Şefkat Hastalığı

103. Sayı Aile Mektebi

 

“Anneciğim ben nasıl dünyaya geldim?” diye soruyor çocuk.

Hiç beklemediği bu soruya, kısa bir duraksamadan sonra cevap veriyor anne:

“Evladım bir gece yastığımın altına şeker koymuştum, sabah kalktığımda bir de baktım, ne göreyim? Sen vardın!”

“Tamam, anladım” dercesine başını sallayan çocuk, o gece yatarken yastığının altına bir miktar toz şeker koyar. Sabah kalkar kalkmaz, heyecanla yastığını kaldırır. Bir de ne görsün? Şekerlerin üzerine üşüşmüş yüzlerce karınca. Canı sıkılır, hiddetle başını sağa sola sallayarak der:

“Ben size ne yapacağımı bilirdim ama baba yüreği işte dayanmıyor.”

Şaka bir yana ama işte böyledir “şefkat”! Her türlü fedakârlığı sahibine yaptırır. Özellikle anneler! Evet, şefkat kahramanlarıdır onlar. İcap etse evlatları için canlarını feda etmeye kadar gidecek her türlü fedakârlığı yaparlar; karşılığında hiçbir şey beklemezler. 17 Ağustos depreminin enkazında şahit olduğum bazı şefkat tabloları, bugün bile düşündükçe beni hala duygulandırır; yüzükoyun yavrularının üzerine, onları korumak içgüdüsüyle kapaklanmış anneler!

Zannımca, şefkatlerinin neticesi olan büyük fedakârlıkları sebebiyledir ki, “Kendisine iyilik yapılmaya en layık kişi kimdir Ey Allah’ın Resulü?” diye soran bir sahabeye, Rahmet Peygamberi, “Annendir!” diye cevap veriyor. Ve bu cevabını üç defa tekrarlıyor. Dördüncüsünde de: “Babandır!” diye buyuruyorlar.

Ne tılsımlı bir iksir, ne mübarek bir ilaç bu şefkat! Fakat her ilaç gibi dozajını aşmaması gerekiyor. Yoksa dikkat! İlaçken zehir olabilir. Nasıl mı? Şöyle:

Bir anne düşünün ki evladını çok seviyor. Evet, doğru, her anne evladını sever. Ama bu anne evladını o şefkat sâiki ile bir an olsun yanından ayırmak istemiyor. Çevresindeki akl-ı selim insanlar gibi akıl ve kalbi de ona “Bu çocukcağızı tatil zamanlarında manevi eğitimini alması için Kur’an Kurslarına gönder” diye telkin ediyor ama şefkat duygusunun taşkınlığı baskın gelip “Ben yavrumun ayrılığına dayanamam!” dedirterek bu büyük hayırdan onu alıkoyuyor. Ne dersiniz,  sizce bu tavır çocuğa karşı gerçekten şefkat midir, yoksa şefkat ambalajında aslında annenin kendi menfaatini düşünmesi midir? Bunu yapan annenin, iyi beslensin diye evladının beynini çıkarıp ona yedirmeye çalışan bir anneden ne farkı kalır? Çünkü hakiki şefkat, çocuğun dünyası kadar ebedi hayatının rahat ve huzurunu da o ana babaya düşündürtmelidir!

Bir başka misal: Bir talebem vardı üniversitede okuyan; elinden hiçbir iş gelmezdi. Kendi yattığı yatağını toplamaktan acizdi. Acıksa bir makarna yapıp yiyemezdi, çünkü bilmiyordu. Çamaşırlarını makinaya koyup çalıştırmayı çok sonraları arkadaşları öğrettiler. “Niye böyle?” diye kendisiyle konuştuğumuzda anladım ki anne babası çok sevdiklerinden(!) çocuğa hiçbir iş yaptırmamışlar. Evde yatağını daima annesi toplamış, odasını o süpürmüş, bir yumurtanın nasıl kırılacağını bile göstermemiş ona. Çünkü annesi zaten ne için varmış ki! Su içmek için kalkınca babası “Evladım sen rahatsız olma!” der gider suyunu getirirmiş. Bir süre sonra hasbelkader gurbete gidilip de ana babanın koruma kalkanı kalkınca, alın size, ne yapacağını bilemeyen, elinden hiçbir iş gelmeyen, sorumluluk alamayan ürkek bir çocuk. Nerede bu anne babanın tavırları, nerede çocuğa gerçek şefkat? “Merhametten maraz doğar” sözü bu durumu anlatıyor olsa gerek!

Bir yazar, “Çocuğa küçük şeylerden zevk almasını öğreten, ona büyük bir servet bırakmış olur” der. Bir başkası ise “Bir çocuğa her istediğini vermekle ona can sıkıntısı aşılamış olursunuz” derken tatminsizliği nazarımıza verir. İstediği her şeye kolay ulaşan, küçük başarıları büyük karşılıklarla ödüllendirilen bir çocuk, bir süre sonra doyumsuz bir hale gelir. Elindekiyle yetinmeyi bilmez, kıymetini takdir etmez, kolay ulaştığından elindeki şey her ne ise onun için kıymetsizdir. Bir filozofun şu sözü ibretlidir: “Bir ite ve bir çocuğa her istediği şeyi verirseniz, sonuçta çok iyi bir itiniz ve çok kötü bir çocuğunuz olur.” “Çocukluk mantığın uykusudur”, onlar her şeyi isteyebilir ve isteyecektir de. Fakat onları tatlı bir şekilde frenlemenin ve olması gerekene ikna etmenin de bizim vazifemiz olduğunu ana babalar olarak unutmayacağız.

Ve yine unutmayacağız ki ana babalar olarak görevimiz, çocuklarımızın karınları ile birlikte onların kalplerini de doyurmaktır.

Şefkatin, insanın dalaletine nasıl sebep olduğunu da bir sonraki yazımızda paylaşalım.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,