DAVA ADAMI OLMANIN ÖNEMİ

108. Sayı Bediüzzaman

DAVA ADAMI OLMANIN ÖNEMİ

Zakir Çetin

Varlıkların en şereflisi olma özelliğine sahip olan insanın vasıflarının her birisi cüz’i olduğundan birçok işi bir arada yapamaz. Bir anda ancak bir işi yapabilir. Kişi birden fazla iş yapabilmesi için, işlerini belirli bir zamana yayıp sırasıyla yapmak zorundadır.

Mesela: İnsandaki ilim ve öğrenmek özelliği cüz’i ve belirli bir sıralamayla olduğundan bir anda birçok şeyi öğrenemez. Buna binaen hayata lazım olan birçok bilgi ve tecrübeyi ilkokuldan ta üniversiteye kadar, belki hayatının sonuna kadar sırasıyla ancak öğrenebiliyor. İnsanın konuşması da belirli bir sıralama ile gerçekleşmektedir. Birden fazla kelimeyi bir anda söyleyemez. Söylemek istediklerini ancak sırasıyla birer birer söyleyip bir neticeye ulaşır. İnsanın işitmesi de aynı durumdadır. Bir anda birçok konuşanı dinlerse bir şey anlayamaz. Ancak o konuşulanları sırasıyla birer birer dinlerse anlayabilir.

Daha bunlar gibi insanda birçok vasıf ve özellikler vardır. Onlardan biri de himmettir. Himmet, kelime manasıyla kalbi, iradeyi, duygu ve düşünceyi bir noktaya toplayıp, tek hedefe yönelmektir. İnsandaki himmet de cüz’idir; bir anda birçok işe taalluk edip bağlanamaz. Birçok işi ancak önemine göre sırasıyla yapabilir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi; insanın kıymeti maddi ve manevi varlığı, himmet denilen çalışma azim ve gayreti nispetine göredir. Evet, bir insan ne kadar azimli, gayretli, fedakâr ve yüce himmetli olursa o kadar âli cenap yüce bir şahsiyet olur. İnsandaki himmetin kıymeti de niyet ettiği maksat, varmak istediği hedef ve yaptığı vazifesine göredir. Evet, dava adamının hedefine göre himmeti de yüce olur. Himmetine göre de değer ve kıymeti artar.

Fedakâr, gayretli, azimli ve insanların kurtuluşunu hedef haline getiren himmet sahibi zatlar, küçük ve değersiz işlerle uğraşmazlar. Yoksa cam parçalarını elmas fiyatıyla almak gibi bir muvâzenesizlik ve dengesizlik oluşur.

Bediüzzaman Hazretleri dava adamı olmanın önemini şu manada ifade ediyor: “Kimin himmeti, milleti ise ve hedefi milletinin kurtuluş ve saadeti olursa o kendi başına küçük bir millettir.”

Bunun en güzel örneği başta Peygamberimiz (asm) ve derecelerine göre de İslam büyükleridir.

Şöyle ki; müşrikler, Ebû Talib’e başvurarak:

“Vallahi, artık, bundan sonra onun babalarımızı, dedelerimizi kötülemesine, bizi akılsızlıkla itham etmesine, ilâhlarımıza hakaretlerde bulunmasına asla tahammül edemeyiz. Sen, ya onu bunları yapıp durmaktan vazgeçirirsin yahut da iki taraftan biri yok oluncaya kadar onunla da, seninle de çarpışırız.”

Ebû Talib, derin derin düşündükten sonra, Peygamberimiz (asm)’ı yanına çağırdı ve yalvarırcasına:

“Kardeşimin oğlu, kavminin ileri gelenleri bana başvurarak senin onlara dediklerini bana arz ettiler. Ne olursun, bana ve kendine acı! İkimizin de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç!” dedi.

Bu teklif karşısında her meselede örnek ve önder olan Peygamberimiz (asm), davasına sahip çıkana Cenâb-ı Hakk’ın sahip çıkacağını bilmenin gönül rahatlığı içinde amcasına:

“Şunu bil ki ey amca! Güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler, ben yine bu davadan ve bu tebliğden vazgeçmem. Ya Allah, bu dini hâkim kılar yahut ben bu uğurda canımı veririm” der.

Peygamberimiz (asm)’ın davası uğrunda her şeyini feda edeceğini anlayan Ebû Talib; “Yeğenim benim” diyerek boynuna sarıldı ve “İşine devam et, istediğini yap. Vallahi, seni asla herhangi bir şeyden dolayı kimseye teslim etmeyeceğim”[1] der ve himayesini devam ettirir.

Peygamberimiz (asm)’ı her hususta rehber edinen Bediüzzaman Hazretleri de diğer İslam büyükleri gibi davası uğrunda her şeyini feda ettiğini:

“Hem eğer başımdaki saçlarım adedince başlarım bulunsa ve her gün biri kesilse, hakikat-i Kur’aniyeye feda olan bu başı zındıkaya ve küfr-ü mutlaka eğmem. Ve bu hizmet-i imaniye ve nuriyeden vazgeçmem ve geçeme”[2] cümleleriyle ifade etmektedir.

Fakat kimin de himmeti nefsi olursa sadece şahsi çıkarını nefsani arzu ve isteklerini düşünüyorsa, o kişi siret ve ahlak cihetiyle suçsuz ve masum olan hayvanlardan kabul edilmediği gibi, belki her türlü zulmü işleyen cani bir hayvan olur. Zira yaratılış itibariyle insanlar medenidir, bir insan başka insanların yardımı ile ihtiyaçlarını görüp hayatını devam ettirdiği gibi, kendisinin de başkalarına yardım etmesi zaruridir. Bu hususta mazereti olup başkasına yardım edemeyenler hariçtir.

Cenab-ı Hak, dava adamı olmanın ne kadar yüce bir hedef ve hizmet olduğunu ayetlerle şöyle ifade eder:

“O hâlde içinizden, hayra davet eden ve iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk (dava ehli insanlar) bulunsun! Ve işte kurtuluşa erenler, ancak onlardır.”[3]

“(Ey ashâb-ı Muhammed! Siz, dava ehli olarak) insanlar(ın iyiliği) için (ortaya) çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten men’ eder ve Allah’a iman edersiniz!”[4]

Peygamberimiz (asm) de bu bahtiyar topluluk hakkında:

“İnsanların en hayırlısı insanlara en faydalı olanıdır.”[5] Ve yine başka bir hadis-i şeriflerinde de: “İnsanlara hizmet eden onların efendisidir”[6] buyurmuşlardır.

Dava adamları ölmezler. Davaları devam ettiği müddetçe -sevapları kazanmak cihetiyle- yaşıyorlar. Ancak günahları işlememek noktasında ölmüş olurlar. Cenab-ı Hak bizi ve bütün kardeşlerimizi, hakkı dava edinen, dava ehli olanlardan eylesin. Âmin.

 

[1] İbn Kesir, es-Sîretu’n-Nebeviye, 1/474;  Beyhakî, Delailu’n-Nübüvve, Şamile- 2/63; Taberî, 2/218-220

[2] Osmanlıca Şualar-2, s. 424

[3] 3/Âli İmrân, 104

[4] 3/Âli İmrân, 110

[5] Kenzü’l-Ummâl, c. 15 s. 777

[6] Kenzü’l-Ummâl, c. 6, s. 71; Keşfü’l-Hafâ, c. 1, s. 462

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,