RİSALE-İ NUR’UN RİSALELERİNİ TANIYORUZ

110. Sayı Risale-i Nur
RİSALE-İ NUR’UN RİSALELERİNİ TANIYORUZ

KİMLİK
Risalenin ismi/isimleri: İktisad Risalesi
Risalenin Dili: Türkçe
Telif Tarihi ve Yeri: 1934, Isparta
Risalenin Konusu: İktisat, kanaat ve israfa dairdir.

Risalenin Önemi: Küçük fakat müstesna bir risaledir. Milleti israftan kurtarmak ve iktisada alıştırmak için telif edilmiştir. Müellif, iktisad risalesinde geçen hakikatlere uygun bir psikolojide telif etmiştir. Bu risale telif edilmeden önce Ramazan boyunca Hz. Üstadın aldığı gıda, yanında kalanların hesabına göre şu miktardadır: “Bir tek fırıncala ekmeği, yarım okka kese yoğurdu, yüz elli dirhem pirinç idi. Biz tahmin ettik ki, yirmi dört saatte üç hurma tanesi kadar gıda ile külfetsiz idare etti. Bu hal, Ramazan’dan sonra ona yazdırılacak olan İktisat Risalesinin bereketine ve mübarekiyetine ve kerametine bir işaret idi.”

Bu risalede, birbirinden habersiz bu risaleyi yazan altı kâtibin yazdıkları İktisad Risalelerinde, satır başlarında toplam 51 tane elif bulunmaktadır. Bu da, risalenin telif tarihi olan 1351 tarihini göstermektedir. Hz. Üstada göre bu hal, iktisaddaki bereketin keramet derecesine çıkmasını göstermektedir.

Risalenin Metodu: Abdullah bin Ömer, İmamı Azam, Abdulkadir Geylani, İbn-i Sina, Hatem-i Tai, Büzürgmehr gibi otoriter şahsiyetlerin davranış ve sözlerini delil olarak kullanmaktadır. Kendi hayatından ve müşahedelerinden delil getirmektedir.

Rızık tanımı konusunda kelamî bir yaklaşım sergilemektedir. Risalede Hadis-i Şeriflerden, atasözlerinden ve anatomiden yararlandığı görülmektedir.

 

RİSALE | HULASA

  1. Lem’a (İktisad Risalesi)

تُسْرِفُوا وَلاَ وَاشْرَبوُا كُلُوا ayet-i kerimesinin iktisadı emrettiğini ve israftan sakındırdığını yedi nüktede tefsir etmektedir.

Birinci Nükte: Halık ve Rahim olan Allah kullarına verdiği nimetlere karşılık olarak şükür istemektedir. İktisat ise manevi bir şükürdür. Nimete saygı ve İlahi rahmete karşı bir hürmettir. Berekete sebep, sağlığa destek, izzet vesile ve nimetlerdeki lezzeti hissetmenin güçlü bir sebebidir. İsraf ise iktisada zıttır. Dolayısıyla iktisadın güzel sonuçları kadar israfın da kötü sonuçları vardır.

İkinci Nükte: Her işi hikmetli olan yüce Allah, insanın vücudunu bir saray ve bir şehir gibi yaratmıştır. Bu vücutta tat alma duygusu bir kapıcı hükmündedir. Mide, gelen gıdalar vasıtasıyla bedeni besleme noktasında bir efendi ve hâkim konumundadır. Sinir sistemi ise tat alma duygusu ve mide arasındaki irtibatı sağlamaktadır. Vücuda giren gıdaların besleyici özellikleri dikkate alınmalıdır. Yalnızca kapıcı hükmünde olan tat alma duygusunun zevkini düşünerek gıdaların besleyici özellikleri dikkate alınmadığı takdirde gereksiz israfa girilecektir. Mesela vücudu besleyen peynir ve yumurta gibi besleyici gıdalar yerine yarım dakikalık bir zevk uğruna baklava tercih edilecektir. Böyle devam etmesi halinde vücut hastalanacaktır. Gerçek iştihayı kaybetmeye ve yalancı bir iştiha kazanmaya sebep olacaktır.

Demek iktisad ve kanaat, İlahi hikmete uygun hareket anlamına gelmektedir. İsraf ise İlahi hikmete zıt hareket etmektir.

Üçüncü Nükte: Tat alma özelliği, gaflette olan, manevi kuvvetten yoksun bir ruh taşıyan ve az şükreden insanlar için bir kapıcı hükmündedir. Bu insan grubu, zevk için birçok israfa girmektedirler. Fakat çok şükreden, hakikati gören, bilen ve ehl-i kalb insanlar için tat alma duygusu ise, İlahi rahmet eseri olan nimetler için bir müfettiş ve nâzır hükmündedir. Bu sayede İlahi nimetler bilinir ve manevi bir şükür gerçekleşmiş olmaktadır. Tat alma duygusu bu yönüyle mideyle ilgili olduğu gibi akıl, kalp, ruh ile de ilgili olmaktadır. Bu hal de onu çok üstün bir konuma taşımaktadır. Bir insan israf etmemek, şükretmek, İlahi nimetlerin çeşitlerini tanımak, helal olmak, dilenciliğe düşürmeyecek şekilde lezzetli nimetlerden yararlanabilir.

Dördüncü Nükte: İktisad eden, aile geçimini sağlama noktasında çok sıkıntı çekmez. Çünkü iktisad, berekete ve rahat bir geçime sebep olmaktadır. İktisad etmeyen ise zillete, manevi dilenciliğe ve sefalete düşmeye adaydır.

İktisad ederek temel ihtiyaçlarını önceleyen bir insan, الْمَتِينُ الْقُوَّةِ ذُو الرَّزَّاقُ هُوَ اللهَ اِنَّ
ازْقُهَرِ اللهِ عَلَى اِلاَّ اْلاَرْضِ فِى دَابَّةٍ مِنْ وَمَا ayetlerinin ifadesine göre yaşaması için gerekli rızkı muhakkak bulacaktır. İki türlü rızık vardır. Birincisi: Hakiki rızıktır. Bu rızık insanın yaşamasına sebep ve İlahi garantinin altındadır. İnsan iradesini kötüye kullanmadığı sürece bu rızıktan yararlanır. Bunu elde etmek için manevi değerleri feda etmesine gerek kalmamaktadır. İkincisi: Mecazî rızıktır. Yani hakiki olamayan, zaruri olmayan rızıktır. İlahi garanti altında değildir. Zaruri olmayan rızkın suiistimal ve görenek belasıyla zorunlu hale getirilmesidir. Bu mecazi rızık için dinin mukaddesatı, ebedi hayat ve izzet feda edilmemelidir. Alçak insanlara tenezzül edilmemelidir. Ancak zaruret halinde zaruret miktarınca almaya İslam dini müsaade etmektedir. İktisadın berekete sebep olduğunu birçok yaşanmış olaylar şehadet etmektedir.

Beşinci Nükte: Cenabı Hak, en fakir bir insana hatta bir köleye de bir zengin ve bir padişah gibi nimetteki lezzeti hissettirmektedir. Fakir bir insanın iktisad ve açlık vasıtasıyla kuru bir ekmekten aldığı lezzet, bir zenginin israftan gelen usanç ve iştahsızlıkla yediği baklavadan aldığı lezzetten fazla olabilmektedir.

İktisad, izzet ve cömertliktir. Cimrilik ve hakirlik ise görünürde mert olan müsriflerin iç yüzüdür. Hakikatte iktisatta yüce bir izzet, büyük bir bereket ve yüksek bir sevap bulunmaktadır. İsraf ise bir dilencilik ve başkasının eline bakmayı sonuç vermektedir.

Altıncı Nükte: İktisat ve cimrilik birbirinden çok farklıdır. Nasıl ki tevazu, hor-hakir olmaktan, haysiyetli ve şerefli olmak, kibirlenmekten farklıdır. Peygamberi bir ahlak olan ve âlemdeki düzenin bir sebebi olan iktisat da sefillik, pintilik, açgözlülük ve hırsın bir karışımı olan cimrilikten farklıdır. Tarihte bu gerçeği gösteren birçok olay bulunmaktadır. Netice olarak İmam-ı Azam’ın dediği gibi hayırda israf olmadığı gibi israfta da hayır yoktur.

Yedinci Nükte: İsraf, hırsı sonuç vermektedir. Hırsın ise üç kötü sonucu bulunmaktadır. Birincisi: Hırs, kanaatsizliği doğurur. Kanaatsizlik ise insanın çalışma heyecanını söndürür. İnsanı tembelliğe atar. Helali bırakıp haram yollardan kısa zamanda ihtiyaçlarını elde etmeye sevk eder. Sonuçta insan şükür yerine şikâyet etmeye başlar.

İkincisi: Hırs, insanı hayal kırıklığına uğratır ve insana zarar verir. Hedefine ulaştırmaz. İnsanı yalnızlaştırır. Kanaat ise rahat bir hayatın sebebi ve güzel geçimin bir vasıtasıdır.

Üçüncüsü: Hırs, ihlası kırar. Çünkü hırslı olan, insanların teveccühünü ister. Bu niyet ise ihlası zedeler.

SONUÇ

İsraf kanaatsizliği, kanaatsizlik ise çalışma isteğini kırmaktadır. Hem israf, ihlası bozmaktadır. İktisat ise kanaati, kanaat ise izzeti sonuç vermektedir. Hem iktisat, çalışma isteğini artırır. Hem iktisat vasıtasıyla insan, başkalarının eline bakmadığından dolayısıyla onların teveccühüne ihtiyaç hissetmediğinden ihlası kazanır.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,