YAZ KURSLARINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

103. Sayı Dosya Konusu Eğitim

 

Çocuklara verilen din eğitiminin hem içerik hem de pedagojik amaçları olabilir. İçerik amaçları, eğitimin hangi konuları kapsayacağı ile ilgilidir. “Yaz kurslarında şu konular işlenecek” dendiğinde içerik amaçlarından bahsedilir. Pedagojik amaçlar ise bu kurslar yürütülürken çocukların neler hissedeceği ile ilgili amaçlardır. Bizce yaz kurslarında pedagojik anlamda birkaç temel amaç olmalıdır.

Yaz kurslarında ilk amaç, dini kavramlar, davranışlar ve semboller hakkında “olumlu duygular biriktirmek” olmalıdır. Çocukların Allah, Peygamber, cami, oruç ve namaz ile ilgili olumlu duygulara sahip olması sağlandığında, çocuklar gelecekte bu değerler ve kavramlarla daha barışık olabilecektir. Din eğitiminin ana noktası zorla bilgi yüklemek olursa, çocuk yeteri kadar olumlu duygu biriktiremezse, gelecekte dini değerleri “bilen ama sevmeyen” birisi olabilir. Olumlu duygu biriktirmek, ancak güzel anılarla olabilir. Çocuklar camide, oruç tutarken, namaz kılarken, yeterince güzel anı biriktirirse hayatlarının ileri aşamalarında dini kavram ve değerlerle barışık olurlar. Olumlu duygulara sahip olan çocuk, edindiği bu duyguları büyüdüğünde dini bilgiler ile süsleyebilir. Bu nedenle öncelik çocuğun olumlu duygu biriktirmesidir. Eğer çocuk yaz kurslarında olumsuz duygular (aşağılanma, kınanma, küçük düşürülme, ayıplanma, alay edilme, eleştirilme gibi) biriktirmişse gelecekte dine karşı mesafeli durabilir.

Yaz kurslarındaki diğer önemli bir amaç, “olumlu teneffüs ortamı oluşturmak” olmalıdır. Çocuklar dini ortamda yeterince gayret göstermese ve çok şey öğrenmese bile, ortamın etkisi ile onların ruhunda dine dair olumlu izler kalabilir. Bu nedenle çocuklara verilen din eğitiminde sonuç odaklı olmak yanlıştır. Bir çocuk Kur’ân öğrenmek için bir ayını vermiş ama öğrenememiş olabilir. Sonuca bakarak çocuğu kınamak yerine, Kur’ân ile hemhal olduğu için takdir etmek gerekir. Sonuca değil sürece odaklanmak daha doğrudur. Çocuk cami, ibadet ve dua ortamını teneffüs ettiyse, ortamda çok fazla şey öğrenemese bile, bu teneffüs onun dini bir temel almasında etkili olabilir. Olumlu dini ortama giren bir çocuk, “yaramazlık”, “tembellik” yapsa ve pek fazla çaba göstermese de ortamdan etkilenir ve bu etki ömür boyu çocuğa rehberlik edebilir.

Yaz kurslardaki bir diğer amaç, dini kavramlar ve yaşayış hakkında çocukların zihnine “tohum ekmek” olmalıdır. Tüm hayat boyunca elde edilebilecek dini bilgileri kısa sürede çocuğa yüklemeye çalışmak doğru olmaz. Çocuktan bu kısa sürede dindar olmasını beklemek yanlış olur. Çünkü eğitim bir süreç işidir. Tohum ekmek, tohumları sulamak ve güneş ışığına tutmak gerekir. Tohumların meyve vermesi yılları alabilir. Bu nedenle hemen meyve beklentisine girmek, tohumu hızla büyütmeye çalışmak çocuk için yıpratıcı olabilir. Dini yaşantıya ve inanışa dair küçük küçük tohumları çocukların zihnine yerleştirmek ilk aşamada yeterlidir.

Özetlemek gerekirse, ilk bölümde temel olarak üç pedagojik amaçtan bahsetmiş olduk. Bu bilgiler ışığında, çocuklara dini eğitim verecek olan bir kişi, kurslar başlamadan önce aşağıdaki niyetlerle eğitim yolculuğuna başlayabilir:

“Bu eğitim bittiğinde çocukların birçok olumlu duygu ile buradan ayrılmasını amaçlıyorum. Olumsuz duygular yaşamamaları için olabildiğince çaba göstereceğim.”

“Bu eğitim süresince çocukların mutlulukla soluyacağı olumlu bir teneffüs ortamı oluşturacağım. Çocuklar buraya severek gelecekler. Amacım çocukların olabildiğince bu ortamı solumalarını sağlamak. Biliyorum ki, çocukluk döneminde sonuçlar çok önemli değil, önemli olan çocuğun din eğitimi sürecini yaşamasıdır.”

“Bu eğitimde bir fidan dikeceğim. Bu fidanın hemen ağaç olup, bu ağacın meyvesini yemeyi ummuyorum. Hedefim çocukların zihnine ve kalbine güzel, küçük tohumlar ekmek. Bu tohumları sevgi ve özenle ekeceğim. Bir anda tüm tohumları da ekmeyi düşünmüyorum.”

ÇOCUK DÜNYASI ve GELİŞİMİ

Bu bölümde çocukların dünyasını anlamaya yönelik bilgiler bulunmaktadır. Çocukları ne kadar iyi tanırsak ve anlarsak onları daha doğru eğitebilir ve onlara daha iyi şekilde yaklaşabiliriz. Bu bölüm, iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda çocuk dünyasının anahtar kavramlarından bahsedilecektir.

İkinci kısımda çocuğun gelişim özelliklerine kısaca değinilecektir.

  1. A) ÇOCUK DÜNYASININ ANAHTAR KAVRAMLARI

Çocukla çalışan, çocuğa dair bir mesleği olan herkesin görevlerinden birisi de çocuk dünyasını bilmek ve tanımak olmalıdır. Çocuk dünyasının gerçeklerini bilmeden bir çocuğun kalbine ulaşmak, o kalpte iz bırakmak pek mümkün değildir. Yetişkin dünyasının doğruları ile çocuklara yaklaşmak onları zedeleyebilir. Bu kısımda, çocuk dünyasının önemli kavramları ve bu kavramların eğitim süreci içinde nasıl ele alınacağı aktarılacaktır.

Oyun

Çocuk dünyasının olmazsa olmazlarından birisi oyundur. Çocuklar doğumdan itibaren müthiş bir oyun aşkı ile doludur. Oyun onlar için nefes alıp vermek kadar önemli bir eylemdir. Aynı zamanda bir ihtiyaçtır. Çocuk oyun yolu ile dünyayı anlar, gelişimini hızlandırır ve yaşadığı travmatik deneyimleri çözümler. Bu nedenle oyun, çocuk için lüks ya da gereksiz bir etkinlik değil, önü açılması gereken bir ihtiyaçtır. Oyun, aynı zamanda yeni bilgilerin hazmedilmesini sağlar. Bu nedenle çocuklarla yapılacak her türlü eğitimde oyun mutlaka yer verilmelidir. Çocuklar için bir eğitim planlayıp işin içine oyunu katmamak çocuk dünyasına uzak kalmak demektir.

Oyun yaz kurslarına iki şekilde katılabilir. İlki bazı kavramları ve değerleri oyun içinde çocuğa öğretmektir. Özellikle olumlu davranışlar (yemekten sonra dua etme, eve girince selam verme, Allah’a sığınma ve dua etme) ile ilgili kısımlar bir oyun ve drama kurgusu içinde çocuğa öğretilebilir.

Çocuk bu şekilde hem eğlenmiş hem de öğrenmiş olur. Oyunun diğer kullanım şekli ise herhangi bir öğretim amacı gütmeden sadece eğlenmek için oyun oynamaktır. Bu amaçla programın herhangi bir kısmına “oyun saati” konulabilir. Burada çocuklarla geliştirici ya da doğal oyunlar oynanabilir. Ya da çocuklar serbest oynaması için özgür bırakılabilir.

Hareket

Biz yetişkinler hareket etmeden belli bir süre durabiliriz. Bu bizim için normal bir davranıştır. Ancak çocuğun yapısında hareket etmek vardır. Hareket edemeyen çocuk strese girer. Bu nedenle çocukların eğitim ortamları içinde yeteri kadar hareket etmesi sağlanmalıdır. Çocukların harekete olan ihtiyaçlarını anlamak için bir teneffüs vaktinde okul bahçelerini gözlemlemek yeterlidir.

Çocuklar teneffüsle birlikte bahçeye çıkarlar ve delicesine koşarlar. Bu onların hareket ihtiyacından kaynaklanır. Yaz kurslarında çocukların hareket ihtiyacını karşılamak iki şekilde olabilir. İlki hareketi öğretim programının içine katmaktır. Çeşitli drama, skeç ve oyun etkinlikleri ile çocuğun hareket ederek öğrenmesi sağlanabilir. Hac anlatılırken, namaz öğretilirken uygulama yapmak aynı zamanda hareket etmek anlamına gelir. İkincisi ise, çocuklara hareket etmeleri için zaman tanımaktır. Her yarım saatlik öğretimin ardından çocukları hareket etmeleri için serbest bırakmak, bu esnadaki hareketliliklerini hoş görmek gerekir. Masa başı çalışma gerektiren konularda ise çocukların hareketlerini kısıtlamaya gitmemek gerekir. “Ayağını kıpırdatma, kollarını oynatma, iki dakika rahat dur!” gibi söylemler çocuğun yapısı ile çelişen söylemlerdir.

Merak

Çocuk duygu dünyasının önemli bir parçası meraktır. Çocuklar bu dünyaya yoğun merak duyguları ile gelirler. Bu duygu, onların dünyaya hızlıca adapte olup kısa sürede hayatı öğrenmelerini sağlar. Çocuk bu merakı sayesinde, yürümeyi, konuşmayı, eşyaların adını ve ne işe yaradıklarını kısa sürede öğrenir. Çocukların merak duyguları özellikle yeni ortama girdiklerinde çok tahrik olur. Çocuklar çekmecelerin ve dolapların içini, kitaplardaki resimleri, mekândaki cihazları merak edip ne işe yaradıklarını ve nasıl çalıştıklarını öğrenmek isterler.

Yaz kurslarında dikkat edilmesi gereken öncelikli konulardan biri, çocukların mekânda olası merak edebileceği şeyleri tahmin etmek ve çocukların bu meraklarını gidermektir. Camiler çocuklar için ilginç ve sıra dışı mekânlardır. Odası yoktur, tavanı yüksektir ve içinde mobilya bulunmaz. Camiye giren çocuk minareyi, minberi, mihrabı, müezzin mahfilini, renkli camları, mikrofon sistemini, büyük saatleri, seramik duvarları merak edebilir. Eğitimin başlangıcında çocuklara teker teker bu mekânları tanıtmak, onlar hakkında bilgi vermek yerinde olur. Çocukların mekânla ilgili merak duygularını gidermek, onlarda görülen “yaramazlık” ya da “etrafı kurcalama” dediğimiz davranışları azaltabilir.

Merak ile ilgili eğitimcilerin dikkat etmesi gereken bir diğer konu ise öğretimi planlarken sorularla çocukların merak duygusunu diri tutup, öğrenmeyi kolaylaştırmaktır. Bir çocuk için en zor şeylerden biri merak etmediğini öğrenmektir. Merak etmediğini öğrenen çocuk zamanla öğrenmeden soğur. Bu nedenle çocuklara yönelik her öğrenme faaliyeti, merak uyandıran sorular ve öykülerle başlamalıdır. Bir çocuk, merak duygusu harekete geçtikten sonra rahatça öğrenme gerçekleştirebilir.

Hayal

Çocukların biz yetişkinlerden üstün olduğu bir alan da hayal gücüdür. Çocuklar çok zengin bir hayal gücüne sahiptir. Eğitimcilerin görevlerinden biri de çocukların bu gücünü korumasına yönelik çalışmalar yapmaktır. Her günün sonunda “Hadi hayal kuralım” diyerek gün içinde işlenen konularla ilgili 10-15 dakikalık hayal kurmak hem çocukları eğlendirir, hem de onların hayal dünyalarını diri tutar.

Hayalen cennete, Kâbe’ye, Peygamberimizin (asm) yanına gitmek gibi çalışmalar yapılabilir. Oruç tutan robot, abdest aldıran makine gibi hayal çalışmaları da yapılabilir. Melekleri, Allah’ı, Peygamberimizi (asm) nasıl hayal ettikleri sorulabilir. Burada önemli olan çocukların hayallerini yargılamamaktır. Çocuklar kocaman gözleri olan Allah, uzun boyu ve süper güçleri olan peygamber, kanatları olan melekler hayal edebilirler ki, bu normaldir. Allah, peygamber, melek hayalleri zamanla yerli yerine oturacaktır, bu nedenle erken müdahale edip hayallere şekil vermeye bu aşamada gerek yoktur.

Şefkat ve Sevgi

Çocuk için şefkat ve sevgi demek her şey demektir. Balıkların su dışında yaşayamaması gibi çocuklar da sevginin ve şefkatin olmadığı bir ortamda yaşamakta zorlanırlar. En iyi öğretim teknikleri ve teknolojileri ile donatılmış bir programın içinde sevgi ve şefkat yoksa, bu program çocuklara uygun değildir. Çocuk, ancak sevildiğini ve değer gördüğünü hissettiğinde öğrenme kanallarını açar.

Sevilmediği bir ortamda zihnini, duygularını kapatıp ve kendini izole edebilir. Bu nedenle yaz kurslarında öğretimden önceki hedef, çocuklar tarafından sevilir olmaktır. Çocuklar mekânı, eğitimciyi sevdikten sonra kendi zihin kapılarını açarlar ve daha kolay öğrenirler. Bu konu Bölüm 3’te daha detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

  1. B) ÇOCUĞUN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

Çocuklarla çalışan kişilerin çocukların dünyasını tanımakla birlikte çocukların gelişim özelliklerini bilmesi de beklenir. Yirmi beş yaşındaki bir kişi ile elli beş yaşındaki bir kişinin zihin, duygu ve psikolojik gelişim, birbirine yakındır. Ancak dört yaşındaki çocukla altı yaşındaki çocuk farklı düşünüp farklı hissedebilir. Sekiz yaşındaki bir çocuk için geçerli bir yöntem on yaşındaki çocukta pek işe yaramayabilir. Yani çocukların gelişim özellikleri değişkendir. Bu nedenle çocukla çalışan kişilerin çocuğun gelişim özellikleri konusunda bilgi sahibi olması beklenir. Bu kısımda çocuğun gelişimi psikososyal gelişim, bilişsel gelişim ve duygusal gelişim olarak üç ana başlıkta ele alınacaktır. Çocuğun tüm gelişim evreleri anlatılmamıştır. Sadece yaz kursuna katılan çocukların yaşına uygun gelişim dönemleri aktarılmıştır.

Psikososyal Gelişim

Erik Erikson Amerikalı bir psikologdur ve uzun yıllar insanın psikososyal gelişimi üzerine çalışmıştır. Hayatın farklı yaş dönemlerini psikolojik gelişim açısından incelemiş ve bu dönemlerde insanı bekleyen gelişimsel görevleri ve risk faktörlerini sıralamıştır. Erikson, psikolojik açıdan sekiz gelişim basamağı tanımlamıştır. Eğer insan her basamakta onu bekleyen psikolojik ihtiyacını karşılarsa hayatta başarılı ve mutlu olabilmektedir. Bu ihtiyaçlar karşılanmazsa kişi psikolojik olarak çeşitli sorunlar yaşayabilmektedir.

Erikson’a göre 6-12 yaş arasındaki çocuklar, “Başarı & Aşağılık Duygusu” dönemindedir. Yani bu yaş grubundaki çocuklar için en önemli psikolojik ihtiyaçlardan birisi başarıdır. Eğer bir çocuk hayatının bu döneminde çeşitli başarılar tatmamışsa, kendini yeterli ve başarılı olarak görmemişse bir aşağılık duygusuna kapılabilir. Kendini işe yaramaz ve beceriksiz biri olarak tanımlayabilir. Yani 6-12 yaş arasındaki her çocuğun bir şekilde “Ben başarılıyım ve bazı işleri yapmada iyiyim” duygusunu hissetmesi gerekmektedir.

6-12 yaş grubuna eğitim veren eğitimcilerin önemli görevlerinden biri çocukların başarılı oldukları alanı bulmak ve bunu çocuklara göstermektir. Çocuk kendi başına iyi yaptığı işlerin farkına varamayabilir. Bu konuda bir rehbere ihtiyaç duyar. Kimi çocuklar Kur’ân’ı öğrenmede, kimisi dua ezberinde, kimi ibadetleri uygulamada, kimisi olumlu davranış sergilemede, kimi ise kurallara uymada daha iyidir. Eğitimcinin görevi bu dönemde çocukların eksikliklerini görmekten ziyade çocuğun iyi olduğu alanlarını bulup ona göstermektir. Yaz kurslarındaki eğitimciler kendileri için bir başarı tablosu oluşturup hangi çocuğun hangi alanda başarılı olduğunu kaydedebilirler. Önemli olan bu tabloda her çocuğun karşısına başarılı olduğu bir alanı yazabilmektir.

Çocuklara bu dönemde yapılacak iyiliklerden biri de onlara din eğitimi kapsamı dışında hangi alanlarda başarılı olduklarını sormaktır. Bazı çocuklar futbolda, bazıları misket oynamada, bazısı matematikte, bir kısmı fen dersinde, kimisi flüt çalmada, kimisi resimde, kimisi de bilgisayar oyunlarında iyi olduğunu söyleyebilir. Bazıları iyi tamir yaptığından, bazıları da hızlı koştuğundan bahsedebilir. Çocukların bu özelliklerini yaz kurslarının başlangıcında onlardan alıp eğitim süresince bu yönlerine vurgu yapmak çocukların bu gelişim dönemini başarılı bir şekilde geçirmesini sağlar.

Bilişsel (Zihni) Gelişim

Jean Piaget İsviçreli bir psikologdur ve çocukların düşünce sisteminin nasıl geliştiğini araştırmıştır. Çocukların düşünceleri yetişkinlerden çok farklıdır. Mesela hayatlarının bir döneminde güneşi ve ayı canlı olarak düşünürler. Daha büyük nesnelerin daha ağır olacağına inanırlar. Sembollerle (harfleri, sayıları) öğrenmek konusunda zorlanabilirler.

Piaget, çocuğun düşüncesinin gelişimini dört dönemde incelemiştir. Buna göre 6-12 yaş arasındaki çocuklar Somut İşlemler Dönemi’ndedir. Yani altı yaşından sonra çocuklar sembollerle düşünebilirler, akıldan işlem yapabilirler, hayvanları çeşitli özelliklerine göre gruplayabilirler. Ancak bu dönemde soyut düşünce henüz gelişmemiştir ve çocuklar soyut kavramları anlamada zorlanırlar.

Kendilerine gelen soyut mesajları hemen somuta çevirirler. Örneğin andımızdaki “büyüklerini saymak” deyimindeki ‘sayma’nın ne demek olduğu bu yaştaki çocuğa sorulsa muhtemelen teker teker parmakla saymayı söyleyecektir. Aynı şekilde, vatan, millet, şehir, ülke, ilçe gibi kavramlar bu yaş çocukları için zor kavramlardır.

Dine ait birçok kavram soyuttur. Allah, melek, sevap, günah, ibadet, cennet, cehennem, dürüstlük, sabır gibi pek çok kavram soyuttur. Çocuk bu kavramları dünyasına somutlaştırarak alır. Çocuklara bu kavramlar olabildiğince somutlaştırılarak verilmelidir.

Çocuk bu dönemde Allah’ı birçok gözü olan bir insan gibi hayal edebilir, melekleri kendi hayalinde somut bir varlığa dönüştürür. Sevap kavramını gülen yüz etiketine, günah kavramını ise okulda kendine verilen üzgün yüz etiketine benzetebilir. Herhangi bir davranışından dolayı “Allah sana sevap yazar” dendiğinde Allah’ın vücudunun bir yerine “sevap” kelimesini yazacağını düşünebilir.

“Kadir gecesi geliyor” dendiğinde adı Kadir olan birinin gece geleceğini hayal edebilir. Çocukların somut düşündüğünü bilen bir eğitimci üç konuda dikkatli olmalıdır. İlki, çocuklar tarafından dinin bazı kavramlarının somutlaştırmasının hoş görülmesi ve bu ilginç somutlaştırmadan dolayı onların ayıplanmaması ve onlarla alay edilmemesidir. İkincisi, bu dönemdeki çocuklara yapılacak olan öğretimlerde olabildiğince somut olmaktır. Dürüstlük ve sabır konusu somut olaylarla canlandırılarak, cennet güzel bahçe fotoğraflarına, sevap belki ödül etiketlerine benzetilerek anlatılabilir. Öteki dünya inancı, kurgusal drama çalışmaları ile çocuklara anlatılabilir. Çocuklara soyut bir kavramı somutlaştırırken drama, skeç, kukla, oyuncak, resim gibi somut araçlar kullanılabilir. Üçüncüsü ise çocukların dine ait sorduğu sorulara da olabildiğince somut cevap vermektir. “Allah nerede?” diye soran çocuğa “kalbimizde” gibi bir cevap verirsek çocuk pek anlamaz, ya da bedendeki kalbimizin içinde olduğunu düşünür. Çocuk bu sorusu ile mekânsal ve somut bir cevap aramaktadır. Bu soruya “Her yerde” cevabı verilebilir. “Neden Allah’ı görmüyoruz?” diye soran bir çocuğa “Gözümüz küçük” diye somut bir cevap verilebilir. Nasıl cevap vereceğimizi bilmediğimiz durumlarda soruyu çocuğa yöneltip “Sence nasıl olabilir?” diye onun somutlaştırmasını öğrenmek de faydalıdır.

Duygusal Gelişim

Hiçbir dini öğretide ergenlik dönemine kadar çocuklara günah yazılmaz. Aynı şekilde hiçbir devlet sisteminde çocuklar yaptıkları eylemlerden dolayı on iki yaşına kadar hiçbir şekilde hapse atılmaz ve cezalandırılmaz. Bunun birkaç nedeni vardır: İlki, düşünce gelişimi açısından çocukların hak, adalet, suç gibi soyut kavramları anlayabilecek yetiye sahip olmamasıdır. İkincisi, çocukların yaptığı davranışların doğurabileceği sonuçları kavrayabilecek düzeyde zihinsel yetiye sahip olmamasıdır.

Üçüncüsü ise çocukların fizyolojik gelişimi gereği içlerinden gelen duygu ve dürtüleri yeteri kadar kontrol imkânının olmamasıdır. Bir çocuk markette gördüğü ve çok istediği bir oyuncağı gizlice cebine koyabilir. Bundan dolayı ceza almaz. Çünkü o çocuktur ve içinden gelen istek duygusunu tamamen kontrol edebilecek yetiye tam olarak sahip değildir.

Beynimizin ön kısmı (ön lob) daha çok düşünce ve irade merkezidir. Beynimizin orta bölgesinde yer alan limbik sistem ise duyguların merkezidir. Yetişkinlerin beyninin ön lob gelişimi tamamlamıştır veyetişkinlerden iradelerini kullanarak duygularını durdurması beklenir. Ancak çocuklarda, ön beyin gelişim aşamasındadır ve onlar duygularına set çekmede zorlanırlar. Örneğin bir tartışma esnasında bir yetişkine hakaret edildiğinde o yetişkin kızabilir ve kızgınlık duygusu ile hakaret eden kişiye vurmak ya da bağırmak isteyebilir. Bu aşamada yetişkindeki irade sistemi devreye girer ve bu hakaretlerin doğru olmayacağı konusunda onu uyarır. Yetişkinlerden duygularından gelen “vurma” isteğini engellemesi beklenir. Ancak çocuklar içlerinden gelen “vurma” tepkilerini durdurmada yetişkinler kadar başarılı olamayabilirler. Yine yetişkinler, oruçluyken önlerine gelen güzel yemekler karşısında açlık duygusunun yol açtığı yeme isteğini iradesini kullanarak engelleyebilir. Ancak çocuklar aynı iradeyi gösteremeyerek önündeki yemekten bir parça yiyebilir. Çocukların duygularını kontrol edememeleri gelişimleri gereği mazur görülmelidir.

Çocuklar duygularını tam kontrol edemedikleri için bazen söz verip sözünde duramazlar, merak duyguları ile bizim yaramazlık dediğimiz işleri yaparlar ve etrafı kurcalarlar. Öfke ve kıskançlık duyguları ile arkadaşlarına vurabilirler. Çocuklardaki bu tür davranışlar “sık sık” görülmediği sürece normal kabul edilmeli ve cezalandırılmamalıdır. Eğer çocuğun bir olumsuz davranışı sürekli görülüyorsa bu davranışı cezalandırmak yerine, bu davranışın ardındaki psikolojik etkenler araştırılmalıdır. Psikolojik olarak yaralı çocuklar, olumsuz davranışları sık sık tekrarlamak eğiliminde olabilirler. Bu gibi durumlarda davranışı cezalandırmak yerine çocuğu rehabilite etmek gerekebilir. Din eğitimi verirken de çocuklar kimi duygularının etkisinde kalarak ortam bozucu ve can sıkıcı davranışlar sergileyebilirler. “Can sıkıntısı, merak, bıkkınlık, kızgınlık, kıskançlık, korku” duyguları çocuklara olmadık işler yaptırabilir. Bu gibi durumlarda çocukları cezalandırmak yerine onlara şefkatle yaklaşmak gerekir. Unutulmamalıdır ki, Allah çocukların tüm bu davranışlarını hoş görmektedir.

EĞİTİMCİNİN ÖZELLİKLERİ

Bu bölümde çocuklarla çalışan eğitimcilerde bulunması gereken özelliklere değinilecektir. Şüphesiz her eğitimcide burada ele alınandan çok daha fazla özelliğin bulunması beklenir. Bu kılavuzda en önemli görülen özelliklere yer verilmiştir. Hiçbir insan mükemmel değildir, dolayısıyla bazı eğitimciler kılavuzda yer alan bazı özelliklere sahip olmayabilir. Ancak iyi eğitimcileri diğer insanlardan farklı kılan, sürekli daha iyiye doğru yürümeleridir.

Anlattıklarını Yaşayan

İyi bir eğitimciden beklenen ilk özellik, anlattıklarını yaşamasıdır. Yaşantıda olmayıp sadece sözde kalan bir eğitimin çocukları etkilemesi beklenemez. Bu nedenle din eğitimcileri, anlattıklarını yaşamalı, dahası çocuklar onların anlattıklarını yaşadığını görmelidir. Namazı anlatmanın yanında, namaz kılmak, orucu anlatırken oruç tutmak gerekmektedir. Çocuklar eğitimcinin abdest aldığını, dua ettiğini, yemekten önce ellerini yıkadığını görmelidir. Dürüstlüğü anlatmakla kalmayıp, eğitimcinin her konuda çocuğa açık ve dürüst olması gerekmektedir. Yani çocuklar eğitimciyi derste ve ders dışında, anlattıklarını yaparken ve yaşarken görmelidir.

Şefkat Eden ve Seven

Çocuklar çok bilen değil çok seven eğitimci isterler. Çünkü sevgi onlar için yemek ve içmek gibi doğal bir ihtiyaçtır. Çocuğun kalbine girmeden, onun zihnine girmek mümkün değildir. Bunun için kursun başlangıcından itibaren çocuklarla sevgi temelli bir ilişki kurulmalıdır. Kursun ilk günlerinde çocuğa bir şeyler öğretmek yerine aradaki sevgi bağını güçlendirmeye yönelik etkinlikler yapılmalıdır.

Çocuklar kendilerine iyilik yapanları severler. Çocuğu dikkatle dinlemek, ona küçük hediyeler vermek, onun duygularını paylaşmak bir iyiliktir. Bunun yanında çocuklar kendileri ile oyun oynayanları da çok severler. Çocuğun kalbine giden yollardan biri onların oyununa katılmak ve onlarla birlikte oynamaktır. Çocuğun gündemine girmek, o gündem hakkında konuşmak da çocukların sevgisini kazanmanın bir diğer yoludur. Bu amaçla çocukların dünyasına ait çizgi filmleri, bilgisayar ve sokak oyunlarını bilmek faydalı olabilir.

Oynayan

Çocuklarla çalışan herkes onlarla oynamasını bilmelidir. Bu oyunlar bazen eğitimcinin yönlendirdiği ve karar verdiği oyunlar olabilir. Bazen de eğitimci çocukların kendi aralarında oynadığı oyunlara katılabilir. Çocuklar kendi oyunlarında eğitimciye bir rol verebilir ve bu rolü oynamasını isteyebilirler. Yani çocuklarla çalışan eğitimciler, oyunu çocuğun yönlendirmesine açık olmalıdır.

Çocuklar kendileri ile oynayan kişileri daha çok severler, onları kendilerinden görür ve daha kolay model alırlar. Bu nedenle çocuklarla çalışan kişilerin çocuklarla ayaküstü oynanacak birçok oyun, tekerleme ve bilmece bilmesi de gerekir. Affeden Çocuklar, kimi zaman duygularını kontrol etmekte zorlanabilirler ve hoş olmayan davranışlar sergileyebilirler. Çocuklarla çalışan eğitimciler, çocukların bu yapısını bilir ve “Çocuktur ne yapsa yeridir.” sözünün geçerliliğini kabul eder. Bir anlığına çocuklara kızsa da, hiçbir çocuğa mesafe koymaz ve küsmez. Hatalarını hemen affeder. İslam tarihinde Hz. Vahşi bile af görmüşken, bir çocuğun af görmemesi düşünülemez. Kalplerimizde çocuklara karşı bir kırgınlık ve kızgınlık bulunmaması gerekir. Çocuk ‘yanlış’ ve ‘ayıp’ dediğimiz davranışların bir kısmını duygularını kontrol edemediği için yapar. Bu davranışların bir kısmı ise psikolojik yaraların sonucudur. Bazı çocukların içsel yaraları (sevgisizlik, değersizlik, güvensizlik, yetersizlik ve travmatik yaşantılar) vardır ve bu yara ile nasıl beş edeceklerini bilmezler. Yaralı olduklarını yetişkinlere, olumsuz davranışları ile gösterirler. Bu davranışları cezalandırmak yerine bu davranışın ardındaki sebebi bulmak önemlidir.

Yaralı bir çocuğa küsmek, ona ceza vermek onun yarasını büyütmekten başka bir işe yaramaz. Bu yaranın merhemlerinden biri affetmek ve şefkat göstermektir.

Birebir İlgi Gösteren

Her çocuk kendi içinde özeldir ve biriciktir. Tüm çocuklar eğitimcisinden birebir ilgi ister. Yeni aldığı ayakkabıyı, yeni gömleğini, kolundaki yeni saatini, acıyan dizini, ağrıyan karnını eğitimcisinin fark etmesini bekler. Yani her çocuk sıradan biri gibi değil özel biri olarak muamele görmek ister. Ne var ki kalabalık gruplarda bu ilgiyi çocuklara vermek zordur. Ancak iyi eğitimciler her çocuğa özel olduğunu hissettirmek için yoğun çaba sarf ederler. Çocuğa ismi ile hitap etmek, aile yaşantısına dair bilgiler edinmek, sevdiği oyunları bilmek, kısa aralarda ona dokunmak, bir ‘Merhaba’ demek çocuğa kendini özel hissettirir. Bunu hisseden çocuk zihninin ve ruhunun kapılarını o kişiye açar. Zaten eğitim, bu noktadan sonra başlar.

Kararlı

Çocukların özgürlük kadar sağlıklı sınırlara da ihtiyacı vardır. Eğitimci bir yandan çocukları sevmeli, affetmeli öte yandan da çocuğun karşısında kararlı bir tutum sergilemelidir. Eğitim programını uygularken, çocuklara sınır koyarken, onları yaptıkları davranıştan dolayı bir ödülden mahrum bırakırken kararlı ve net bir şekilde durmalıdır. Kararlı ve net olmak katı olmak anlamına gelmez.

Kızgın olmak anlamına da gelmez. Çocuklar net ve kararlı kişileri severler çünkü bu kişiler onlara güven verir “Ne yaptığını bilen” biri duygusunu çocuklarda oluşturur. İbadetlerin ve eğitim programının uygulanmasında kararlı olmak önemlidir. Ama burada dikkat edilmesi gereken konu şudur ki, bu kararlılık çocuk ruhuna zarar vermemeli ve bir katılığa ve kızgınlığa asla dönüşmemelidir.

ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ ve ÖĞRETİM HATALARI

Bu bölümde çocuklara eğitim ve öğretim yaparken kullanılması ve kaçınılması gereken yöntemlere yer verilecektir. Bu bölüm iki kısımdan oluşmaktadır. İlk kısımda çocukların nasıl daha iyi öğrendiğine yönelik bilgiler verilecek, ikinci kısımda ise çocuk eğitiminde sıklıkla kullanılan yanlış öğretim yöntemlerinden bahsedilecektir.

  1. A) ÇOCUK EĞİTİMİNDE BAŞVURULACAK ÖĞRETİM YÖNTEMLERİ

Oynayarak ve Eğlendirerek Öğretmek

Çocuklara yapılan her türlü öğretimde çocukların keyif almasını sağlamak öncelenmelidir. İçinde keyif olmayan bir eğitim çocuklar için yorucu ve sıkıcıdır. Bu nedenle çocuklara yönelik her türlü eğitim planlamasında oyuna ve eğlenceye bol bol yer verilmelidir. Eğitimi keyifli hale getirmenin ilk adımı eğitim programına, ders saati ile birlikte mutlaka oyun saati koymaktır. Her iki saatlik eğitimin en az yarım saati oyuna ayrılmalıdır. Bu oyun saati teneffüslerden ayrı olarak planlanmalıdır. Eğitimi keyifli hale getirmenin ikinci adımı “oyunla öğretmek”tir. Bu adımda ders içeriğinin kendisi bir oyun içinde sunulur. Örneğin Kur’an harfleri çocuğa yap-bozlar ve boyamalar ile birlikte öğretilir. Namaz kılmak çocuğa, bir drama içinde anlatılır. İkinci adımın gerçekleşebilmesi için eğitimcinin önceden “Acaba ben bu konuyu bir oyun içinde nasıl anlatırım?” sorusunu kendisine sorması gerekir. Bu soru sorulduktan sonra uygun cevaplar mutlaka bulunacaktır. Tekrar hatırlatmak gerekirse eğer bir çocuk öğrenirken keyif almıyorsa, zorlanıyor demektir. Eğitim sürecinde çocuğu zorlanmak genelde tam tersi sonuçlar verir.

Sözü Görüntü ile Güçlendirerek Öğretmek

Çocukların zihinsel kapasiteleri kelimeleri alıp işlemlemede zorlanır. Bu nedenle sadece konuşma yoluyla çocuklara yeni alışkanlıklar kazandırmak zordur. Atalarımızın deyimi ile sözler çocukların bir kulağından girip öteki kulağından çıkabilecek bir özelliğe sahiptir. Çocuklar görsel imajlar yolu ile daha kolay öğrenirler ve öğrendiklerini daha iyi pekiştirirler. Çocuklara anlatılan konuları görüntüye dökmek çocuk eğitiminin en önemli şartlarından biridir. Namazı, orucu, cenneti, yardımseverliği sadece kelimelerle anlatırsak çocuklar bu kavramları öğrenmekte zorlanabilirler. Çocuğun öğrenmesi, edindiği bilgiyi zihninde canlandırması ile mümkündür. Bu görsel canlandırma model olan birisini izlemekle, bir hikâye, bir resim ya da bir video ile olabilir.

Çocuklara “Dürüst olun!” demekle birlikte, onun önünde dürüstçe davranışlar sergilemek daha eğiticidir. Ya da dürüstlük, bir hikâye ile çocuğun zihninde canlandırılabilir. Abdesti sadece anlatarak, sabırlı olmayı uzun nasihatler vererek çocuklara aktarmak zordur. Çocuk, kelimeleri zihninde pek tutamazken görüntüleri tutar ve tutulan bu görüntüler çocuğun hayatını şekillendirir.

Bu nedenle özellikle ahlak eğitimini (dürüstlük, cömertlik, sabır, vefa, tevazu vb.) çizgi filmler, resimler, gerçek hayattan örnekler, çocukların zihninde görüntüye dönüştürülen hikâyeler ve menkıbeler yolu ile desteklemek gerekir.

Somutlaştırarak Öğretmek

Anlatılan konuyu görüntüye dökmek, aynı zamanda bilginin somutlaştırılmasını da sağlar. Böylece çocuklar hem görüntü, hem de somutluk elde etmiş olur ve öğrenmeleri hızlanır. Hac ibadetini masa başında konuşarak anlatmak yerine bir Kâbe maketi ve oyuncak bebekler ile anlatmak daha doğrudur. Yemek adabını konuşarak değil de, örnek bir sofra kurup, canlandırma yaparak anlatmak çocuk için daha kalıcıdır. Bu konuya, çocuğun bilişsel gelişimi bölümünde geniş yer verilmiştir.

Öyküleme Yolu ile Öğretmek

Her zaman çocuklara video, oyuncak, kukla, drama gibi somut ve görsel malzemeler bulmak kolay olmayabilir. Bu noktada canlı öyküler eğitimcilere yardımcı olabilir. Çünkü çocuk öyküyü kendi zihninde hayal gücü ile canlandırarak görüntüye dönüştürebilir. Çocuklara özellikle karakter ve değerler eğitimi esnasında bol bol öyküler anlatılabilir. Geçmiş kültürümüz öykü, kıssa açısından oldukça zengindir. Hatta yaz kurslarında günlük programın bir kısmı sadece öykü ve kıssalara bile ayrılabilir.

Model Olma ve Taklit Yolu ile Öğretmek

Çocuk eğitiminin en etkili yollarından biri çocuğa doğru rol modellerle buluşturmaktır. Çocuklar en çok model alma ve taklit yolu ile öğrenirler. Eğitimcilerin, çocuktan bekledikleri davranışları çocuğun önünde yapması ve çocukların bu sahneyi gözlemlemesi öğrenmeyi hızlandırır. Eğitimcilerin anlattıklarını, bizzat kendilerinin yaşaması çocuk için en etkili öğrenme yöntemlerinden biridir.

Eğitimciler, çocuklara model olduğu gibi, onların içinden seçtiği iyi modelleri de öne çıkarabilir. Mesela, Kur’ân çalışmasında, bir harfin doğru okunuşunu eğitimci kendi telaffuz ettiği gibi, bu işi iyi yapan bir çocuğa da telaffuz ettirebilir. Çocuklar, istenen davranışı kendi önünde yapan birisini gördüklerinde o davranışı daha kolay yaparlar. Çocuğun önünde uygulayıcı model yoksa çocuk beklenen davranışı sergileyemez. Dürüst olması gerektiğini bilir ama nasıl dürüst olacağını bilemez.

Çocuğu iyi modellerle karşılaştırmak, iyi modelleri çocuğun yanına getirmek çocuklar eğitiminde kullanılacak en iyi yöntemlerden biridir. Bu modeller yaşayan kahramanlar olabileceği gibi, geçmişte yaşamış kişiler de olabilir. O kişilerin hayatlarından sunulan somut olaylar, çocuğun model almasını kolaylaştırır.

Yaşatarak ve Yaptırarak Öğretmek

Çocukların sözle birlikte görüntüler yolu ile öğrendiğinden bahsettik. Görüntüler çocuk için bir somutlaştırma görevi de görür. Model olmak, öykülemek ve oyun içinde öğretim aslında birer görüntü ile öğretme yöntemidir. Ancak tüm öğretim yöntemlerinin üzerinde bir yöntem vardır ki, o da yaparak-yaşayarak öğrenmektir. Örneğin abdesti anlatmak yerine resimlerle ve videolarla göstererek öğretmek daha güzeldir. Bunun bir adım ötesi, çocuğun önünde abdest alarak çocuğa rol model olmaktır. Bu sayede çocuk gerçekte bu işi yapan birine temas etmiş ve daha iyi öğrenmiş olur.

Ancak bu öğrenmenin de bir adım ötesi vardır ve o da çocuğun yanı başında durup, bizzat onun abdest almasına fırsat verip yaparak öğrenmesini sağlamaktır. Bu tarz bir öğretim birebir ilgiyi gerektirir. Namaz, dua gibi ibadetler yaptırarak ve yaşatarak öğretilebilir. Bir yardımseverliği yaparak-yaşatarak öğretmek istiyorsak, çocukları bir yardım faaliyetine katmak gerekir. Dürüstlüğü yaparak yaşatarak öğretmek için evde vazo kıran bir çocuğun annesine karşı dürüst olup “Ben kırdım anneciğim, özür dilerim.” dediği bir öyküyü çocuğun canlandırması sağlanabilir. Çocuğun öğrendiğini bir rehber ile birlikte deneyimlemesi, bunu defalarca tekrarlaması en kalıcı öğretim şeklidir.

Doğru eğitim yaklaşımlarını kısaca özetleyecek olursak diyebiliriz ki; çocuk eğitim sürecinde öncelikle eğlenmeli ve keyif almalıdır. Eğitim kelimelerde kalmamalı görüntülerle desteklenmelidir. Resim, video ve öykülerle görüntülerle dökülen eğitim çocuğun zihninde somutlaşır ve daha kalıcı olur. Eğitimi somutlaştırmanın en güzel adımı ise çocuğun önünde yaşayan bir rol model olmaktır.

Daha da ötesinde çocuğa anlatılan konuları bizzat kendisine yaşatmak ve deneyimletmek en etkili öğretim yöntemidir.

  1. B) SIKÇA YAPILAN ÖĞRETİM HATALARI

Yaz kurslarında doğru öğretim yöntemlerini kullanmak kadar, yanlış öğretim yöntemlerinden kaçınmak da önemlidir. Bu kısımda çocuk eğitiminde çok sık yapılan öğretim yanlışlarına yer verilmiştir.

Tehdide Dayalı Öğretim

Tehdit birçok insanın hoşuna gitmez. Birisi bize tehditle bir iş yaptırmaya çalıştığında o işi pek yapmak istemeyiz. Tehditte amaç, öfke ile karşıdaki kişinin kalbine korku salıp ona istenilen davranışı yaptırmaktır. “Eğer şunu yapmazsan, o zaman görüşürüz” demek bir tehdittir ve çocuk eğitiminde pek işe yaramaz. Üstelik aksi sonuçlar verebilir. Tehdit edilen kişi zorla istenilen davranışı yapsa da, o davranışı isteksiz ve geçiştirerek yapar. Bir süre sonra zorla yaptığı bu işe karşı nefret duyabilir. Çocuk eğitiminde tehdit yerine uyarı ve ceza kullanılabilir. Çocuklara, eğitim öncesinde kurallar güzelce anlatılabilir ve çocuklar ikaz edilebilir. Örneğin derste çocukların ayağa kalkmamasını isteyen bir eğitimci “Arkadaşlar, ders esnasında herkesin yerinde oturmasını istiyorum, herkes ayağa kalkarsa ders işleyemiyorum ve hepimizin dikkati dağılıyor. Biliyorum, çocuksunuz ve hareket etmek istiyorsunuz. Ben size hareket etmeniz için izin vereceğim. Ancak buna rağmen yerinizden izinsiz kalkıp gidip bir arkadaşınızı rahatsız ederseniz, o gün oynanan oyuna katılamayacaksınız.” Cümlesini kurabilir. Burada hem gerekçeli açıklama, hem bilgilendirme ve hem de ikaz vardır. Bu cümledeki ikaz bir cezayı da içermektedir. Ancak bu cümlede çocuğa açıkça korku verme niyeti yoktur, eğitimci hiddetli değildir. Amacı çocukları bilgilendirmek ve uyarmaktır. Bu cümle daha yapıcıdır ve çocukları incitmez. Bu nedenle çocuk eğitiminde tehdit yerine uyarı ve cezaya yer vermek daha isabetli olur.

Din eğitiminde yapılan en temel hatalardan biri, çocukları Allah ve Cehennem ile korkutarak, tehdit ederek çocukları dine ya da istenilen bir davranışa yöneltmeye çalışmaktır. “Namaz kılmazsan Allah seni yakar!”, “Kötü konuşursan cehennemde yanarsın!” gibi yaklaşımlar çocuklarda kaygı-korku oluşturur ve çocuk rahmeti olan bir Allah değil, yakan, kızan bir Allah inancına sahip olur.

Sevdiklerinden biri kötü konuştuğunda onun yanacağı kaygısı ile uykusuz geceler geçirebilir. Dinin kavramlarını kullanarak çocukları korkutmak, onlarda dine karşı olumsuz bir tepki oluşturabilir. Bu nedenle çocukların yanlışlarını Allah ve Cehennem ile korkutarak düzeltmekten vazgeçilmelidir. Çocuklarla iletişim kurarken negatif bir dil yerine pozitif bir dil kullanmak gerekir. “Yalan söylersen Allah seni sevmez.” demek yerine “Allah doğru sözlü olanları çok sever.” Demek daha doğru olur.

Duyguları Örseleyerek Öğretim

Çocuklar bazen eğitimcinin istediklerini yerine getirmezler ya da getiremezler. Bu durumda çocuklarla alay etmek, onları toplum içinde küçük düşürmek, eleştirmek, azarlamak çocukların duygularını örselemek anlamına gelir. Çocuk bu olumsuz duygusunu bulunduğu mekan, bilgi ve kişi ile eşleştirir. Daha sonra camiye, hocaya ve dini değerlere karşı olumsuz duygular besleyebilir. Bu nedenle eğitim süresince çocukların duyguların incitmemeye aşırı özen gösterilmelidir.

Ödülle Öğretim

Ödülün yanlış kullanımı en az ceza kadar çocuklara zarar verebilmektedir. Bu nedenle çocuklarda ödül kullanımına dikkat etmek gerekir. Ödül davranıştan öncesinde söylendiğinde, yani “Çocuğa şu kadar dua ezberlersen, şu ibadeti yaparsan sana şunu vereceğim” dendiğinde çocuk o davranışı yapar. Ancak dua ve ibadeti kendisi için değil, ödül için yapar. Ödül ön plana çıkarken dua ve ibadet geri planda kalır. Dua ezberlemek ve ibadet yapmak, ancak ödülle yapılacak zor bir iş halini alır. Bu nedenle ödülü davranıştan önce söyleyip çocukları teşvik etmek doğru değildir. Ödül iyi davranışın öncesinde söylenmemeli, iyi davranış ortaya çıktıktan sonra, bazen verilmelidir.

Eğitimci dua ve ibadet konusunda ödül vereceğini önceden söylemeden, bir çocuğun dua ezberlediğini gördüğünde, bu çocuğu ödüllendirebilir. Yani eğitimci çocuklarda görülen iyi davranışları yakalamalı ve yakaladığı bu iyi davranışları bazen sözle, bazen de küçük hediyelerle ödüllendirmelidir. Kursa erken gelen, dersine iyi çalışan, dersi dikkatle dinleyen, güzel not alan, eğitimciye yardım eden çocuklar, rastgele olacak bir şekilde öncesinde kendilerine ödül verileceği söylenmeden ödüllendirilebilir. Ancak bu ödüllendirme de sık sık olmamalıdır.

Ceza ile Öğretim

Ceza, çocuk eğitiminde en son kullanılması gereken bir yöntemdir. Çocuğa örnek olduktan, istenilen davranışları birlikte tekrarladıktan, çocuğun psikolojik yaralarını giderdikten, güzel dille ikaz ettikten ve olumlu davranışları ödüllendirildikten sonra, hiçbir sonuç alınamıyorsa o zaman ceza yöntemi gündeme gelebilir.

Çocuklara verilen ceza şiddet içeremez. Şiddet, fiziksel, sözel ve duygusal şiddet olarak üç çeşit olabilir. Fiziksel şiddet, çocuğun bedenine zarar vermeyi içerir ve tasvip edilemez. İkinci şiddet çeşidi hakareti, alayı, küçümsemeyi içine alan sözel şiddettir ve çocuklara sözel şiddet de uygulanamaz. Üçüncü şiddet çeşidi duygusal şiddettir, çocukların duygularını ezmek, rencide etmek, istismar etmek anlamına gelir ki bu da tasvip edilmez. Çocuklara verilebilecek tek ceza “kısa süreli mahrumiyet” olabilir. Örneğin tüm uyarılara rağmen dersin akışını bozan, arkadaşlarına vuran bir çocuğa bir günlük grup oyunlarına katılmama cezası verilebilir. Burada çocuğun oyuna katılma hakkı bir günlüğüne elinden alınmıştır. Çocuklara verilen herhangi bir mahrumiyet cezası bir günü geçmemelidir. Mahrumiyet cezası, yemek, içmek, uyumak, sevgi gibi temel ihtiyaçlarla alakalı da olmamalıdır.

Tekrar belirtmek gerekir ki, arkadaşlarına vuran bir çocukta cezayı kullanmadan önce diğer tüm yöntemleri denemiş olmak gerekir. Çocuğa vurmanın kötü olduğunu anlatmak, iyi geçinmek üzerine öyküler anlatıp videolar izletmek, çocuğu bazı derslerde yanımıza alıp kontrol altında tutmak, arkadaşlarına vurmadığı günlerde onu takdir etmek, yanlış davranışları için gün sonunda onu bir kenara çekerek güzel dille uyarmak, tüm bunları yaparken sevgi ve şefkatle yaklaşmak diğer yöntemlerdir ve öncelikle bu yöntemler kullanılmalıdır. Tüm bu yaklaşımların sonucunda sınırları çok zorlayan çocuklara mahrumiyet cezası verilebilir. Ancak verilen ceza bir günü geçmemesine ve herkesin önünde uygulanmamasına özen gösterilmelidir. Örneğin, oyuna katılmama cezası alan bir çocuk, oyun öncesinde evine gönderilebilir. Arkadaşları oyun oynarken çocuğu kenarda bekletmek, onu toplum içinde cezalandırmak anlamına gelir ve bu, çocuğun duygularını rencide eder. Bu nedenle, çocuklara toplum içinde ceza vermekten kaçınılmalıdır.

Çocukların bazı olumsuz davranışları (tırnak yeme, alt ıslatma, izinsiz eşya alma, aşırı hareketlilik) psikolojik bir yaranın sonucu olabilir ve bu davranışlar tek başına mahrumiyet cezası ile söndürülemez. Bu konuda uzmanlara danışmak gerekebilir. Kısacası, ceza çocuk eğitiminde en son müracaat edilecek bir yöntemdir ve ancak mahrumiyet cezası şeklinde olabilir.

EĞİTİM ve ÖĞRETİM MEKÂNI

Eğitim öğretim, insanla ilişkili olduğu kadar mekânla da ilişkilidir. Mekân, eğitime ruh katan, eğitimi verimli ya da verimsiz hale getirebilen önemli bir unsurdur. Bu nedenle eğitimin öncesinde mekânsal düzenlemeler yapmak hem eğitimcilerin hem de eğitim planlayıcılarının ana görevlerinden biridir.

Çocuklar oyunu ve hareket etmeyi severler. Bu nedenle çocukların eğitim göreceği mekânlar harekete imkân tanıyan, içinde oyun alanı bulunduran mekânlar olmalıdır. Küçük bir odada birçok çocukla yapılan eğitimin verim düşük olur. Çünkü çocuk bu mekânda yeteri kadar hareket edemez ve oynayamaz. Camiler geniş hareket imkânı sunması, bahçesinin bulunması nedeni ile eğitim için uygun mekânlardır.

İnsan beyni, insanın vücuda aldığı oksijenin önemli bir kısmını kullanır. Öğrenme faaliyeti direk beyinle ilişkilidir. Bu nedenle eğitim mekânın bol oksijen alması, teneffüs aralarında mekânın havalandırılması öğrenme açısından önemlidir. Din eğitimi maneviyat ile ilgili bir konudur. Nasıl ki spor eğitimlerinin sporla ilgili bir alanda yapılması uygunsa, din eğitimlerinin de manevi havası bulunan yerlerde yapılması daha uygundur. Camiler, eski medreseler, külliyeler bu açıdan eşi bulunmaz mekânlardır. Zaruret olmadıkça okul binalarının yaz kursları için kullanılmaması önerilir.

Eğitim mekânındaki oturma düzeninin çocukların birbirinin yüzünü görecek şekilde ayarlanması mekânla ilgili diğer önemli bir düzenlemedir. Birbirinin ensesini değil yüzünü gören çocuklar daha az düzeni bozan davranış sergilerler ve daha etkileşim içinde olurlar. Bu da eğitim verimini arttırır. Mekânın bir kısmının okuma kısmı ve kütüphane bölümü olarak da düzenlenmesi faydalı olur. Çocukların tek başına kitap okuyabileceği, farklı kitapları inceleyebileceği, araştırma yapabileceği bir alan çocuklara birçok açıdan fayda sağlar. Okuma alanının yanında, masa tenisi, satranç gibi çeşitli oyun alanlarının da bulunması eğitim mekânını zenginleştirir.

ÖZET ve SONUÇ

Ülkemizde yaz aylarında okulların kapanması ile birlikte milyonlarca çocuğu ilgilendiren yeni bir eğitim-öğretim dönemi başlamaktadır. Bu da camilerde ya da farklı mekânlarda verilen İslam dini eğitimidir. Çocuklara yönelik yapılan her türlü çalışma şüphesiz özenle planlanmalıdır. Çocuklarla çalışacak kişiler ise özenle seçilmelidir.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,