Dünyanın İç Yüzü / Dünyanın Üç Yüzü!

107. Sayı Eğitim İnsan
Dünyanın İç Yüzü / Dünyanın Üç Yüzü!

ENVER NUGAY

Nerede olduğunu bilmeyen bir insanın ne yapacağını bilmesi de mümkün değildir. Mesela bulunduğunuz yer uçsuz bucaksız bir çöl ise orada tarım ile uğraşmak mantıklı değildir. Onun için bulunduğunuz yerin bir çöl olduğunu ve orada tarım yapılamayacağını bilmeniz gerekir. Bir yerden başka bir yere giderken geçici bir süreliğine konaklamakta olduğunuz otelde ise, bir ömür geçiremezsiniz. Adı üstünde; otel.

Metodolojik bir şekilde düşünüldüğünde, karşımıza çıkan gerçeklerin bize verdiği me­sajları anlamak hiç de zor olmayacaktır. Bu­lunduğu yeri tanımlayamayan ya da yanlış tanımlayan insanların, ömür ser­mayelerini doğru yatırım alanlarına yön­lendirememeleri kaçınılmazdır.

Şimdi bu zaviyeden gönderilmiş olduğu­muz ve takdir edilmiş bir müddet boyunca içinde kalacağımız dünyaya bir bakalım.

  1. Arapça’da kelimeler erkek ve dişi olarak ikiye ayrılır. Bu sınıflamaya göre “dünya” kelimesi “dişi” bir kelimedir.
  2. Dünya kelimesi yine Arapça’da “denaa” kelimesinden türetilen manası “alçak” olan bir  kelimedir.

Yapı olarak “dişi”, anlam olarak da “alçak” olan dünyayı doğru anlamalıyız.

Neden dişi?

– Çünkü dünyanın doğurgan bir yönü var­dır. Ahiret ile ilgili süreci, dünya hayatı do­ğuracak ve netice verecektir.

– Çünkü aldatıcı olma hali daha çok bir “dişil” haldir.

– Çünkü dişi kimlik, tüm canlılığa ve ha­ya­ta şefkat ve merhamet dolu bir beşiktir. (Dişilik ve şefkat bağı)

– Çünkü daha çok duygularımıza hitap eden yönü vardır. (İnanırız, severiz, güve­niriz, aldanırız) vs.

Neden alçak?

– Çünkü ebedi hayatla yan yana kondu­ğunda çok alçak bir durum ve duruş içinde­dir.

– Çünkü gafletteki kimseler için ebedi ha­yatın önündeki bir engel gibidir.

– Çünkü kalleşlik yapmaya ya da kalleşliğin yapılmasına uygun bir yerdir.

– Çünkü ona güvenen ve bel bağlayan her­kes yanılmıştır.

Daha da detaylandırabileceğimiz bu ko­nu­da, yavaşça merama geçsek iyi olur di­ye düşünüyoruz. Bulunduğumuz koor­di­nat­ların ne anlama geldiğini bilmeliyiz. Bil­me­­­liyiz ki doğru planlar ve doğru hedefler edinebilelim.

“Dünya geldiğimiz yer değil, geçtiğimiz yerdir.” (Tolstoy)

Geçmekte olduğu yere, geldiği yer muame­lesi yapan insanların doğru hedefleri ola­maz. Mesela Ankara’dan İstanbul’a giderken yol üzerinde uğramış olduğumuz bir dinlenme tesisinde, yerleşik bir hayat hayali kurmak yalnızca bir yanılgıdır. Dünya; ahirete gi­der­ken rotamız, varış noktamız ahiret iken  geçtiğimiz bir yerdir. Geçtiğimiz yerde, yer­leşmeye çalışmak veya buradan hiç ay­rıl­mayacakmışız gibi sımsıkı sarılmak, günün birinde ayrılmamız kaçınılmaz olan dün­ya ile derin bir gönül bağı kurmak, akıl­lı insanların tercihi olamaz. Bir gün katiyen ayrılacağı şu dünyaya çok kuvvetli bir muhabbetle bağlanan kişi, dünyadan ayrılma vakti geldiğinde ziyadesiyle zorluk çekecektir.

İmar izni olmayan bir yere ev yapan, zarar eder!

Zemin etüdü neticesinde, hiç de sağlam ol­mayan bir yere  konut yapılmasına devlet izin vermez. Çünkü risk vardır ve can gü­venliği tehdit altındadır. Tıpkı bunun gibi, hiç durmadan dönen (sabit olmayan) bu dünyaya yerleşmeye ve orada ebedi kalmak isteyen insana hayret etmemek mümkün değildir. Bu açıdan bakıldığında, “dünyanın imar izni yoktur”.

Tehlikeli madde! Ateşle yaklaşma!

Bazı araçların ya da bazı yerlerin üzerinde bu uyarı yazısını görürüz ve tedbir alı­rız. Çünkü uyarılar bir üst bilincin bir başka bilince yönelik mesajlarıdır. Bu uya­rıyı dikkate ve ciddiye almayan, bu­nun bedelini canı ile ödeyebilir. Aynen bu­nun gibi, dünyaya ve dünyadaki zevk­lere baktığında “fanidir, hevesle yak­laş­ma!”yazısını ve uyarısını görmeyen ha­ta eder. Bunun bedelini ise ebedi hayatı ve ebedi nimeti kaybederek öder.

Dünyanın bu tehlikeli ve aldatıcı yanını gö­ren kimse, elbette dünya ile ilgili planlarını ve kariyer hedeflerini, dünyanın geçici bir yer olduğu gerçeğinden hareketle yapar ve kaybetmez… Ne dünyada ne de ahirette…

Yaşadığımız yeri anlamlandırmak zorunda­yız. Anlamak zorundayız. Yaşadığımız yerin anlamını bilmezsek, bunun ile birlikte çok daha önemli ve değerli şeyler kaybedebiliriz.

Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, 32. Söz Risalesinde dünyanın bu üç yüzünü ayrı ayrı izah etmekte ve bu yüzlere karşı mü­minlerin takınması gereken tavrı beyan etmektedir. Oradan istifade ile deriz ki;

Bu üç ayrı yüze karşı, bu bilinç ve itikat ile geliştireceğimiz tutumlar, bize kazandıran tutumlar olacaktır. Bu üç yüzün ilk ikisini sevmek ve ona ilgi göstermek zararsızdır ve kazandırır. Üçüncü yüz ise uzak durmamız ve belki de tel’in edilmesi gereken yüzdür.

  1. Dünyanın birinci yüzü; Allah’ın isim­lerine bakar. İlahi isimlerin yansıma bul­duğu bir aynadır. Biz dünyanın bu yüzü sayesinde Yaratıcımızın ne kadar güzel özel­liklere sahip olduğunu anlama imkânı bul­maktayız. Yani O’nun ne kadar şefkatli, ne kadar kudretli, ne kadar âlim olduğunu bu yansımalarla anlıyoruz. Bu yüz çok zevkli bir tefekkür aynasıdır. Dünyanın bu yüzü de sevilmeye değer.
  2. Dünyanın ikinci yüzü; ahirete bakar. Onun tarlasıdır. Ebedi hayat, cennet ve cennet nimetleri ve en önemlisi Rabbimizin rızası ve memnuniyeti burada kazanılır. Dünyanın bu yüzü de sevilmeye değerdir.
  3. Dünyanın üçüncü yüzü; nefsin ve ego­nun isteklerine yöneliktir. Dünyanın bu yüzü insanın sınır tanımayan istek ve hırs­larına, tatmin olmayan ve doymayan zevk­lerine ve ıslah olmayan hâkimiyet duygu­larına hitap eder. Dünyanın bu yüzüne kanan insan, dünyanın anlam ve hikmetine karşı kör kalır ve derin bir aldanış kuyusuna düşer. Dünyanın daha çok insan bedenine ve onun kuvve-i şeheviyesine hitap eden bu yüzü, insanı gafil ya da fasık hale getirir. Dünyanın bu yüzü sevilmez.

Dünyaya baktığında bu üç yüzü de ayrı ayrı görebilen insan, bilinç ve iradesini Allah’a yaklaşmak adına kullanırsa aldanmaz, kan­maz ve ebedi âlemde yanmaz.

Esselam Meni’t-tebea’l-Hüda…

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,