HAK VE HAKPERESTLİĞİN “DEĞER”İNİ BİLİYOR MUYUZ?

110. Sayı İman

Adam aldırma da geç git diyemem, aldırırım,

Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.                                                                

                                                                                                                                             Mehmet Akif 

Hakkı tutup kaldırabilme gücüne sahip olmak…

O tehlikeye girdiğinde susmayıp sesini yükseltebilmek…

Herkesin yüz çevirdiği demlerde ona ruh u canla sarılabilmek…

Öz ve söz arasındaki mesafe açıldığında onu terazi yapabilmek…

Gerektiğinde onun hatırını hiçbir şeye feda etmemek…

Maalesef zaman şeridinin geldiğimiz noktasında gönüllerin hak ve hakikate yaban kaldığını müşahede ediyor, müteessir oluyoruz. “Kuvvete” adeta tapan, kuvvetin ve kuvvetlinin her hakka sahip olduğuna ve olacağına tüm varlığıyla dayanan bir anlayışa, “hakkın sillesini” en şiddetli şekilde, hem de tarih koridorunda mükerreren aşk eyleyen ve “Hüküm Allah’ındır” hakikatini haykıran bir ecdadın torunlarının yaşadığı bu hâl çok üzücü ve esef vericidir.

Hakka tapan bu aziz milletin” evlatlarının kalp ve ruhlarının, Hak ile olan ünsiyeti ve hakikati sahiplenmeleri sağlanmalıdır. Elbette ki hakkı tutup kaldırmak ancak Hakkı hak olarak bilmek ve Hakka sahip çıkmak ile mümkündür.

Ünsiyet İçin “Hakkı Hak Bilmek”

Hakkı hak bilmek; “Allah’ım sen haksın, vaadin hak, sözün haktır. Kıyametin kopması haktır.” ifadesinde kendini bulan hakkı tasdiktir.

Hakkı hak bilmek; eşyaya Cenab-ı Hak namına bakmaktır. Tenteneli perdeyi kaldırmak, Hakkın marifetini kazanmaktır. Yaratılan her şeyin hakikatlerinin ve mahiyetlerinin ElHak isminin tecellisi olduğunu bilmektir.

Zira, El-Hakk… Esma-yı Hüsna’dandır.

Allah’ın (cc) en güzel isimlerinden…

Rahman, Rahim, Melik, Kuddüs, Selam, Mü’min, Müheymin, Aziz… vs. nice güzel isimler gibi…

Evet, Ma’ruf olan Yaratıcımız güzel isimleriyle kendini tanıtıyor. Kendine, kendinin istediği şekilde iman, ibadet ve itaat edilmesini istiyor. Esmadaki her bir ismin kıymeti bu cihetten çok yücedir. “El-Hakk” isminin de…

El-Hakk; var olan her şey, bu isimle mana kazanmakta… Hikmetli bir şekilde var edilmekte… Her hak sahibine istidadı nispetinde hakkı verilmekte, ihtiyaçları ve cihazları ihsan edilmekte…

Tüm eşyaya bakılırsa, güneşin parıldayan şuaları misilli bu isim görülür. Her bir şey adedince tecelli, hikmetler adedince tecelli… Hakikat şuaları…

Bu isme ulaşanın kazancı büyük: Hakikat ilmi, hikmet ve marifet…

Dolayısıyla, Hak ile ünsiyet ve imana kuvvet.

Rabbimizi bize tarif eden üç külli muarriften kâinat kitabını “Hak” dürbününden hece hece, kelime kelime okumak, marifetullaha ulaşmak.

İşte, insan-ı kâmil yolunda hakkı tututup kaldırma adına büyük bir adım!

SPOT: “El-Hakk” ismiyle mevcudatın hakikati anlaşılır. Cenab-ı Hakkın marifeti elde edilir, hak ile ünsiyet kazanılır. O tanınmadan hakikat bilinmez. Hakkı bilmeden hakka nasıl sarılır insan, nasıl hakperest olur ki?!

Hakka Sarılmak

Hak isminin penceresinden kâinata bakabilenler, hemcinslerine ve kendisine aynı noktadan bakacaktır. Kendini insan yapan ve diğer varlıklardan ayırt eden özelliklerinin bütünü olan insaniyetinin, bu isme ayinedarlık yapmaya elyak olduğunu anlayacaktır. İstikametini hak yöne çevirecek, küçük dünyasında da istikametin inkılabını yaşayacaktır. İslamiyet ve iman nimeti ile geniş bir dünyaya açılacaktır. Hak isminin tecellillerini insaniyet ayinesinde yansıtacaktır.

İşte her daim Hakka müşteri olan, hakikati arayan, maksadı saadet-i dareyn olan, bütün her şeyi ile Hakka sarılan insan:

O, her şeyden evvel “Allah apaçık Hak’tır.” diyecek; takdirinde ifrat ve tefrit olmadığına itikad edecek; tevazula, minnet duygularıyla,  istiğfar ve şükürle Hakkın divanına duracaktır. Gerçek kulluk makamına ulaşacaktır.

O, “Hak doğrudadır” diyecek; söz ve fiillerini doğruluk terazisiyle tartacak, yalana ve türevlerine tevessül etmeyecektir. Zor durumda kalsa dahi yardımcısının Hak olduğunu hatırından çıkarmayacaktır. Doğrulardan yazılacaktır.

O, “Hakka tapanın hakkı kaybolmaz.” diyecek; Her hak sahibine hakkını teslim edecektir. Kendi nefsi de dâhil olmak üzere zihayatın hukuk-u hayatına riayet edecek, kul hakkından ictinap edecektir. Haksızlık batağına düşmeyecektir.

O, “Hakkı tanıyan halka baş eğmez.” diyecek; Hak diyenin mahrum kalmayacağını bilerek Hakka dayanacak, Hakka tevekkül edecek, Haktan isteyecek, insanlardan istiğna ile izzet kazanacaktır.

O, “Hak her zaman yerini bulur.” diyecek; Haksızlıktan ve adaletsizlikten kaçınacak, Hakkın küçüğünü ve büyüğünü müsavi tutacaktır. Hakka iltica edip sevgi ve öfkesinde dahi Hak mizanını kurup haddi aşmayacaktır. Zulüm tuzağına düşmeyecektir.

O, “Hak deyince akan sular durulur” diyecek; Hakkın hatırını yüce tutup hiçbir hatıra feda etmeyecek. Kulluk vazifesi neyi gerektiriyorsa onu yapacak, itaat ve taatta sebat edecektir. Hak-endiş olacaktır.

O, “Hakkı tanıyan batıla boyun eğmez” diyecek; haksızlık karşısında susmayıp zalimin yüzüne mertçe hakkı haykıracaktır. Dilsiz şeytan olma tehlikesinden kurtulacaktır.

Ve…

O Hakperest insan “Kâinat, Kadir-i Zülcelalin kudret ayetidir” diyecek; tüm varlıklara mana-yı harfiyle bakıp hakikati temaşa edecektir. Söyledikleri ve yaptıklarında Hakkın hükmü geçerli olup, hikmetli sözleri ve fiilleri ile Hakka ayinedarlık yapacaktır.

SPOT: Hakperest olmak, hayatının yönünü Hak ve hakikate çevirmek; insaniyet kapısından Hakka ulaşmaktır. Hakka ayinedar olmaktır. Ne büyük saadet!..

Çürük Tahta: “El-Hükmü lil-Galib”

Kur’ân… Furkan-ı Hakim…

El Hakk’ın en büyük tecellisi… Haktır, Haktan gelmiştir, Hak demiştir, hakikati göstermiştir, nurani hikmeti neşretmiştir.

Onu gözünden ve gönlünden düşürmeyenler, hayat düsturu hakikatlerine hürmetle ve sıkı sıkıya sarılanlar “El-hükmü lillah” demişlerdir. Her şeyle barışık, her şeyde hakikati gören göze sahip olmuşlardır. Bazı zaman zahirde mağlup olsalar da neticede “âkıbetü lil-muttakîn” sırrıyla, Hakkın izniyle, muzaffer ve galip olan, hak ve hakikat yolunun yolcuları – Kur’an’ın tilmizleri olmuştur.

Felsefe…

Hak Kitabı gibi “hakkı” ders vermeyip “kuvvet zehrini” aşılayan cerbeze üstadı.

Ona aldananlar, batağında bata çıka gidenler, hakkı kuvvet ekseninde arayıp “El-hükmü lil-galib” dediler. Çatıştılar, hatta yaratıcıyla dahi mücadeleye girişiverdiler. Tahribatın kolaylığı ve ihmalden fırsat gibi esbaba binaen bazen zahirde kazandılar ama hakikatte kaybettiler.

Nemrud’u, Firavun’u, Şeddad’ı meyve vermiş, manen zulmü alkışlamış, zalimleri cesaretlendirmiş, cebbarlara uluhiyet dava ettirmiş şu felsefe batağının kuvvete hak veren çıkasıca gözü nerede?…

Gül-i Rana (asm) başta olmak üzere, her asırda kokusunu o Gül’den (asm) alan nice çiçeği (ra) meyve vermiş, manen Hakkı alkışlamış, hakikat aşıklarını şevklendirmiş, talebelerini kulluk makamına çıkarmış, dar-ı saadetin kılavuzu Kur’ân’ın hakikat gören ve gösteren dürbünlü gözü nerede?!

Elbetteki hak davasında söz “Hak Kelamı”na aittir. Ona sahip çıkmak “hakka sahip çıkmak”tır. Onun hükümlerini yaşamak “hakkı tutup kaldırmak”tır.

Unutmayalım, şairin ifadesinde “tek dişi kalmış canavar” olarak teşhis edilen Garb medeniyetinin damarlarında, felsefenin aşıladığı bu “kuvvet zehri” dolaşmaktadır. İnsan hayatının her alanındaki hak çiğnenişleri bu zehrin tesirinin kuvveden fiile çıkmasıdır. Hak ve hakikate yabancılaşan İslam medeniyetinin çocuklarında bu menfi tesirin sirayeti göz ardı edilmemeli, gerekli tedbirler “Kur’ân eczahanesinden” tedarikle akıl ve dimağlara uygulanmalıdır.

Ne demiştik: “… sözün haktır.”

SPOT: Kuvvet Hakka hizmetkâr olmalı, Hakkın kelamı âleme hüküm-ferma olmalı!

Hakkın Delili: Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz

O (asm), risaletiyle bürhan-ı Hak: İnsaniyet kulak verdiğinde Hakkın marifetine, muhabbetine ulaşır. Ona (asm) tabi olan Hakkı Hak olarak bilir.

O (asm), sünnet-i seniyyesiyle Hak ve istikameti gösteren pusula: İnsaniyet karanlıklı zamanlarında onun ile yolunu bulur. Onu (asm) takip eden “Böyle hareket hak mıdır?” endişesinden kurtulur.

O (asm), “Emredildiğin gibi dosdoğru ol!” emrinin muhatabı: Bu emrin gereğini yapan hakiki insan, Zat-ı Muhammediyedir (asm). Onu takip eden Hakkı batıldan tefrik eder. Hayatın hakkını verir.

O (asm), hakkın ve hakikatin en büyük delili: Hak olan Allah’ı her cihetle gösteren en güzel ayinedir. Ona (asm) ittiba eden Hak isminin tecellilerinden nasibini azami derecede alır.

Bu cihetten;

O (asm), Hakkın Habibi

O (asm), insaniyetin hakiki Rehberi

O (asm), Hak Tealanın Emini…

O (asm), Cenab-ı Hakkın Şahidi…

Hak ve hakikat onsuz (asm) olmaz, olamaz. Onun (asm) hayatını örnek almak, ona (asm) her halimizde tabi olmak, aslında hakkı kabul ve hakkı sahiplenmedir. Onun (asm) en küçük bir sünnet-i seniyyesine ittiba “hakkı tutup kaldırmak”tır.

Asrımızın dağdağalı denizinde günah dalgaları içerisinde yönünü kaybeden gençlerimizin ona (asm) ne kadar çok ihtiyacı var, değil mi?

Sünnet-i seniyyeye riayet etmek, elimizi asrımızdan saadet asrına uzatıp ona (asm) biat etmektir. Her gün ittiba edilen sünnet-i seniyye adedince hak ve hakikatin izine yapışmaktır, değil mi?

Onun (asm) unutulan sünnet-i seniyyesini ihya ile zamanımızı asr-ı saadete çevirmek istemez misiniz?

Velev İbrahimvari tek başıyla ateşlere göğüs germek pahasına da olsa.

Hakperestçe…

“Allah’ım bize hakkı hak olarak göster, ona uymayı nasib eyle! Batılı da batıl olarak gösterip ondan kaçınmayı nasib eyle! Amin…

SPOT: İşte meselenin özü: “El Hak” ile Hakkı hak olarak tanıyıp Hakperestlerden olmak, Hakkın kelamını dinleyip kuvvetin Hakta olduğuna inanarak Hak ve hakikat tarafında saf tutmak, Hakkın en büyük delilini (asm) Hak rehber bilip gösterdiği hak ve hakikati yaşamak…

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,