“Fıtratın Şehâdeti Sâdıkadır”

106. Sayı İnsan
“Fıtratın Şehâdeti Sâdıkadır”

MUHLİS KÖRPE

Fıtratta yalan yoktur. Ne dediyse doğrudur. Çekirdeğin lisânı, meyl-i nümüv der: “Ben sünbüllenip meyvedâr.” Doğru çıkar beyânı. Yumurtanın içinde derin derin söyler hayatın meyelânı ki: “Ben piliç olurum.” İzn-i İlâhî ola, sâdık olur lisânı. Bir avuç su bir demir gülle içinde eğer niyet etse incimâd, burûdetin zamanı. İçindeki inbisât meyli der: “Genişlen! Bana lâzım fazla yer.” Bir emr-i bî-emânı, metîn demir çalışır, onu yalan çıkarmaz. Belki onda doğruluk, hem de sıdk-ı cenânî. O demiri parçalar. Şu meyelânlar bütün birer emr-i tekvînî, birer hükm-ü Yezdânî, birer fıtrî şerîat, birer cilve-i irâde. İrâde-i İlâhî, idâre-i ekvânî, emirleri şunlardır: Birer birer meyelân, birer birer imtisâl, evâmir-i Rabbânî. Vicdandaki tecellî aynen böyle cilvedir. Ki incizâb ve cezbe iki musaffâ canı, iki mücellâ camdır. Akseder içinde cemâl-i lâyezâlî, hem de nûr-u îmânî.

Fıtrat, yalan söylemez. Her daim doğru söyler. İnsan etrafına biraz dikkatle baktığında her şeyin fıtratı itibarıyla konuştuğunu anlayabilir. Evet, her şey konuşur. Doğru konuşur. İnsanı aldatmaz. Gökler, yerler, dağlar, nehirler, ovalar, bitkiler, hayvanlar konuştuğunda doğru söyler. Yalan söylemezler. İnsanı aldatmazlar. Mesela çekirdeğin yaratılışına bakıldığında “Sümbüllenip meyve vereceğim” der. Dediği gibi sümbüllenir ve meyve verir. Bu sözünün dışında bir şeyi görmek mümkün değildir. Mesela yumurtanın yaratılışına bakıldığında “Allah’ın izniyle büyüyüp piliç olacağım” der. Dediği gibi çıkar. Farklı bir şey görülmez. Mesela bir kap içindeki su donma vaktinde “Bana fazla yer gerekiyor. Donduğumda genişlerim” der. Dediği gibi de çıkar. Demiri parçalar.

İşte etrafımızda gördüğümüz varlıkların bu konuşmaları yani onların meyilleri, ilahi iradenin birer tecellisi, yaratılışa ait ilahi birer emir ve varlıkların yaratılışına konan ilahi birer hükümdür. Bu meyiller tesadüfen varlıklarda bulunmamaktadır. Onların yaratılışlarına bu özellikleri veren yüce Allah’tır. Onlar da kendilerine verilen ilahi iradenin tecellisi olan meyillere göre hareket ederek veriliş amaçlarına uygun hareket etmektedirler.

Vicdan da böyle ilahi isim ve sıfatların tecellisine nail olur. Tecelli eden ilahi isim ve sıfatların güzelliklerini müşahede eder. Cezbeye kapılır. Allah’a yönelir. Ona meyleder. O tecellinin peşinden gider. İşte vicdandaki bu cezbe ve incizap iki ayna, iki cam gibi Rabbini gösterir.

“Nübüvvet, beşerde zarûriyedir”

Karıncayı emîrsiz, arıları ya‘sûbsuz bırakmayan kudret-i ezeliye, elbette beşeri de bırakmaz şerîatsız, nebîsiz. Sırr-ı nizâm-ı âlem böyle ister elbette.

Peygamberlik, insanların toplumsal hayatında bir zorunluluktur. Fakat bu zorunluluk insan için geçerlidir. Yüce Allah için hiçbir zorunluluk olamaz. Bunun için Bediüzzaman Hazretleri de “Beşeriyette pey­­gamberlik mecburidir” demektedir. Bu zo­­run­luluğun insanlık için söz konusu oldu­­ğunu ifade etmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri birçok risalelerinde Cenab-ı Hakkın iradesinin her türlü sınırlandırmadan, zorunluluktan münezzeh olduğunu açıkça söylemektedir. Yüce Allah’ın iradesiyle varlığı yarattığını söylemektedir. Bediüzzaman Hazretleri ilahi iradeyi kabul etmeyenleri veya onu mecbur sananları veya herhangi bir şekilde sınırlandırma getirenleri şiddetle tenkit ettiği görülmektedir.

Burada Hz. Üstad ilahi bir âdete dikkatleri çekmektedir. O da Yüce Allah’ın, toplulukları bir rehberin, liderin, idarecinin, yöneticinin, modelin, örneğin etrafında toplaması hakikatidir. Toplumların, cemaatlerin, cemiyetlerin, örgütlerin, kolonilerin lider­siz, rehbersiz olamayacağı gerçeğidir. Bu âdete iki örnek vermektedir. Birincisi kraliçe karınca etrafında şekillenen ve iş bölümüne dayanan mükemmel bir toplum hayatı yaşayan karıncalar, ikincisi ise koloni oluşturan arıların sürekliliğini, sevk ve hâkimiyetini sağlayan ve arı beyi etrafında şekillenen arı milletidir. İşte ilahi kudret bu iki toplumsal yapı gibi hiçbir toplumu lidersiz bırakmamıştır. Bu iki topluluğu bu tarzda şekillendirmiştir.

İnsanlar da peygamberlere muhtaçtır. Peygamber ve getirdiği ilahi kanunlar olmadan toplumsal hayatta adalet, huzur, emniyet, güven gibi hakikatleri görmek mümkün değildir. İnsan yaşamının devamı için nasıl ki temel gıdalar bir gereklilikse toplumsal yaşamı için de peygamberlik öyle gereklidir. Zira insan, sosyal bir varlıktır. Bütün ihtiyaçlarını kendisinin karşılaması mümkün değildir. Hem cinsleriyle birlikte yaşayarak hayatını sürdürmesi ve bütün ihtiyaçlarını karşılaması mümkündür. Fakat insanlar çok farklı mizaçlara sahiptir. Farklı olan bu mizaçlardan türlü türlü arzu ve meyiller meydana gelmiştir. Mesela en güzeli seçer, en iyisini tercih eder, en seçkine yönelir, insana en layık bir şerefle yaşamak ister. Bütün bunları yerine getirebilmek için birçok maharetlere, sanatlara sahip olması gerekmektedir ki bu da mümkün değildir. Bundan dolayı insan hemcinsiyle yaşamak zorundadır. Fakat insanların bir­likte yaşarken birçok defa duygularına yenilerek adaletsizliklere ve gayr-i meşru yollara başvurduğu görülmektedir. Bundan dolayı sosyal hayatta hukuksuzluklar görülmektedir. İnsanlar düşünce sahibi varlıklar olmasına rağmen toplumsal çıkarları kendi çıkarı için feda edebilmektedir. İşte toplum hayatında adalet, hürriyet, sevgi, hoşgörü, şefkat, diğerkâmlık, huzur, emniyet, eşitlik, düzen gibi hakikatlerin görülmesi bir peygambere ve onun getirdiği dine bağlıdır. Tarih bunu açıkça göstermektedir. Son peygamber olan Hz. Muhammed’i (sav) ve getirdiği İslam dinini dinlemeyen günümüz insanları da göstermektedir ki beşeriyet bir peygamberi ve getirdiği dini yaşamadığında huzur ve emniyetin temini görülememektedir. Cenab-ı Hakkın âdeti, âlemde kurduğu bu düzen insanların peygambersiz yapamayacağını göstermektedir. Beşeriyette, peygamberlik bir zorunluluktur.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,