EZAN SESİNİ DUYABİLMEK

103. Sayı

 

Ezan, Cumhuriyet kurulduktan sonra 18 sene boyunca Türkçe okunmuştur. 1950 Türkiye genel seçimleri sonrasında, Demokrat Parti Türkçe ezan ile ilgili olarak çalışmalara başladı. 14 Haziran günü gazetelerde açıklanan çalışmalar 16 Haziran günü kabul edilmiştir. Türkçe ezan yasaklanmamış, ezan asli dili ile okunması serbest bırakılmıştır. Ezanın asli dili ile okunması serbest bırakıldığı gün Bursa’da bir camide 7 defa Arapça olarak ikindi ezanı okunmuştur.

Geçenlerde, engelli vatandaşlarımızla ilgili güzel projelere imza atan ve gözleri görmeyen bir dernek başkanının anlattığı bir hâdise beni derinden etkiledi. Kulakları duymayan ve dolayısıyla konuşamayan ancak buna rağmen Kur’an okumayı öğrenen bir grup Kur’an sevdalısı, bu dernek başkanı beyefendiyi ziyaret ediyorlar. İçlerinden birisi tercüman vâsıtasıyla, dernek başkanına şunları söylüyor: “Gözleriniz görmediği için elbette ki, bir kısım güzelliklerden bu dünyada istifade edemiyorsunuz ancak o kadar nasiblisiniz ki, kulaklarınız ezan sesini duyabiliyor. Ben şimdiye kadar hiç ezan sesi işitmedim.”

Bedîüzzaman Hazretlerinin Mustafa Paşa’ya söylediği “Kılıç kesmez, el keser” sözünden ilhamla şunu söyleyebiliriz ki sarf edilen sözlerin tesiri, büyük nispette söyleyenden kaynaklanıyor. Bazen aynı sözü başkası söylese size çok tesir etmeyebilirken, olması gereken zamanda ve söylemesi gereken kişi tarafından söylenince sözün tesiri kat kat artıyor. Yukarıdaki hâdisede de aynı durumla karşı karşıya kalıyoruz. Her gün rahat bir şekilde dinlediğimiz ve hatta kimi zaman alışkanlıktan farkında bile olmadığımız bir nimettir ezan sesini dinleyebilmek ve duyabilmek. Böyle bir nimetin ne kadar mühim olduğunu anlayabilmek için de bazen bizi manen sarsacak ve kendimize getirecek sözlere ve hadiselere ihtiyaç duyabiliyoruz.

Günümüzde, kimi kulaklar ezanı dinlemenin hasretiyle yanıp tutuşurken; ne yazık ki, kimi kulaklar da ezan sesinden rahatsız olmaktadırlar. Bu vaziyet, âhir zamanda yaşadığımızın farkına bir kere daha varmamızı sağlıyor. Ezan, bize günde beş defa Rabbimizi ve imanımızı hatırlatmaktadır. En büyük farz vazifelerimizden biri olan namaza davet etmektedir. Bizzat Peygamber Efendimizin (sav) uygulamalarıyla hayata geçirilmiş, İslâm dininin şeâirinden ve sembollerinden biridir. Onun bu sembol özelliği sebebiyle, ehl-i dalâletin İslâm’a karşı olan projelerinin başında ezanı susturmak gelmektedir. Bu sebeple hem ezan-ı Muhammedî’ye sahip çıkmalıyız, hem de elimizdeyken kıymetini bilip, bu nimetinden ötürü Rabbimize çokça hamd etmeliyiz.

Her Bir Nimet İçin Şükür

Ezan sesi özelinde ifade ettiğimiz bu husûs, bizim için zamanla sıradanlaşan bütün nimetler için geçerlidir. Yağmur yağdırılmadığı zaman suyun, çok kar yağıp havalar çok soğuyunca sıcağın, havalar çok ısınınca serinliğin, ihtiyarlayınca gençliğimizin, hasta olunca sağlığımızın ve daha nice, zamanında sahip olduğumuz ancak elimizden çıkınca kıymetlerini anladığımız nimetlerin şükrünü elimizdeyken eda edebilmek… Veya ehemmiyetinin farkına varamadığımızdan dolayı bizim için zamanla sıradanlaşan nimetler için de şükredebilmek…

Mün’im-i hakikinin bize verdiği hiçbir nimet, basit ve ucuz değil. Biz hiçbirini kendi başımıza yapamayız. Cenâb-ı Hakk bizi nimetlendirecek ki; bu nimetlere kavuşabilelim. Öyleyse, kendi başımıza zerresine bile malik olamadığımız bu nimetlerin tamamı için devamlı bir şükür ve hamd hâli içinde olmak zorundayız. Sözler Mecmuası 1. Söz’de ifade edildiği gibi, bu nimetlere mukabil Cenâb-ı Hakk’ın bizden istediği fiyat şükürdür. Üstelik şükretmek bizim fıtratımıza da hiç ters değil. Her gün birçok insana nezaketen teşekkür ediyoruz. Hâl böyleyken, her şeyin hakiki sahibi olan Cenâb-ı Hakk’a şükretmek ve hamd etmek hiç de zor olmasa gerek.

Tahmîdiye

“Çoktan beri benim husûsî bir virdim ve hiç kaleme alınmayan ve mesleğimizin dört esasından en büyük esası olan şükrün en geniş ve en yüksek mertebesini ihata eden ve bende çok def’a maddî ve ma’nevî hastalıkların bir nev’i şifâsı olan ve İsm-i A’zam ve Besmele ile dokuz âyât-ı uzmâyı içine alan ve on dokuz def’a şükür ve hamdi a’zamî bir tarzda ifade ile tahmîdâtın adedleri ile o eşyânın lisân-ı hâl ile ettikleri hamd ü senâyı niyet ederek, o hadsiz hamdlerin yekûnünü kendi hamdleri içine alarak azametli ve geniş bir tahmîdnâme ve teşekkürnâme bulunan ve Sekîne’deki Esmâ-yı Sittenin muazzam yeni bir dersidir. (Kastamonu Lâhikası Sayfa: 334)”

 

Bedîüzzaman Hazretlerinin bize Kastamonu Lâhikasında yukarıdaki satırlarla tanıttığı ve Büyük Cevşen’e dâhil edilen Tahmîdiye Duası, hamd ve şükre önem verenlerin devamlı okuması gereken dualar arasında yer almaktadır. Tahmîdiye duasında bize verdiği şu nimetler için Rabbimize hamd ederiz:

– Allah’a ve birliğine, her bir ismine ve her bir sıfatına iman etmeyi bizlere nasib ettiği için,

– Hazret-i Muhammed’in (sav) Peygamberliğini ve ona iman etmeyi bizlere nasib ettiği için,

– Kur’an’ı ve ona iman etmeyi bizlere nasib ettiği için,

– İman, Kur’an ve İslâm nimetlerini bizlere nasib ettiği için,

– Türlü türlü yiyecek ve nimetlerini bizlere nasib ettiği için,

– İman, Kur’an ve Risâle-i Nur nimetleri ile Leyle-i Kadir, Mi’râc, Berâet ve Regâib nimetlerini bizlere nasib ettiği için,

– İman nimetini ve âlemlerin Rabbinin razı olduğu İslâmiyet nimetini bizlere nasib ettiği için,

– Cenneti ve ona iman etmeyi bizlere nasib ettiği için,

– Bize ihsan ettiği her bir nimet için…

Tahmîdiye duasından da açıkça anlıyoruz ki; hamd ederken önceliğimiz bize verilen en büyük nimet olan iman nimetine yönelik olmalıdır. İman nimetinin ardından bize verilen her bir nimet için Rabbimize hamd etmek ve şükretmek de öncelikli vazifelerimizdendir.

Yaptığımız her bir ibadette hamdden bir hisse vardır mutlaka. 9. Söz’de, namazın manasını ve çekirdeğini meydana getiren üç şeyden birinin şükür olduğu ifade edilmektedir. Bu durumu diğer ibadetlerde de görmekteyiz. Yine Kur’an’ın özü ve giriş kapısı olan Fatiha Suresinin, Besmeleden sonra hamd ayeti ile başlaması, bu duruma güzel ve latif bir örnek teşkil etmektedir.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,