PENCERELER RİSALESİ

112. Sayı Risale-i Nur

Risalenin İsmi/İsimleri                : 33. Mektup, 33. Söz, Pencereler Risalesi

Risalenin Telif Tarihi                     : Tahmini 1929

Dili                                                  : Türkçe

Müellif Yanındaki Değeri            : Bu risale;

  1. Küfr-ü mutlakın ve mütemerrid dalaletin inadını kıracak ve parçalayacak Kur’an hakikatlerini içermektedir.
  2. İmanı olmayanı imana getirebilecek burhanlara sahiptir.
  3. Zayıf imanları kuvvetlendirir.
  4. Kuvvetli imanı tahkiki hale döndürür.
  5. Tahkiki imanı marifetullahta ilerletir.
  6. İnsanın akıl, hayal, kalp, ruh, vicdan gibi tüm duygularını tatmin eder.
  7. Yaklaşık 53 ayetin tefsiridir.
  8. Tevafuklu bir risaledir.

Konusu                                               : Allah’a iman ve Marifetullah hakkındadır.

Risalenin Metodu                          : Bu risalede davayı ispat etmede şu deliller kullanılmıştır;

  • Burhan-ı İnnî
  • Burhan-ı Limmî
  • Burhan-ı Temanu’ Delili
  • Gaye ve Nizam Delili
  • Hudus delili
  • İcmâ
  • İmkân delili
  • İnayet / Hikmet / İtkan Delili
  • Meşhudat-ı Âlemle İstidlal
  • Muhalif Fikrin Batıl Sonuçlarını Gösterme
  • Naklî deliller
  • Otoriter Şahsiyetleri Delil Gösterme
  • Temsil

 

  1. PENCERE: Dünyaya gelip giden varlıkların tedbirlerindeki intizam ve nizam bir hikmeti içermektedir. Bu hikmette bir inayet, inayette kuşatıcı bir taltif ve ihsan, taltifte ve ihsanda ise rızıklandırma ve terbiye görünmektedir. Hikmet, kast ve iradeyi göstermektedir. İnayet ise hikmeti içermektedir. Rahmet ise inayet ve hikmeti içinde bulundurmaktadır. Rızık verme ise rahmet, inayet, hikmeti kapsamaktadır. Bu hal ise Hakîm, Kerim, Rezzak olan Vacibü’l-Vücudun vahdetini ve rububiyetini göstermektedir. Bu vaziyeti serseri tesadüf, kör kuvvet, sağır tabiat, aciz, cahil sebeplerle açıklamak mümkün değildir.
  2. PENCERE: Varlıkların yaratılışlarında görülen;

–              Dağınıklığı gerektiren sonsuz bolluk, ahenk ve düzen içinde

–              Ölçüsüzlüğü ve kabalığı gerektiren yaratılıştaki sürat, tam bir ahenk içinde

–              Değersizliği ve çirkinliği sonuç veren çokluk, harika bir sanat içinde

–              Sanatsızlığı ve basitliği gerektiren kolaylık, ihtimam ve sanat içinde

–              Farklılık ve zıtlıkları gerektiren uzaklık, tam bir ittifak içinde

–              Karışıklığı gerektiren bir arada bulunma, tam bir ayrışma içinde

–              Değersizliği gerektiren bolluk, tam bir nitelik ve değerlilik içinde bulunmaktadır.

Bu hal ise Kadîr-i zülcelalin, Hakîm-i Zülkemalin, Rahim-i Zülcemalin vücub-u vücudunu, kudretinin kusursuz olduğuna ve rububiyetin cemalini, vahdaniyetini ve ehadiyetini göstermektedir.

  1. PENCERE: Bir eser, özellikle yenilenen güzel bir eser bir fiili gerektirir. Hikmetli ve düzenli fiiller ise isim ve sıfatlarıyla beraber bir fâili gösterir. Bu sıfatlar ise şuunat-ı zatiyeyi / kabiliyet-i zatiyeyi gerektirir. Bu ise mükemmel bir zatı gösterir.
  2. PENCERE: Yüce Allah göğü yıldızlar, güneşler ve ay ile, atmosferi yağmur, şimşek, yıldırım ve gök gürültüsü ile, zemini hayvanlar ve bitkilerle, bitkileri ise yaprak, çiçek ve meyveler ile, çiçek ve meyveleri ise tohumcuklar ile kendisini tesbih ve zikrettirmektedir.

Evet, bunlarda görünen nizam hikmeti, ölçüler ise ilmi, sanatlı nakışları ve mahareti göstermektedir. O nakışlı sanat ise ziynet içinde görünmektedir. Bu hal ise lütuf ve kereme işaret etmektedir. O ziynet yani güzel süsler ise rahmet ve ihsanı gösteren güzel kokular içindedir. İşte tüm şu haller Sâni-i Zülcemalin isimlerinin tanıttırılıp sevdirilmesini istemektedir.

  1. PENCERE: En küçükten en büyük varlıklara kadar her şeyde güzel bir sanat ve tam bir hikmet görünmektedir.

–              Işık/aydınlık dahi Sâni-i Hakîm tarafından varlıkları ilan ve teşhir etmek üzere yaratılmıştır.

–              Rüzgârlar sağladıkları faydalar ve iş gördüğü görevleriyle,

–              Çaylar, ırmaklar sağladıkları faydaları ve dağlarda ihtiyaçları gidermek için depolanmalarıyla,

–              Taşlar, madenler ve cevherler güzellikleri, yararlı özellikleri ve ihtiyaçları gidermeleriyle,

–              Çiçekler ve meyveler güzellikleri, kokuları, tatları ve renkleriyle,

–              Kuşlar cıvıldaşmalarıyla,

–              Bulutlar hayat suyunu vermesiyle ve gök gürlemesi ve şimşekler,

–              Gök cisimlerinin ve ayın hareketleri ve dünya ile olan münasebeti bir Kadîr-i Rahimi göstermektedir.

  1. PENCERE: Güneş ve güneş sisteminde bulunan on iki gezegenin

–              Farklı büyüklükleri,

–              Birbirine olan uzaklıkları,

–              Hareketleri ve bu hareketlerin sonuçları,

–              Bunlarda görünen kusursuz düzen, hikmet

–              Son derece hassas ölçü ile kendi eksenleri etrafındaki dönüşleri ve güneşe çekim yasasıyla bağlanmaları ilahi kudretin azametini ve yüce Allah’ın büyüklüğünü göstermektedir.

  1. PENCERE: Dünyanın varlıklar için yaşama uygun hale getirilmesi, dünyanın güneş etrafında dönmesiyle meydana gelen tüm sonuçlar, dağların sağladığı faydalar, Kadir-i Mutlak ve Hakîm-i Rahîm’in vücub-u vücudunu ve vahdetini göstermektedir.

Hem dünyadaki acayip sanatlar, unsurlar, nehirler, çaylar, denizler, ırmaklar, tepeler kendine uygun canlılara birer mesken olması ve canlılar için nakil vasıtası haline getirilmeleri ve bu yerlerin kendilerine mahsus canlılarla şenlendirilmesi hem bu yerleri canlılarla doldurup boşaltmak bir Kadir-i Zülcelal ve bir Hakîm-i Zülkemalin vücub-u vücuduna ve vahdetine yüz binler diller ile şehadet etmektedir.

  1. PENCERE: Pek çok sıfatlardan icad edilmiş olan hayat, ilahi kudretin en nurani, en güzel bir mucizesi ve vahdaniyetin en parlak ve en kuvvetli bir burhanıdır.

Hayat rızık, rahmet, inayet ve hikmeti içine alarak girdiği yere onları da çekmektedir. Her şeyin hayata hizmet etmesi ve onun etrafında dönmesi, hayatın aslı olan ruhun birden ve hiçten varlık sahasına gönderilmesi Vacibu’l-Vücudun ve Hayyu Kayyum’un vücub-u vücudunu, kutsi sıfatlarını ve Esma-yı Hüsnâ’sını göstermektedir.

  1. PENCERE: Ölüm yokluk, hiçlik, idam, fena ve failsiz bir son değildir. Hizmetten terhis, mekânın değişikliği, bedenin tebdili, vazifeden paydos ve beden hapsinden bir kurtuluştur. Demek ölüm ilahi rububiyetin bir burhanıdır. Nasıl ki canlılar varlıklarıyla bir Vacibu’l-Vücuda delalet ederler öyle de o canlılar ölümleriyle de bir Hayyu Baki’nin sermediyetine ve ehadiyetine şehadet ediyorlar.
  2. PENCERE: Varlıkların tümünde görünen imkânlar, infialler, mahlukiyetler, kesret ve terkipler bir Vacibu’l-Vücudun vahdetini ve esmasını göstermektedir.
  3. PENCERE: Bütün güzellikler sonsuz bir güzelliğin cilveleridir. Kâinatın kalbindeki ciddi aşk, Maşuk-u Layezali’yi göstermektedir. Kâinattaki incizaplar, cezbeler, cazibeler ezeli bir cazibedar hakikatin cezbiyledir. Zevk ve şuhuda dayanan ehl-i keşf ve velayet Cemil-i Zülcelal’in tecellisine mazhar olduklarını ve zevk yoluyla o zatın tanıttırılmasına ve sevdirilmesine muttali olmuşlardır. Kâinattaki bütün güzellikler Esma-yı Hüsna’nın güzelliklerini göstermektedir.
  4. PENCERE: Sebep ve sonuçlarına bakıldığında en büyük bir sebebin sonuçları meydana getirmede aciz kaldığı görülecektir. Demek sebepler birer perdedir.

Sonuçlardaki harikulade olan sanat, sebeplerin acizliğini ve Müsebbibu’l-Esbabı göstermektedir. Sonuçta görülen gayeler, faydalar ve hikmetler ise sebeplerin perde olduğunu gerçek failin Kerim ve Rahim bir Rabbin olduğunu göstermektedir. Varlıklarda görünen ziynet, sanat ve güzellikler de kendisini tanıttırmak ve sevdirmek isteyen bir zatı göstermektedir. Sevdirmek ve tanıttırmak ise Vedud, maruf bir Sani-i Kadir’in vücub-u vücudunu ve vahdetine şehadet etmektedir.

  1. PENCERE: En küçük varlıktan en büyük varlığa kadar her şeyde bir hikmet ve tanzim görünmektedir. Hakimane bir terbiye ve tedbir göze çarpmaktadır. Kerimane bir rızık verme görünüyor. Önemli gayeler için kâinat sathında bir tedvir ve tenvir bulunmaktadır. Âlemde ise muntazam bir memleket ve bir sarayda bulunan hikmetler ve hikmetli tanzimat hükmetmektedir. Âlem ve içindeki tüm varlıklar manevi olarak birbirleriyle öyle bir münasebetleri bulunmaktadır ki birini yapamayan hiçbirini icat edemeyecektir.
  2. PENCERE: Bir çiçeği yapan kimse o çiçeğin türünü de yaratan odur. Her çiçek ve tür birer mühür gibidir. Çiçek kimin ise çiçeğin bulunduğu yerde onundur. Çiçeğin bulunduğu tepe kiminse ova da onundur. Ova kiminse yeryüzü de onundur. Demek her bir şey birer ilahi mühür hükmündedir. Bulunduğu yerin yüce Allah’a ait olduğunu göstermektedir. Demek bütün varlığı yaratamayan bir tek şeyi de icat edemez.
  3. PENCERE: Âmiriyet ve hâkimiyetin gereği rakibi, ortağı ve müdahaleyi reddetmektir. Bundan dolayıdır ki Ulûhiyet ve rubûbiyetin en kat‘î ve dâimî lâzımı, vahdet ve infirâddır. Buna bir burhân-ı bâhir ve şâhid-i kātı‘, kâinâttaki intizâm-ı ekmel ve insicâm-ı ecmeldir.

Kainât hâdisdir. Çünkü görüyoruz ki her asırda, her senede, her baharda bir âlem gelir, bir âlem gider. Demek bir Kadîr-i Zülcelal var ki âlemi yokluktan icat etmektedir.

Bir şeyin varlığı ve yokluğu eşit olsa bir tercih, tahsis edici ve bir mucit lazımdır. Zira varlıklar birbirini icat ederek teselsül edemez ve devir olamaz. Demek bir Vâcibu’l-Vücud vardır ki onları yaratıyor. Her bir şey varlığında, sıfatlarında ve hayatında hadsiz imkanlar içinde iken muntazam bir şekilde ona özel olarak verilmektedir. Demek iradesiyle veren hikmet sahibi bir mucit bulunmaktadır. Demek her bir şey zatıyla, sıfatlarıyla, suretiyle yani binler dillerle bir Vâcibu’l-Vücudu göstermektedir.

  1. PENCERE: İnsan penceresi olup enfüsîdir. İnsan âlemlerin küçük bir numunesidir. İnsan Esma-yı Hüsna’nın bütününün tecellisine mazhardır. İnsan bu Esma-yı Hüsna’ya üç farklı yönden mazhardır.

Birincisi: Zıtlar itibarıyla bir âyinedarlık etmektedir. İnsandaki zaaf, acz, fakr, eksiklik, kusur ve ihtiyaçlar Kadir-i Zülcelalin kudretini, kuvvetini, gınasını ve rahmetini göstermektedir.

İkincisi: İnsan kendisine verilen numuneler yönüyle âyinedarlık etmektedir. İnsana verilen cüzi ilim, basar, sem’, sahiplilik, hâkimiyet gibi numuneler yüce Allah’ın ilim, basar, sem, hâkimiyet ve rububiyetini göstermektedir.

Üçüncüsü: İnsanda görülen sanatlar yönüyle âyinedarlık etmektedir.

Cenab-ı Hakkın külli iradesine ve sonsuz kudretine varlıkların bütün fiilleri, sesleri, işleri hiçbir şekilde ağır gelmez, meşgul etmez ve şaşırtmaz. Hepsini birden görür ve işitir. İsterse her şeyi bir varlığın imdadına gönderir.

  1. PENCERE: Hz. Muhammed (sav) bütün peygamberlerin ispat ettikleri ortak iddiasına ve bütün evliyaların keşfettikleri ortak davasına dayanarak bütün kuvvetiyle, hayatı boyunca Allah’ın birliğini ilan etmiştir. İslamiyet sayesinde marifetullaha çok geniş bir pencere açmıştır. Bu pencere sayesinde İmam-ı Gazâlî, İmam-ı Rabbânî, Muhyiddin-i Arabî, Abdulkadir-i Geylanî gibi zatlar yetişmiştir.
  2. PENCERE: Geçen bütün pencereler, Kur’an denizinden yalnız birkaç damladır. Şimdi Kur’an’ın yüce Allah’ın varlığına nasıl bir delil olduğunu düşün.
escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,