Çocuk ve Öğretmen

106. Sayı Aile ve Çocuk Eğitim
Çocuk ve Öğretmen

PEDAGOJİ DERNEĞİ

Çocukların anne-babalarından sonra zamanı en çok paylaştıkları kişiler öğretmenlerdir. Hatta anaokuluna ve ilkokula giden bir çocuk, öğretmenini anne-babasından daha çok görür. Bir baba çocuğunu akşam bir kaç saat görebilirken, öğretmen çocuklarla en az altı saat beraberdir. Çocuğun hayatına bu kadar uzun bir zaman diliminde giren kişi, şüphesiz çocukların kişiliğini/karakterini ve gelişimini şekillendirmede büyük etkiye sahiptir.

Büyümekte olan bir çocuğun öğret­menlerden ilk beklentisi sevgi ve ilgidir. Temel ihtiyacı sevgi, şefkat ve merhamet olan çocuğun, ruhuna sevgi tohumlarını eke­cek kişilerden biri de öğretmenlerdir. Bu nedenle bir öğretmenin çocuklara vere­bileceği ilk şey, müfredatta yazmasa da sevgi ve merhamettir. Bir çocuğun sevgi ve merhamet talebini karşılamak, çocuğun psikolojisindeki olası yaralarının iyileşmesi açısından da önemlidir. Sevgisizlik, bilgi­siz­likten daha büyük bir yaradır. Bazı öğ­retmenler, farkında olmadan başarılı, derse çok katılan öğrencilere daha fazla sevgi gösterebilir. Ne var ki, sınıfta dersle ilgisiz görünen öğrencilerin daha çok sevgiye ihtiyacı olabilir. Onlara yönelik bir sevgi kanalı açmak, bir öğretmenin yapabileceği en güzel tutumlardan biridir.

Bir çocuk için bu hayatın olmazsa ol­mazlarından biri sevgi ise diğeri de gü­vendir. Çocuklar doğumdan itibaren çev­resindeki yetişkinlere güvenmek isterler. Çünkü bu dünya onlara göre çok yabancı bir yerdir ve uçsuz bucaksız dünyada ken­dini güvende hissedebileceği yegâne yer ye­tişkinlerin yanıdır. Çocuk, yetişkinlerden aradığı güveni bulamadığında büyük bir boşluğa düşer. Çocuk öğretmenine gü­ven­mek ve kendini ona teslim etmek is­ter. Çocuğun, kendisine saygı duyan de­ğer veren birine güvenmesi zaten zor ol­ma­yacaktır. Ancak öğretmenin söz verip sözünde durmaması, çocuğu kınaması, eleş­tirmesi, yeterli ilgiyi ona sunamaması, adaletli olamaması zamanla çocuğun gü­venini kırar. Öğretmen çocukta “Ben öğ­retmenimin gözünde değerliyim, o beni yarı yolda bırakmaz, arkamda destekçim­dir, zorluklarda yanımdadır, yanlış bilsem de beni sevmekten vazgeçmez.” duygusu­nu oluşturduğunda güveni de oluşturmuş demektir.

Bir sınıfta bulunan herkese “çocuk” desek de, onların her biri farklıdır. Aile yapısı, geçmişi, sosyo-ekonomik duru­mu, yetenekleri, duyguları, öğrenme şekli, öğ­renme hızı ve istekleri ile her çocuk ‘biri­cik’tir. Şüphesiz ki bu kadar farklı ço­cuğa aynı anda öğretmenlik yapmak zor­dur. Bu nedenle öğretmenlik mesleği kut­sal görülür. Çocuklar, aynı bahçede açmış farklı çiçekler gibidir. Bütün çiçekleri bir çiçeğe dönüştürmeden her bir çiçeği ayrı ayrı sulamak, beslemek büyütmek ancak maharetli bahçıvanların işidir. Öğretme­nin yapabileceği en büyük işlerden biri, çocukların her birinin sahip olduğu deği­şik yetenekleri keşfetmek ve bunu başta çocuğa, sonra ailesine fark ettirmektir. Her çocukta bir cevher vardır. Akademik başarı, başarının sadece bir boyutudur. Çocuktaki cevheri keşfedip onu büyüten kişi ise öğ­retmendir.

6-12 yaş dönemi her çocuğun başarı­yı tatması gereken bir dönemdir. Bu dönemdeki bir çocuk, herhangi bir alanda başarı tatmazsa hayatının ileriki yıllarında aşağılık duygusuna kapılabilir, kendini değersiz ve yetersiz görebilir. Bazı çocuklar akademik alanda, bazıları sporda, bazıları sanatta, bazıları müzikte, bazıları ise resimde iyidir. Kimi çocukların insani ilişkileri güzeldir, kimisinin ise dil ya da ses kullanma becerisi yüksektir. Her çocuk, sağlıklı ruh gelişimi için “Ben şu alanda iyiyim” şeklinde en az üç-dört cümle kurmaya ihtiyaç duyar. Bir öğretmenin çocuklara yapabileceği en büyük iyiliklerden biri onlara iyi oldukları alanları gösterip herhangi bir alanda başarı duygusunu tattırmaktır. Başarının sadece ders başarısına indirgendiği günümüzde, çocuğun dikkatini diğer başarılı odluğu bir alana yöneltmek ve ona “Sen bu alanda iyisin” mesajını vermek, bir çocuğu sunulacak en büyük hediyelerden biri olacaktır.

Bir bebekten bir yaşlıya kadar her in­san onur ve izzet taşır. İnsanoğluna ya­pılacak en büyük kötülüklerinden biri onun haysiyetini zedelemektir. İnsanın onuru zedelenip parçalandığında o kişi insanlığını kaybeder. Çocuğun onuru ile yetişkininki arasında bir fark yoktur. Bir yetişkini aşağılamak, onunla alay etmek, herkesin içinde onu küçük düşürmek, herkesin önünde ona ceza vermek, bir başkası ile kıyaslamak ne derece onur kırıcı ise, aynı durum çocuklar için de geçerlidir. Öğretmenler bazen eğlenmek, bazen de ders vermek amacıyla farkında olmadan çocukların onurlarını zedeliyor ve izzetleri ile oynuyor olabilirler. Çocuğa sadece çocuk olarak değil de aziz bir insan olarak bakmak bir öğretmene yakışan en güzel hasletlerden biridir.

Çocuklar, büyüklerin kendi hakkında­ki düşüncelerinden etkilenir ve genellik­le bunları içselleştirirler. Eğer öğretmen­leri çocuklara “tembel, miskin, uyuşuk, alık, aptal, sakar, beceriksiz, hiperaktif, dikkati dağınık, korkak, çekingen” gibi etiketler takarlarsa, çocuklar gerçekten öyle olduklarını düşünürler. Zamanla bu etiket onların bir parçası, bir kimliği haline gelir. Bu aşamadan sonra, çocuğu o etiketin etkisinden çıkarmak çok zor olur. İyi öğretmen çocukları etiketleyen değil, bilakis onların üzerine yapışmış olumsuz etiketleri çıkaran kişidir.

Çocuklar meraklıdır ve merak öğrenme­nin temelidir. Çocuk, doğduğu andan itibaren yürümeyi, konuşmayı, nesnelerin adını ve dünyayı, merakı sayesinde kısa sürede öğrenebilir. Keşfetme arzusu canlı tutulan bir çocuk, öğrenmeye daima ha­zır olur. Merak duygusunu körelten en önemli şey merak duymasına fırsat ver­memek ve çocuğa merak etmediklerini öğretmektir. Merak etmediklerini öğrenen çocuk zamanla öğrenmeden soğur. Bu nedenle öğretmenlere düşen önemli bir görev çocukların merak duygularını diri tutmaktır. Öğretim yaparken çocukların bu duygularından yola çıkan, onlara ömür boyu taşıyacakları bir hazine bırakır. Bu hazine, çocukların öğrenme süreçlerinden keyif almaları ve keşfetmenin heyecanını yaşamalarıdır.

Okul yıllarında öğrenilen bilgiler za­manla unutulmakta ancak, biriktirilen duygular ömrün sonuna kadar taşın­mak­tadır. Bu nedenle öğretmen salt bilgi aktarımını hedeflememeli, çocukların zi­hin­lerinden ziyade gönüllerine hitap et­me­lidir. Çocukların okul sürecinden olumlu hatıralarla ayrılmasını, güzel insani ilişkiler kurmasını sağlamak öğretmenin diğer bir görevi olmalıdır.

Öğretmen, sadece çocuklara değil as­lında tüm topluma rehberlik eder. Ba­zen sadece sınıftaki çocuklara öğretmenlik yapmak yetmez, anne babalara da rehber­lik etmek gerekir. Çocuğa yaklaşım, ödül ve cezanın kullanımı, yanlış ebeveynlik davranışlarından uzaklaştırma konusunda velileri bilgilendirip onlara yeni ufuklar açmak toplumun gelişimi adına çok güzel bir adım olacaktır.

Evet, öğretmenlerimizden çok şey bekli­yoruz. Bir anne-baba kendi çocukları ile ilgilenmekte zorlanırken onlardan pek çok çocuğa dokunmalarını istiyoruz. Bu­nun zor olduğunu da biliyoruz. Bu zor­luğu ancak birlikte aşabiliriz. Toplum ola­­rak öğretmenlerimize daha çok sa­hip çıktığımızda ve onlara çok daha faz­la değer verdiğimizde inanıyoruz ki, öğret­menlerimiz zor şartlar altında olsalar da çocuklarımız için en iyisini yapacak ve on­ları geleceğe güvenle taşıyacaklardır.

1 Saatin Var mı Babacım?

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu. Çocuk babasına:

– Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun, diye sordu…

Zaten yorgun gelen adam,

– Bu senin işin değil, diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk:

– Babacım lütfen, bilmek istiyorum, diye üsteledi. Adam:

– İlla da bilmek istiyorsan, 20 lira, diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk:

– Peki, bana 10 lira borç verir misin, diye sordu.

Adam iyice sinirlenip:

– Benim senin saçma oyuncaklarına ve benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat, dedi.

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli; “Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?” diye düşündü

Belki de gerçekten lazımdı…
Yukarıya, çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı… Yatağında olan çocuğa:

– Uyuyor musun, diye sordu. Çocuk:

– Hayır, diye cevap verdi…

– Al bakalım, istediğin 10 lira. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim, dedi.

Çocuk sevinçle haykırdı:

– Teşekkürler babacığım…

Ve hemen yastığının altından diğer buruşmuş paraları çıkardı. Adamın suratına baktı, yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek:

– Paran olduğu halde neden para istiyorsun? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok, diye yeniden kızdı…

Çocuk;

– Param vardı ama yeterince yoktu, dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı:

– İşte 20 lira… Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?
 …

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,