atış kabiliyetimizi azaltmış). Büyük bir çukur açarak sağa sola zarar yapmıştı. Topun mataforası (mermi kaldırma vinci) kırılmış, ihtiyat (yedek) mermi yolunu bozmuştu. Topumuzda çok şükür bir zarar olmamıştı. Bu sırada Kumandan, bir kırılan matafora koluna, bir de Boğaza doğru bakıyordu. Ben de baktım. Boğaza doğru, ne göreyim, düşman gemileri ağır ağır içeri girmiyor mu? Hemen geriye fırlayarak araba üzerinde duran koca merminin (215 kg) başında boyunlarını bükmüş bakınmakta olan arkadaşları araladım. Bir kere mermiyi kucaklayacak oldum, yağlı olduğundan elimden kaydı. Elimi biraz topraklayarak bir dizimi yere koydum ve mermiyi sırtladım. Kendimi topun ağzında buldum. Merdivenleri ilk defa nasıl çıktığımı hatırlayamıyorum. Gene aşağı atlayarak 2’nci, 3’ncü, 4’ncü mermileri sıra ile taşımaya başladım. 4’üncü mermiyi attıktan biraz sonra idi. Gonca Suyu (Mecidiye tabyasının bulunduğu yamacın sağ arkasındaki tepenin adı) tarassud mevkii iki mermimizin isabetini bildirmişti. Bu haberi de duyduktan sonra bana gülleler (mermiler) ufak bir saman çuvalı kadar yenik (hafif) geliyordu. Bir aralık Kumandan ‘Artık yeter, yoruldun Seyyid. Gel bak düşman kaçıyor, diye beni tarassud yerine (top mevziinin hemen önü) çağırdı. Şunu da çıkarayım beyim de (Kumandanım) gelirim, dedim. Ve son gülleyi de çıkardım. Sonra Kumandanımın yanına vardım. Sanki denizin üzeri yanıyordu. Sağda solda iki gemi (Ocean ve İrrısestıble olmalı) kara dumanlar, kızıl alevler içinde yana yana batıyordu. Bu sıra biri daha tutuştu (İnfilexsıble olmalı). Arakadakiler dönmeye bile vakit bulamadan geri geri giderek boğazdan çıktılar. Benim görebildiğim bu kadardı.”[8]

Seyit Onbaşı bu kahramanlıktan sonra ödül olarak verilen bir tayini iade etmiş. Hayatının sonuna kadar geçimini ormancılıktan sağlamıştır.

Mecidiye Tabyasında yaşanan bu hadisenin arka planındaki manevi gücün nereden kaynaklandığını sorguladığımızda ise; karşımıza Yüzbaşı Mehmet Hilmi Bey çıkmaktadır. Kendisi, Mecidiye Tabyasına geldiği zaman, ilk olarak askerlerin harp talimlerine ehemmiyet verdiği gibi dini eğitimlerine de ehemmiyet vermiştir.

Dini derslerin konuları, farzları yerine getirme ve sünnete ittiba etme üzerineydi. Ayrıca askerlere verilen bazı emirler, imani noktadaki hassasiyeti gözler önüne seriyor. İşte o emirlerden bazıları:

  1. Bugünden itibaren daima abdestli bulunacak ve harbe abdestli olarak başlanacak.
  2. Topların dolması için verilecek kumanda ile her toptan sağındaki bir er nöbete çıkacak. Bu suretle dört er tarafından ezan-ı Muhammedi okunarak birinci doldurma işi yapılacak.
  3. Yeni gelen yedek subay adaylarının medreseden gelen kısmı, lüzum görüldüğünde yüksek sesle tekbir alacaklar. Bir kısmı da Kur’an okuyacaktır. Vazifesini bitiren erler onları izleyeceklerdir. Ateş aralarında ise, bütün batarya sesli tekbire katılacaklardır.[9]

Resim 3

Ertuğrul Koyu Ve Yahya Çavuş

Çanakkale’de kara muharebelerinin başladığı 25 Nisan 1915 günü Seddülbahir’de, İngilizlerin yenilgi yüzü görmemiş meşhur 29’uncu Tümeninin karşısında Bnb. Mahmut Sabri Bey vardır. Bnb. Mahmut Sabri, Alçıtepe’nin düşman eline geçmesini önlemiştir.

Ezineli Yahya Çavuş’u bizlere tanıtan da Mahmut Sabri Bey olmuştur. Mahmut Sabri Bey eğer raporunda bu kahraman çavuşa yer vermeseydi, bu destandan mahrum kalacaktık. Bnb. Mahmut Sabri Bey’in yetiştirdiği Yahya Çavuş, beş mangalık takımıyla Ertuğrul Koyu’nu savunan kahramandır. İngiliz donanmasının Yahya Çavuş’un bulunduğu siperlere attığı mermi miktarı 4.650 adettir. Yahya Çavuş; yılmamış, geri çekilmemiş, siperden sipere atlayarak görev yerini terk etmemiştir. İngiliz generali, askerî yazar Aspinal Oglander, 25 Nisan Ertuğrul Koyu harekâtı hakkında izlenimlerini şöyle dile getirir: “Türk savunma düzeni son dakikaya kadar sanki terk edilmiş gibiydi. Fakat River Clyde’in oturmasıyla beraber ve filikalar da kıyıya birkaç yarda (100 yarda yaklaşık 92 metre) kaldığı sırada birden bire bir cehennemdir boşandı. İlk birkaç saniye içinde kıran girmiş gibi zayiata uğratıldı. Filikalardan bazılarının içinde bulunanların hepsi, öldürülmek suretiyle umutsuz bir hâlde suların seyrine kapılmış gidiyordu.” Hava komodoru Bnb. Samson, uçağı ile Ertuğrul Koyu üzerinde dolaştıktan sonra, denizin sahilden 50 metre kadar olan alanının “kandan kıpkırmızı kesilmiş” olduğunu Başkomutanlık Karargâhına bildiriyordu. Binbaşı Mahmut Sabri Bey, yazdığı raporuna bir alçak gönüllülük örneği göstererek ismini yazmamıştır. Raporun hiçbir yerinde “ben” kelimesi yer almaz. Yaptığı tüm faaliyetleri; hep gidildi, görüldü, yapıldı şeklinde aktarmıştır. Bu durum, 1’inci Ordu Müfettişi Fahrettin Bey’in de dikkatini çekmiştir. Fahrettin Altay rapor hakkında şunları söyler: “Bu raporu yazan zat, imzasını koymamıştır. Sonradan yapılan araştırmalardan Binbaşı Mahmut Bey olduğu anlaşılmıştır. Bu muharebeden takriben bir ay kadar sonra kendi yaralı ve tedavide iken hatıra olarak yazmış, Harbiye Nezareti Müsteşarlığına vermiştir. Aslı şimdi Harp Tarihi Encümeninde ve dosyasındadır.”[10]

  1. Alay
  2. Alay, Çanakkale Savaşı’nın başlangıcı olan Anzak Çıkarmasını durdurmak için 15 Nisan 1915 sabahı harekete geçen alayımızdır. 57. Alayın komutanı Hüseyin Avni Bey’dir. 57. Alay, 25 Şubat 1915’te Eceabat’a gelmiştir. Bigalı Köyü’ne geçti. Bu tarihten 24 Nisan 1915 tarihine kadar 57. Alay sürekli eğitime tabi tutuldu ve Bigalı Köyü ve Turşun bölgesinde askeri eğitim ve askeri tatbikatlar yaptı.
  3. Alay Bigalı Köyü’ndeki eğitim ve tatbikatlarını sürdürdüğü sırada 5. Ordu tarafından yeri değiştirilmek istendi, fakat düşman kuvvetlere çıkartmaların yapılacağı noktaya en yakın yerlerden biri olmasından dolayı Mustafa Kemal, 57. Alayın Bigalı Köyü’nde kalmasında ısrarcı oldu ve bunda da başarı sağladı. Böylece 57. Alay, Bigalı Köyü’nde kalmıştır.
  4. Alay, çatışmalarda mevcudunun üçte ikisini kaybetmiş, savaşın ortasında takviye edilmiştir. 13 Ağustos 1915’te 57. Alay komutanı olan Hüseyin Avni Bey, karargâha düşen bir top mermisiyle şehitlik mertebesine ulaşmıştır. Hüseyin Avni Bey’in yerine atanan Binbaşı Hayri Bey, alayı Keşan bölgesinde konuşlandırmış ve alay, eksikleri giderildikten sonra 19. Tümenle birlikte 15. Kolordu bünyesinde Galiçya Cephesi’ne gönderilmiştir.
  5. Alay, Galiçya Cephesi’nde büyük yararlılıklar göstermiş. Galiçya cephesindeki savaş sona erince bu sefer Alay, Sina ve Filistin Cephesi’ne yollanmıştır. Burada da çok faydalı olmasına rağmen, İngilizler tarafından çembere alındığı için, mevcudu iki gün içerisinde sadece 260’a düşmüştür. Megiddo Muharebesi sırasında ise 57. Alayın kalan mevcudu esir edilmiştir.

Bu kahramanların anısına, o günden beri, Türk ordusunda 57. Alay bulunmamaktadır. 57. Alay, dünya üzerinde en çok madalya sahibi olan alay olduğu için, dünyanın en kahraman alayı olarak nitelendirilmektedir.[11]

  1. Alayın Bayram Namazı

Çanakkale Harbi’nin devam ettiği günlerde, bir Ramazan Bayramı arifesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa, 9’uncu Tümen’in genç imamını çağırarak mahzun bir şekilde istemeye istemeye şunları söyledi:

Hafız, yarın Ramazan Bayramı! Asker toplu bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem vaz geçiremedim. Ancak böyle bir şey pek tehlikeli. Yani senin anlayacağın, düşmanın arayıp da bulmayacağı toplu bir imha fırsatı olur. Münasip bir dille bunu erata sen anlatıver!

İmam Efendi, Paşa’nın yanından henüz ayrılmıştı ki, karşısına nur yüzlü bir zat çıktı ve:

“Evladım! Sakın ha askerlere bir şey söyleme! Gün ola hayır ola; Allah Teâlâ, nasıl dilerse öyle olur” dedi.

Ertesi sabah, gökten bulutlar indi ve mümin askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözetleyen düşman kuvvetleri, artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka bir manevi heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbirler, dalga dalga etrafa yayılıyor, semaya yükseliyordu. Nur yüzlü zat, Fetih Suresinden bir kısım ayetleri tilavet ederken, Müslüman Türk askerlerinin gönüllerinden taşan kelime-i tevhid sesleri, birer imam sayhası halinde düşman saflarından bile duyuluyordu.[12]

Keşf-i Çanakkale

Çanakkale Savaşında bazı hadiselerde abartılı anlatım olduğu düşünülmektedir. Bu, tamamen Çanakkale Savaşlarının tam anlamıyla bilinmemesinden kaynaklanmaktadır. Hâlbuki Çanakkale Savaşında yaşanan hadisat, yıllardır kullandığımız bazı deyimlere mecaz anlamlarını kaybettirmiştir. Mesela öylesine söylenildiği sanılan bir türkü, aslında tamamen gerçekleri ifade etmektedir. Bu olaylardan bir kısmını başlıklar altında anlamaya çalışacağız.

Diri Diri Toprağa Gömülenler

Tabya: Bir bölgeyi savunmak için yapılan ve silahlarla güçlendirilen yapılardır. Gelibolu Yarımadasında sahil boyunca birçok tabya bulunmaktadır. Bu tabyaların güçlendirilmesi için üzerleri toprakla örtülür. Ancak yığılan bu toprak, tabya isabet aldığında askerlerimizi diri diri gömen birer mezar olmaktadır. Yani Çanakkale türküsünde geçen “Ölmeden mezara koydular beni” ifadesi, bir cihetiyle bu olayı anlatmaktadır.

Sargı Yerleri Ve Ameliyatlar

Çanakkale Savaşlarında cephe içinde yaralanan askerlerimizin ilk tedavileri, hemen cephe gerisinde kurulan seyyar hastanelerde yapılırdı. Buralarda ağır yaralı askerlerimiz, elde bulunan imkânlar ile tedavi edilirlerdi. Ancak tıbbi malzeme taşıyan gemilerimizin vurulması sebebiyle, yeterli miktarda tıbbi malzeme bulunmadığından dolayı, yapılan cerrahi müdahaleler narkozsuz gerçekleştirilmekteydi. Narkoz olmadığından dolayı bu ameliyatlar, askerin acıya dayanması için dişleri arasına ağaca sarılı bir keçe (narkoz takozu) konarak yapılırdı. Yapılan bu ameliyatlar, çoğunlukla şehadet ile sonuçlanırdı. Hatta ameliyat sonrası askerin dişlerinin narkoz takozunda kaldığı dahi görülürdü. “Dişini tırnağına takmak” deyimi, onlarla yeni bir anlam kazanmıştı.

Yeraltı Savaşları

Çanakkale’de denizde, siperlerde, havada savaşlar yapıldığı gibi yer altında da mücadele devam etmekteydi. Siperler arasında lağım tünellerinin kazılması neticesinde yeni bir savaş alanı ortaya çıkmıştı. Bu tünellerin karşılıklı olarak patlatılmasıyla siperler yerle bir oluyordu. Mehmet Akif’in şu dizeleri bu olayı açıkça anlatmaktadır:

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.

Kala-i Sultani Ve Patlamayan Mermi

Çanakkale Savaşları’nda, İngiliz donanmasına ait Queen Elizabeth gemisinden atılan yaklaşık yarım ton ağırlığındaki top mermisi, tarihi Çimenlik Kalesi’nin (Kala-i Sultani), sur duvarını deldiği bölümünde 98 yıldır sergileniyor.

İngiliz gemisinden 18 Mart 1915’te atılan 1,65 metre uzunluk ve 492 kilogram ağırlığındaki top mermisi, Anadolu tarafında 1461-1462 yıllarında savunma amaçlı inşa edilen Çimenlik Kalesi’nin duvarını deldi, ancak iki metre ilerlemesine rağmen patlamadı.

Daha sonra patlayıcı düzeneği devre dışı bırakılan mermi, bulunduğu yerde sergilenmeye başlandı. Savaşın büyüklüğünü gösteren en büyük delillerinden biri olan merminin, duvarını deldiği Çimenlik Kalesi ise, kurulduğu günden itibaren sürekli askeri üs ve merkez konumunda yer aldı.[13]

 

Çanakkale Savaşı İçin Kim Ne Dedi?

  • “Türkleri Allahlarından ayırabilmek için daha başka ne yapılabilir ki? Biz Türklerle değil onların Allahları ile harp ettik!” General Hamilton[14]
  • “Biz, Çanakkale yarımadasından Türklerle savaşarak ve binlerce insanımızı kaybederek kahraman Türk milletine ve onun eşsiz vatan sevgisine duyduğumuz büyük takdir ve hayranlıkla ayrıldık.” Avustralya Genel Valisi Lord Casey
  • “Çanakkale’yi bir asker olarak anlatmak imkânsızdır. Çelikten, manevi kudretten, vatan aşkından bir insan yapısı ne demektir? Bu sualin cevabı, işte bu gösterişsiz, mütevekkil ve sessiz, Anadolu çocuğunun kendisiydi.” Mareşal Otto Liman Von Sanders
  • “İnanmak istemiyorum. Fakat gerçek. Türk savunması önünde müttefikler armadası mağlup olmuştur.” İngiltere Bahriye Nazırı ve Başbakanı Winston Churchill
  • Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Çok mükemmel komuta edilen ve cesaretle dövüşen Türk ordusuna karşı savaşıyoruz.” İngiliz General Sir Hamilton

“Çanakkale müdafaası yapılmış ve kazanılmıştır. Lakin vazife, yalnız askerler ve kumandanlar için bitmiştir. Bizim için bitmemiş, hatta başlamamıştır bile. Herkes bilsin ki, burada kanlarını akıtanlar hep bu tarih, bu namus ve fazilet için öldüler. Onların kan borcunu ödemek lazımdır. Şairler destanlarını yazsınlar, ressamlar levhalarını çizsinler, muharrirler hikâyelerini yazsınlar, sağ kalanlar da rahmet okusunlar…” Darülfünun Müderri

[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87anakkale_Sava%C5%9F%C4%B1_kronolojisi

[2] http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/805/10254.pdf

[3] http://www.timeturk.com/tr/2012/11/09/muhammed-ikbal-bugun-dogdu.html

[4] 17 Genelkurmay ATASE Arşivi, Kls: 540, Dos: 2107, Fih: 30-1.

[5] Mustafa Keskin, Hindistan Müslümanlarının Milli Mücadele’de Türkiye’ye Yardımları (1919–1923), Kayseri: Erciyes Üniversitesi Yayınları, 1991, sayfa 32 – 34.

[6] http://www.pusulahaber.com.tr/savasta-kandirilan-senegal-turkiyeden-destek-istiyor-320666h.htm

[7] http://turuduailesi.free.fr/documents/Programlar/Canakkale_gecilmez.pdf

[8] Gıyas YETKİN, “Eski Muharipler Dergisi”, Ankara-Cebeci Basımevi, 1965

[9] Gazanfer Sanlıtop,”ÇANAKKALE GEÇİLMEDİ”. Goa Yayınları,2006

[10] http://www.tsk.tr/Content/pdf/yayinlar/skd_425.pdf

[11] http://www.canakkaleili.com/canakkale-kara-savaslari.html

[12] http://canakkalesehitlerine.com/content/cephede-bir-bayram-namaz%C4%B1-57-alay

[13] http://www.haberler.com/yarim-tonluk-mermi-deldigi-sur-duvarinda-98-yildir-5362498-haberi/

[14] http://canakkaleden.blogcu.com/canakkale-savasi-hakkinda-yabancilarin-gorus-dusunce-ve-hatiral/2061135

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,