KALBİMİZ AĞLIYOR MU, AĞRIYOR MU?

103. Sayı Aile Mektebi

 

Çok değerli dostlar, bu ayki yazımızda sizinle son gözlemlerimi paylaşmak istiyorum.

Son bir ayda birkaç şehirde programlar yaptım. İstanbul, Antalya, Çanakkale, Manisa ve Zonguldak. Binlerce güzel insanla tanıştım. Gözlerinde medet bekleyen binlerce güzel insan… Tüm bu şehirlerdeki programların ortak konusu hiç kuşku yok ki İÇİMİZE YOLCULUK.

Bunu belki de en iyi anlatanlardan Merhum Necip Fazıl şöyle ifade ediyor;

 

Ne yalanlarda var, ne hakikatte,

Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.

Boşuna gezmişim, yok tabiatte,

İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

 

Bu yazının konusu “İçimize Yolculuk”. Bir başka deyişle, psikolojik derinliğimiz. Bu sayıda öyle bir iç yolculuğa çıkalım ki, yine Necip Fazıl’dan aldığımız dersle Fikir Çilesine girelim ve diğer tüm çilelerden azad olalım.

 

Akrep, nokta nokta rûhumu sokmuş,

Mevsimden mevsime girdim böylece.

Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,

Fikir çilesinden büyük işkence.

 

Çok fazla seküler (dünyevi) (ehl-i dünya) bir yaşam çevremizi kuşatıyor. Bu, Yeni Türkiye’nin yan etkisi. Avrupa da yıllar önce böyle başlamıştı. Sömürgelerle başlayan ve 2. Dünya Savaşı sonrasında büyük bir hızla devam eden iktisadi kalkınma hamlesi, tüm Avrupa’da seküler bir yaşam doğurmuştu. Şimdi Avrupa kendi doğurduğu bu yılanın zehri ile ölüyor. Yanlış okumadınız, ölüyor. Maddi genişlik, alt zihin gruplarının yüksek olduğu genel nüfus oranlarında her zaman ters teper. Yeterli zihinsel kalkınmayı başaramayan geniş nüfus kitleleri, yetersiz zihin kalıplarıyla sekülerizmin baskısı altında, “Memnun Görünümlü Zavallı” rolünü yaşamak zorunda kalırlar.

Şimdi aynı şey Türkiye için geçerli ne yazık ki. Lütfen bu yazıyı okuduktan sonra, sizden hassaten rica ederim ki, Yeni Şafak Gazetesinden Yusuf Kaplan’ın son altı aylık yazılarını da okuyunuz. Yusuf Kaplan özetle der ki; “Böyle giderse 50 sene sonra Türk diye bir şey olmayacak”. Yusuf Kaplan, bilmeyenler için söylemek istiyorum ki; Türkiye’nin yaşayan filozofudur. Lütfen takip ediniz.

Ben şahsen Üstatlarımızdan aldığımız terbiye ve eğitimle bilirim ki; dünya işleri ile ahiret işleri birbirinden ayrılmazlar. Âdâtının dahi ibadet olduğu fikri bizim medeniyetimizin ve de bizim aldığımız kültürün icabıdır. Kaldı ki bunu içselleştirmiş olmaktan dolayı da şükran duygusu içerisindeyiz, hamdolsun.

Şimdi gelelim asıl meseleye. Büyük insan, halen daha içimizde yaşayan filozof, o kocaman kafasını ve yüreğini anlayamadığımız, sadece taassubi bir refleksle yandaşlığını tercih ettiğimiz, taraftarvari bir tutum sergilediğimiz üstadımız Bediüzzaman Hazretleri, Allah şahidim olsun ve de tüm hücrelerimle haykırarak söylemek istiyorum ki, tüm içimizi ısıtacak ve de aydınlatacak bir projeksiyon yakıp elimize vermiş. Ve ne yazık ki, o projeksiyonu kullanma becerisinden yoksun bizler, yana yakıla şu dünyadaki coşku dolu yaşamı ıskalıyoruz ve adeta arabeskin bir başka versiyonunu yaşıyoruz.

 

Ferdi Tayfur’dan;

“N’oldu Allah’ım n’oldu?

Arayıp beni buldu.

O da senin kulundu,

Yaktı beni.”

 

Kayahan’dan;

“Allah’ım, neydi günahım!”

Şarkıları gibiyiz.

 

Neden?

Çünkü, yaşamı çözemiyoruz. Neden? Çünkü yaşamı çözmek için seküler bakıştan kurtulamıyoruz. Genel, yöresel ve töresel bakıyoruz. E kardeşim herkes böyle. Oysa Lippmann diyor ki; “Bir ülkede herkes aynı şeyi düşüyorsa, o ülkede hiç kimse hiçbir şey düşünmüyor demektir”.

Oysa Bediüzzaman ne diyordu; “İnsanın vazife-i fıtriyesi talim ve taallümdür.”

Yaşadığımız olaylara düz mantık baktığımız için de doğru analiz yapamıyoruz. Doğru neticeye ulaşamıyoruz. Çünkü yine Üstad der ki; “Kainat kapıları zahiren açık, batinen kapalıdır”.

İçimize yolculuk yapmanın zamanı geldi sevgili dostlar. Dış dünya ile çok haşır neşir olduk. Bu da acı sonuçlar doğurdu.

Anlaşılması gerekir ki, acılarla kendimizi, mutlu olarak da hayatı keşfederiz. Amma bir ön şart var o da; doğru analiz yapacak kadar bir havsala lazım gelir. Zihinsel yetersizlik en büyük yoksunluktur.

Biliyor musunuz, seküler refleksler içimizde kocaman bir boşluk oluşturur. İçinize en son ne zaman baktınız? Nereniz ağrıyor? Hiç boş yere kendinizi yormayın. Ben söyleyeyim size; “Kalbimiz ağrıyor”! Yanlış mı? Tam hakikat vallahi!

Mutsuz kişi günah işleme eğiliminde olur. Mutlu olmanın en ön şartı insani ve beşeri anlamda özel ilişki içinde bulunduğumuz insanlarla aramızdaki sevgi ilişkisidir. Eşimizden, anne ve babamızdan, iş arkadaşları, akraba ve sosyal yaşantımızda olan insanlarla iyi ilişki ve iletişim bizi ruhsal ve duygusal anlamda besler.

Yeterli beslenmeyen herkes bir çeşit sorun yaşar. Bu da öyledir. Duygusal ve ruhsal beslenme öyle önemli ki! İçimize, ta derinlerimize baktığımızda bir yerlerimizin acıdığını, bu acının da sadece aile içindeki sevgi iletişimi ile şifa bulacağını biliyor muyuz?

Somut acıların şifası da somut ilaçlardadır. Soyut acıların şifası da soyuttur. İçimizdeki acı bir bakıma soyuttur. Onun çaresi de yine soyut sevgidir. O soyut sevgi bize inanılmaz bir somut doygunluk hissi yaşatır.

İnsanların tüm sorunlarının temelinde psikolojik yoksunluklar yatıyor. Aile içinde sevgi ile yaşıyorsanız, karı koca mutlu ise çocuklar da mutlu, yani aslında siz cennet hayatı yaşıyorsunuz demektir. Aile içerisinde sevgi yoksa mutlu değilsinizdir yani aslında siz cehennem hayatı yaşıyorsunuz.

İnanın 5 dakika mutlu olmak trilyonlarla bile ölçülemez. Önce en çok kendi içinize sonra da aile içinize bakınız. Bakın ki içiniz güzel olursa işiniz de güzel olur.

 

 

 

 

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,