KUTLU BİR SEFERİN KUTLU İŞARETLERİ

105. Sayı

 

Rabbime namütenahi şükürler olsun ki bizlere mübarek toprakları, Kâbe’yi, Efendimiz (asm)’ı tekrar ziyaret etme imkânı verdi. Bu münasebetle sizlerle bir kısım manidar haller ve tevafukatı paylaşmak istiyorum.

Üstadımız İhlas Risalesinin üçüncü düsturunda der ki: “Bu hizmetimizde bir parça ihlas bu davayı ispat eder ve kendi kendine delil olur.”

Neden mi?

Çünkü ihlas kişinin ihtiyarına bakmaz, belki doğrudan doğruya Allah’ın iradesine bakar. Eğer O razı olsa ve hikmeti de iktiza etse bir tevafuk, bir güzel hal, bir muvaffakiyet haberimiz olmadan karşımıza çıkar.

İrfan Mektebinin yazarlarının arasında yapılan çekilişte kur’anın bana çıktığı tebliğ edilince, ziyaretimi başta Muhterem Hocamız olmak üzere ricâlen ve nisâen vakıf kardeşlerimiz ve İzmir’deki fedakâr sadık kardeşlerimiz adına yapmaya niyetlendim. Madem gidişim büyüklerimiz ve kardeşlerimiz adınaydı, elbette sizlere anlatacak olduğum güzellikler de onların adınadır. İstedim ki sizler de bizim gibi böyle nurani ve kudsi bir davanın fertleri olmaktan dolayı şükür edesiniz.

Umre Kurası Neden Bana Çıktı?

Kanaatimce bunun iki sebebi var.

Birincisi: Dergi abonesi olan bir kardeşimiz geçen sene umreye giderken kendisine “Eğer gelecek sene umreye gidemezsem bunun sebebi sen olursun. Ona göre dua et.” demiştim.

İkincisi: Kur’a bana çıkmadan iki gün önce hanımıma ve iki evladıma “Gelecek sene söz sizi umreye göndereceğim inşallah.” demiştim.

Evet, ziyaretimin sebebi ya o duanın kabulü veya halisane bir niyetle vermiş olduğum sözün karşılığıdır.

Yolculuğumuzun Başındaki ve Sonundaki Rahmet Damlaları

Gidişim İzmir-İstanbul, İstanbul-Cidde, dönüşüm ise Medine-İstanbul, İstanbul-İzmir şeklindeydi. İzmir’den İstanbul’a uçmadan müthiş bir rahmet vardı. Dönüşte İstanbul’dan İzmir’e uçacağımda da rahmet vardı. Diğer bir ifadeyle ziyaretimizin başı da sonu da rahmetle tezyin edildi.

Şirket ve Yol Arkadaşım

Çekilişin neticesi bana bildirildikten sonra Musa Namlı kardeşimizle görüştüm. Kendisinden şirketin ismini sorduğumda, aldığım cevap beni adeta vurdu. “Hudeybiye”. Bu ismin benim hayatımdaki yeri çok ayrıydı. Çünkü Nurlarla tanıştıktan sonra en feyizli dört senemi Ankara’nın Demetevler semtindeki Hudeybiye apartmanında geçirmiştim.

Ve yol arkadaşım… Onunla da 1996 yılının Ağustos ayının aynı gününde evlenmiştik ve ikimiz de İzmir’in aynı semtinde ikamet ediyorduk.

Tavaflardaki Müthiş Ahenk

Malumunuz tavaftaki şaftlar zemin kat, birinci kat ve kalabalık durumuna göre farklı zamanlarda bitmektedir. Tavaf esnasında okuduğum Cevşen, Evrad-ı Kudsiye, Delâilü’n-Nûr, Tahmîdiye, Celcelûtiye de farklı uzunluktadırlar. Yani hiç bir okuyuş ve dönüş diğerine eşit olmadığı halde, bütün okuduklarım %100’e yakın bir oranla Hacerü’l-Esved’e selam vermeden öncesinde bitiyordu. Tabir-i diğerle her duaya Hacerü’l-Esved hizasında başladım, birkaç şaft sürmüş olsa da tam hizasında bitirdim. Tam bir ahenk içinde geçti okuyuşlarım ve tavaflarım. Binlerce şükür…

Dua ile Dua Edilen Arasındaki Tevafuk

2013 yılında kurban kesimi için Burkina Faso’ya gitmiştim. Dünyanın en muhtaç ilk üç devletinden birisi olan bu Orta Afrika ülkesindeki ziyaretimizde Alidu diye bir kardeşimiz bize her konuda içtenlikle yardımcı olmuştu. Tavafta iken bu kardeşimiz aklıma geldi ve ona da dua ettim. Dua bitti. Mesaj sesi geldi. Telefonu açtığımda gördüğüm isim beni şaşkına uğrattı. Burkina Faso’dan Alidu. Bu saf Afrikalı kardeşimiz aslında olan bitenden habersizdi fakat olan biten her şeyden haberi olan bir Zâtın izniyle bize selam veriyordu.  Dedim: “Rabbim Sen ne büyüksün!”

Niyet ile Gelen Dua

Bir kardeşimizin sıkıntıları vardı. Ona dua etmek maksadıyla Kâbe’nin örtüsüne yöneldim; dua edecek kadar bir boşluk buldum. Hicr-i İsmail’de namaz kılıp dua edeyim, dedim. Girişine varır varmaz birisi kalktı hemen namaza durdum. Altınoluğun altında dua edeyim dedim, birden tam altında bir yer müsait oldu… Neye yöneldiysem bir zorluk görmedim. Rabbim kardeşimize kolaylıklar versin ve dualarını kabul etsin.

Kâbe İmamının Ağızından Hizmetimize Tasdik

Bir gece erkenden Kâbe’ye gittim. Rabbimden şöyle bir niyazım oldu; “Rabbim, hizmetimizden razı olduğunu biliyorum, fakat kalbimin mutmain olması için bana bir işaret göster.” Bir zaman sonra ezan okundu. Sünnetler kılındı. Farza durunca ben küçük bir işaret beklerken Rabbim sarahat derecesinde bir delil gösterdi.

İmam, Hud suresinin 105. ayetini okudu. Ayet mealen şöyledir: “Gelecek olan o gün, O’nun izni olmadan hiç bir kimse konuşamaz. Artık onlardan kimi şakidir (bedbahttır) kimi de SAİD’dir (bahtiyardır).” Bu işaret namazda iken büyük bir sürur verdi. İmam bilahare 106. ve 107. ayetlerini okudu. Çok ilginçtir 108. ayete gelince onu tam ÜÇ KEZ ve aynı tonda okudu. Manası da şöyledir: “ Ve SAİD olanlara gelince artık onlar ise cennettedirler. Gökler ve yerler durdukça orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” ÜÇ KEZ ardı ardına gelen tasdik… “Rabbim bizleri son nefesimize kadar bu davanın hizmetçilerinden eyle” diye dua ettim.

Bu işareti daha da latif bir hale getiren tevafuku ise namaz bitince gördüm. Ayetlerin sahifesini açtım, ne göreyim 232. Sahife. Yani İzmir’den gelen Kudret’in görmek istediği işaretin sahifesi de İzmir’in şehirlerarası kodu. Bazen işaretler körlere de ayan oluyor. “Rabbim bizlerden ve davamızdan razı ol… Âmin…”

Kayıp ve Himmet ve Bulunuş

İhramlarımızla ilk Kâbe ziyaretine giderken, bir abimiz haremin kapısından içeri girer girmez namaz kılmak için çantasını bir direğin dibine bırakmıştı. Namaz bittiğinde çantadan iz kalmamıştı (içinde pasaport, kimlik, para, telefon vardı). Biraz aradık sorduk ama bulunamadı. Sonraki günlerde ise kayıp bürosuna defaatle gittiğimiz halde hiçbir haber çıkmadı. Cuma namazı sonrası Mekke’deki Hayrat Vakfı’nın tesislerini ziyaret ettik. Gelen misafirlere bir sohbette bulundum. Sohbette hiç anlamadığım bir sebepten dolayı, konu tasarrufu devam eden ve kıyamete kadar güneşi batmayacak olan Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretlerine geldi. Onun Üstadımıza olan yardımlarını anlattım. Üstadımız çocukluğunda cevizi kaybolsa: “Şeyhim sana bir Fatiha benim cevizimi buldur.” dermiş ve akabinde cevizini bulurmuş. Ağabeyimiz otele geri dönerken dedi ki “Kudret kardeş sen de bir Fatiha oku belki bizim pasaport bulunur.” Okudum, biraz şakalaştık ve yolumuza devam ettik. Kaç gündür bulunamayan pasaportun Pazar günü bulunduğuna dair müjdesi geldi. Dedim, “Şeyhim, bizi buralarda da boş bırakmıyorsun!”

“Ve Hitamuhu misk”

Medine’de son günümüzün son saatlerini idrak ediyorduk. Cuma günüydü. Erkenden Mescid-i Nebeviye’ye gitmiştim. Türkiye’de başladığım hatmi bitirme arzusundaydım.  Gayretle okuyordum. Şükürler olsun Cuma ezanı biterken ben de Felak ve Nas surelerini okuyarak hatmimi bitirebilmiştim. Namazdan sonra duasını yapacaktım. Sünnetler kılındı, imam hutbeyi okudu ve nihayeten kametle beraber farz için tekbirler alındı. İmam adeta ziyaretimizi misk ile mühürlemek istercesine birinci rekâtta Felak suresini, ikinci rekâtta da Nas suresini okudu. Okumuş olduğum hatmin mübarek bir ağızla teyit edilmesinden çok mutlu oldum ve Rabbime sonsuz kez şükür ettim. Hatmin duasını da Medine Hayrat Vakfı temsilcisi gayretli fedakâr Muharrem Ağabeyimiz yaptı. Allah kendisinden ailesinden ve hizmetinden razı olsun ve mübarek yardımcılar ihsan etsin. Amin.

Biri Gider, Diğeri Gelir

Her nasıl olduysa dönüş yolunda kesik uçlu dolma kalemimi kaybettim. İlginçtir, eve ziyaretime gelen ilk guruptan bir kardeşimiz -hediye olarak- yeni kesilmiş bir dolma kalem getirdi.

Velhasıl

Bunlar gibi daha başka hadiseler var ama burada bırakalım. Evet, başta dediğim gibi bu güzellikleri, niyetine geldiğim güzel insanlar ve başta Muhterem Hocamız adına yaşadım. Çok şükür ettim. Sizler de şükür edersiniz diye bizleri umre ziyaretine gönderen İrfan Mektebi’nde bunları paylaşmak istedim.

Rabbim tüm kardeşlerimize böyle manevi lezzetleri tattırsın.

Bu vesileyle de SUEDA Basım’a ve Muhterem Editörüne ve son hale gelene kadar geçen süreçte emeği geçen tüm kardeşlerime ve tüm okurlarına şahsım ve kardeşlerim adına teşekkür ederim.

Selam ve dua ile.

 

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,