Kur’an, François Deroche ile College De France’a Girdi

104. Sayı İnsan
Kur’an, François Deroche ile College De France’a Girdi

PARİS YUNUS EMRE ENSTİTÜSÜ TÜRK KÜLTÜR MERKEZİ MÜDÜRÜ | MÜLÂKÂT: DR. AHMET BAKCAN

Sayın Profesör François DEROCHE İr­fan Mektebi’ni Paris’te Fransız entelek­tüel camiasının omurgası niteliğinde bu­­­­lunan bu tarihi COLLÈGE DE FRAN­CE’da misafirperverliğiniz için İrfan Mektebi olarak…. misafirper­ver­li­ği­niz için min­net… sunarız” minnet ve şükranlarımızı sunarız. Bize, Collège de France’da Kur’an Tarihi Kürsüsünün kuruluş hikayesini anlatabilir misiniz lütfen?

Malumunuz Collège de France’da çok uzun yıllardan beri birçok alanda ihtisas sa­hibi olmuş olan profesörlerin kendine has metotları ile gün yüzüne çıkmış olan ça­lışmaların kamuoyuna en güzel bir şekilde takdim edildiği platformlardan biridir.

André Miquel’in emekliliğe ayrılmasından sonra Arab ve İslamoloji bölümüne yeni bir profesör atanması olmadı. Uzun yıllar Collège de France’da Arab Dili Tarihi ve Edebiyatı ve İslamoloji bölümünde nasıl bir yol izleneceği hususunda istişareler ve fikir teatilerinde bulunuldu. Bu çerçeve­de 2013 yılından itibaren ismim mezkur kürsüye atanması üzerinde tartışıldı. İs­mimle birlikte ortaya atılan bir konu da bu bölümün Arab Dili Tarihi ve Ede­biyatı bölümünün haricinde Kur’an’ın günümüzde çok önem taşıdığı ve Kur’an tarihi ve tarihçesine yönelik bir yeni bö­lümün de açılması tartışıldı. Nihayetinde “Kur’an Tarihi Kürsüsü” adı altında bir kürsünün açılmasına karar verildi. 2014 yılında ihdas edilen bu kürsü için seçimler yapıldı ve Kur’an Tarihi Kürsüsü şahsımın yönetimine verildi. Bu kürsünün ihdası bazılarının iddia ettiği gibi 2015 yılının başında cereyan eden olaylar olmadığı gibi mezkur bölümün mevcut süregelen bir sürecin neticesi olduğunu ifade etmeliyiz. Mesela, 1950’li yıllarda Régis BLACHERE Kur’an Tarihi ile ilgilenmiş bu alanda bir seri çalışmalarda da bulunmuştur.

Bununla birlikte Collège de France günlük güncel konular üzerine hareket eden bir kurum değil, uzun soluklu ve sağlıklı bir zaman diliminde, soğukkanlılıkla bilimsel çalışmalar yapan bir kurumdur.

Kur’an nedir? Kur’an ne demektedir? sorularına cevabların arandığı bir bölüm olmakla birlikte Collège de France’da bulunan diğer İslamoloji, İslam ve Arab edebiyatı bölümlerinin bir temsilcisi olarak Fransa Hükümeti tarafından fi­nanse edilen genel manada İslam, hususi manada ise Kur’an üzerine yapılan bilimsel çalışmaların Fransız kamuoyu ile paylaşılması nihai hedeflerden biridir.

Sayın Profesör, bu kürsünün ihdası bir ihtiyaçtan mı yoksa bir gereksinimden mi doğmuştur?

Gereksinimden daha ziyade bir ihtiyaç­tan doğmuştur diyebiliriz. Fransa sayı itibariyle bünyesinde çok mühim sayıda Müslümanları barındıran bir ülke olduğu gibi dikkate alınacak derecede Kur’an’a ilgi duyan bir Fransız kitle de mevcuttur. Geçenlerde, France İnter radyosunda yap­tığım bir söyleşide de zikrettiğim gibi, bu çalışmalar elbette Fransa’nın genelinden gelen bir talep ile kamuoyunun Kur’an’ı tanıması ve Kur’an’ın ne dediğini bilmesi açısından ortaya çıkan bir ihtiyacı gider­mek ve yapılan çalışmaları Fransız top­lumuna sun­mak adına bu Kür­sü­nün ih­das edildi­ğini söyleyebiliriz. Bu talepler Fransız hükü­meti tarafından tesbit edilmiş ve bu yönde finanse edilmek suretiyle bu çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Hükü­met tarafından finanse edildiğimiz için bu çalışmaları da kamuoyu ile paylaşmak durumundayız.

Fransız kamuoyu Kur’an ve tarihçesi hakkında bir bilgi sahibi midir? Kur’an Fransa’da nasıl algılanıyor?

Maalesef hayır. Fransızlar Kur’an’ı tam olarak tanımıyorlar. Kur’an hakkındaki malumatlarının birçoğu yanlış. Bu durum karşısında Kur’an’ın ne olduğu ve ne dediği hususunda kamuoyuna en doyurucu ve sağlıklı bilgileri vermek tüm araştırmacı ve bilim adamlarına düşmektedir. Bu durum sadece Fransız kamuoyu değil aynı zamanda Müslümanlar için de ge­çerlidir. Zira sokaktaki konuşulan Arapça ile Kur’an Arapçası arasında farkı göz önünde bulundurduğumuz zaman Kur’an’da anla­tılanlar yapısal bir organize ile kur­gulanmış hikayeler değildir. Kur’an’ı elinize alıp işte, birinci sayfasından başlayıp hikaye ve roman okur gibi okuyamazsınız. Farklı bir yaklaşım tarzıyla Kur’an’ı okumak gerekmektedir. Bu yaklaşım tarzını en geniş kitlelere anlatmak zorundayız.

Hangi çalışma grupları bu çalışmaları­nızdan istifade etmektedir?

Yaptığım çalışmalar aynı za­manda Av­rupa’nın da ötesinde bir boyut kazan­maktadır. Al­man, İngi­liz ve hatta Türk mes­lek­taş­ları­­mız­la bu çalış­­malarımızı be­ra­ber yürüt­mek­te, her biriyle ayrı ayrı ça­lışma atöl­yelerimiz ve projelerimiz bu­lun­maktadır. Mesela, geçen yıl KURA­MER bünyesinde bir çalışmaya katıldım. Uluslararası bir sem­poz­yum çerçevesinde Kur’an’ın tarihsel ilk ve en eski el yazma nüshaları üzerinde farklı farklı yaklaşımları ele aldık, bilimsel bir heyet ile Kur’an ve İslam tarihi üzerine çalışmalar yaptık ve yapmaya devam et­mekteyiz. Her ne kadar Almanların farklı yaklaşımları olsa da, Tunuslular farklı bir yaklaşımda bulunsa da, bu çalışmalar netice itibariyle birbirini tamamlayıcı bir mahi­yet arz etmekte olup bir problematiğin orta­ya çıkmasına vesile olmaktadır.

Uzun yıllardır İslam tarihi ve Kur’an üzerine bilimsel çalışmalar yapan bir ki­şi olarak bugüne kadar tespit ettiğiniz problematiklerden bahseder misiniz? Çalışmalarınızda ne kadar el yazması Mushaf tespit ettiniz?

Elbette. Her şeyden önce karşı karşıya kal­dığımız hususlardan bir tanesi tarihleme mevzuudur. Karşımızda Kur’an’ın ilk ve en eski el yazmalarından bugüne kadar gelmiş yüzbinlerce Mushaf bulunmaktadır. Ancak biz, özellikle VII, VIII ve IX. asra ait olan en kıymetli Mushaflar üzeri­ne çalışmalarımızı yoğunlaştırmış bulunmak­tayız. Bu ilk döneme ait Mushaf sayısı ise 270’tir. Bu Mushafların 250 tanesi Fransız Milli Kütüphanesi’nde bulunmakta olup ekseriyeti Abbasiler Dönemi’ne aittir ve Fustat’daki Amr Camii’nden getirilmiştir. Kahire ve Şam’daki Mushafları da sayarsak bu sayı oldukça önemli bir sayıdır. Zira yaptığım bir araştırmada aynı dönemde Hristiyanlığın karlojien dönemine ait Fransız Milli Kütüphanesi’nde mevcut en eski el yazması İncil sayısı ancak 70 civarındadır. Şimdi sayı bu kadar çok olunca, bu el yazması eski Mushafların hangi döneme ve tarihe ait olduğu hu­susunda ihtilafa düşmekteyiz. Bu ihti­lafı gidermek amacıyla Mushafların son say­fasında bulunan bu Mushaf şu tarih veya dönemde yazılmıştır notu bulunmaktadır. Her birinin kronolojik yapısı çıkartılması gerekmektedir. Ancak bazı Mushaflarda bu kayıtların bulunmadığı da görülmektedir.

İkinci olarak karşılaştığımız problematik­lerden birisi de RASM olarak adlandır­dığımız durumdur. Malum, ilk yazılan Mushaflarda okutucu harf ve harekeler ile okuma kaidelerine ait tecvit kuralları­nı belirleyen çekerler ve duraklar vesaire un­surlar bulunmamaktadır. Bu sebeple dönemin hafızları, hafız oldukları için bu Mushafları okuyabiliyorlardı. Ancak za­manla yanlış okumalara sebebiyet verme­mek amacıyla okuma teknikleri geliştiril­miş­tir. Genel manada bizim çalışmaları­mız, Kur’an metinlerinin günümüze kadar na­sıl ve ne kadar bir değişim geçirdiğini keşf ve tespit üzerine odaklanmıştır. X. as­rın başlarına geldiğimizde mevcut el yazma Mushaflardan hareketle okuma tek­niklerinin de nasıl geliştiğine 7 çeşit kıraatin ortaya çıkmasıyla şahit oluyoruz.

Sayın Profesör, sizin şahsen bu en eski el yazmalarını bizzat inceleme fır­sat ve imkânınız oldu mu? Örneğin Top­kapı’daki Mushaf hakkında ne dü­şü­nüyorsunuz?

Evet, tabii ki oldu. Mesela ben IRCICA’dan Topkapı’daki Hz. Osman’a atfedilen Mus­haf’ı bir defa görme fırsatım oldu. Bir ara sanıyorum, Süleymaniye’de restorasyon ça­lışması yapılıyordu üzerinde. Bu Mushaf üzerinde teknik ve bilimsel heyetlerle be­raberce bir hayli çalışma yapıldı. Neticede Hz. Osman’a ait olduğu atfedilen bu Mushaf’ın daha sonraki bir döneme ait Mushaf olduğu görüşüne varıldı.

Bu çalışmalarınızı yaparken karşılaş­tırmalı bir bilimsel metot uygulaması muhakkak oluyordur sanırım.

Kesinlikle oluyor tabii. Bu hususta da­ha önceleri bir kaç Mushaf üzerinde böy­le karşılaştırmalı çalışmalar yapıldı. Hâliha­zır­da örneğin bir doktora öğrencim, değişik dönemlere ait Mushaflar üzerinde ayet­lerin kronolojik yapısı, surelerin bölünmesi ve daha sonra harekelendirilmelerine yönelik bir çalışma yapmaktadır.

Peki, bu karşılaştırmalı çalışmaların neticesinde günümüzdeki Mushaf ile ilk döneme ait Mushaflar arasındaki durum nedir?

Biraz önce bahsetmiş olduğumuz ilk me­tinlerin RASM, yani yazının iskelet haliyle karşılatırmasına baktığımız zaman, şu ma­sada duran Mushaf ile ilk Mushaf arasında hiç bir fark yoktur. Her ne kadar 1973 yılında Yemen’de Sana’da bir camiinin çatı altında bulunan yüzlerce el yazması Mushaf’ın arasında çıkan Mushaf yazı tekniği açısından bir kaç farklılık arz etse de (bil mana) mana itibariyle bir farklılık ifade etmemektedir. Mesela, örnek ve­recek olursak (kul) kelimesi o zamanki Mushaflarda (kâle) olarak da yazılıyordu. Ancak daha sonraki Mushaflarda bu durum Kaf’ın önüne elif getirmek suretiyle iki kelimenin arasındaki farkın belirlenmesine yardımcı olmuştur.

Yine bu çalışmalarınıza göre Kur’an, nüzulünden günümüze kadar mahfuz kalmış bir kitap mıdır?

Her ne kadar görüntü itibariyle Kur’an’ın ilk el yazma örnekleri ile günümüzün çağdaş versiyonları arasında görüntü ile yazı ve okuma teknikleri açısından bir farklılık bulunsa da ilk Mushaf ile bugünkü Mushaf’ı yan yana koyup okumaya baş­lasanız hiç bir farkın olmadığını görecek ve satır satır takip edebileceksiniz.

Collège de France’da Kur’an Tarihi Kür­süsünün ihdası ile hedeflenen bek­lenti oluştu mu?

İnşallah… Her hâlükârda, zaman içerisinde bunu daha somut bir şekilde tespit etme imkanını bulabileceğiz. Nisan ve Haziran ayına kadar 6 adet konferansımız oldu. Salon her defasında doluydu. Kasım ayından itibaren konferanslarımıza tek­rar başlayacağız. Collège de France’ın özel­liklerinden biri de konferans anında soru sorulmuyor olması. Ancak çıkışta mu­hakkak bir kaç kişi eleştirel gözle daha detaylı malumatlar talep etmekteler. Tartışmalar yeni yeni başlıyor.

Ne gibi tepkiler alıyorsunuz? Müspet veya menfi…

Genel manada çok müspet görüşler ve reaksiyonlar geliyor. Bu çalışmaların top­lumun bir beklentisi ve ihtiyacına cevap verdiğini görüyorum.

Sayın Déroche, Avrupalı aydınlar bazen “Dokunulamazlar’a Dokunmak” eğilimi gösteriyorlar. Siz özellikle Müslüman ca­miadan bu Kürsünün ihdası ile alakalı ne gibi tepkiler alıyorsunuz?

Kur’an Müslümanların kutsal kitabı ol­ması hasebiyle bazen Müslümanlar “Kur’an’a ancak Müslümanlar dokunabi­lir, an­cak Müslümanlar tarafından incele­nir ve incelenmeli” şeklinde bu tarz yü­rüt­tüğümüz çalışmalara muhalif olan­lar çıkabiliyor. Bana hediye ettiğiniz bu Mushaf’ta da malum “la yemessuhu illel mutahharun” ayeti bir âdet olarak Mushaf’ın bir kenarına yazılıyor. İşte bu tür tepkiler oluyor. Buna rağmen İslam dünyası geniş bir âlem. Memnun olanlar da olmayanlar da bulunacaktır. Ancak bizim bu çalışmalarımız bir provokatif amaçla yapılmadığı gibi çok ciddi ve saygı ve hürmet çerçevesinde bir bilimsel çalışmayı yürütmeye çalışıp topluma sun­maya çalışıyoruz. Bu tür tepkiler, Hris­tiyan âleminde de mevcut. İncil üzerinde hiç bir şekilde çalışmaların yapılmamasını savunan, isteyen kesimler de bulunmaktadır.

Sayın Profesör, son bir sorum ile bu röportajımızı sonlandıralım istiyorum. Konuşmanız çerçevesinde de biraz de­ğindiniz ama özellikle Türkiye’de bu çalışmalarınızı yürüttüğünüz kurum, kuruluş ve STK’lar var mı?

Elbette var, hem de bir hayli kurum ve meslektaşlarımla irtibat halindeyim. Türkiye’yi yakinen tanıyan birisiyim. 1983-86 yıllarında İstanbul’da kaldım. Fran­sız Enstitüsü Anadolu Araştırmalar Mer­kezi’nde çalıştım. İstanbul İslam Eserleri Müzesi ile Süleymaniye Kütüp­hanesi ve IRCICA Kurumu ile farklı şehirlerde, İz­mir ve Ankara’da bazı üni­versiteler aracı­lığıyla ortak çalış­maları­mız oldu. Sanıyorum Di­ya­net ile de bir görüşmemiz olmuş idi. Ben aynı zamanda Uluslararası Türk Sanat Kongresi Başkanlığını da yürütmekteyim. En son kongremizi Paris’te Collège de France’ta yaptık. Eylül ayında yine bir kongremiz olacak. Onu da İtalya’nın Napoli şehrinde yapacağız.

Efendim bize bu kıymetli vaktinizi ayı­rıp bu çok kıymetli çalışmalarınızı pay­laştığınız için çok teşekkür ediyorum.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,