Liderde Olması Gereken Özellikler

102. Sayı

“İnsanlar yüzlük deve katarı gibidir. İçlerinde (istediğin özel­liklere uygun) binecek bir deveyi neredeyse bulamazsın” (Buhari, Kitabu’r-Rikak, Bab, 35)

Halifelik “Din ve dünya işlerinde peygam­bere vekillik yapmak üzere Müslüman hal­ka başkanlık etmektir.” Aslında bu tarif yalnızca halifenin değil, küçük veya büyük herhangi bir Müslüman gurubun başı, li­deri olan kimselerin de tarifidir. Zira her lider başı olduğu gurubun din ve dünya işlerine başkanlık yapmaktadır. Bu yönüyle bir halifede aranan ilim, takva, güzel ahlak, siyaset, idare kabiliyeti ve adalet vasıfları Müslüman liderde de olmalıdır. Bu özel­likleri ele alalım:

Müslüman lider İslami bilginin yanında, ya­şadığı çağın özelliklerini de bilmelidir. Bir doktor yalnızca ilaçları bilmekle doktor­luk yapamaz. Hastalıkları bilmesinin yanında, hastaları tedavide doğru teşhis koymalı, te­davi yollarını da bilmelidir. Nasıl dok­tor, bu iki özellik olmadan doktorluk ya­pamaz ise Müslüman lider de Kur’ân ve Sünneti bilmekle beraber, çağını da çok iyi bilmelidir.

İlim Müslüman liderde olması gereken en mü­him özellik, ilimdir. Allah, Âdem (as)’ı ar­za halife kılacağını söyleyince melekler, iti­raz etmişlerdi. Allah da Âdem (as)’ın hila­fete layık olduğunu ilmi üstünlüğünü izhar ederek göstermişti. Madem ilim Âdem (as)’ın arza halife kılınmasının en mühim özelliğidir, öyleyse Müslümanların başına geçecek şahsın da ilim yönünden diğer insanlardan üstün olması zaruridir. Peygamberler içerisinde Davud ve Süley­man (as) aynı zamanda hükümdar idiler. Onlar hakkında şöyle buyrulur: “Yemin olsun ki biz Davud’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar da “Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a hamd olsun” dediler.” (Neml, 15) Onların bu hamdi kendilerine verilen ilmin, hüküm­darlıktan daha üstün olduğunu gösterir. Peygamberimiz (sav) gazveye göndereceği bir birliğin her bir ferdine Kur’ân’dan ne kadar sureler bildiklerini soruyordu. Onların en gençlerinden birisi “Şu ve şu sureleri bir de Bakara Suresini biliyorum” dedi. Resûlüllah (sav): “Bakara Suresini de biliyor musun?” dedi. Genç “Evet” dedi. Peygamberimiz “Git! Onların komutanı sensin” buyurdu.[1] Kur’ân bilgisi komutanlıkta bir tercih un­suru olduğuna göre, yöneticilik konu­sunda daha çok tercih unsuru olmalıdır. Müs­lümanlara liderlik yapan şahıs, Pey­gam­bere vekâlet ediyor demektir. Kur’ân ve Sün­neti bilmeyen birinin de vekâlet yap­ma­­sı düşünülemez. “Âlimler, peygamberlerin va­­ris­leridir” hadisi, Müslüman liderin âlim olması gerektiğini göstermektedir. Taberani İbn-i Abbas (ra)’den Peygambe­rimiz (sav)’in şöyle dediğini rivayet etmiş­tir: “İçlerinde Allah’ın kitabını, Resûlünün Sünnetini daha iyi bilen kimsenin bulun­duğunu bildiği halde (onu bırakıp da) başka birini idareci yapan kimse, Allah’a, Resûlüne ve bütün Müslümanlara ihanet etmiş olur.” Halifeliğin şartlarından bahseden kelam ki­tapları, halifenin müctehid olmasını şart koşmuşlardır.[2] Müctehid olmanın zor­lu­ğunu göz önüne alan bazı âlimler, hali­fenin müctehid olmasa da, Kur’ân ve Sün­net hakkındaki bilgisinin toplumdaki ins­anların en yükseği olması gerektiğine dikkat çekmişlerdir. *** İslam âlimleri, “İlm ü hal farzdır” demiş­lerdir. Bununla da her insanın hangi hal üzere ise o hal ile ilgili ilmi öğrenmesini kastetmişlerdir. Örneğin, doktor, doktor­luk ilmini ve İslam’ın doktorlukla ilgili hükümlerini, tüccarın ticaretle ilgili İsla­mi hükümleri bilmeleri farzdır. Her in­san meşgul olduğu meslekle ilgili İslami hükümleri öğrenmekle mükelleftir. İdareci­lerde idarecilikle ilgili İslami bilgileri bil­mek zorundadırlar. Müslüman lider İslami bilginin yanında, ya­şadığı çağın özelliklerini de bilmelidir. Bir doktor yalnızca ilaçları bilmekle doktor­luk yapamaz. Hastalıkları bilmesinin yanında, hastaları tedavide doğru teşhis koymalı, te­davi yollarını da bilmelidir. Nasıl dok­tor, bu iki özellik olmadan doktorluk ya­pamaz ise Müslüman lider de Kur’ân ve Sünneti bilmekle beraber, çağını da çok iyi bilmelidir. Takva

“Ne irfandır veren ahlaka yükseklik, ne vicdandır.

Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                         Mehmed Akif

Müslüman lider, Allah’tan korkmalı, mut­taki olmalı, Allah’ın emir ve yasaklarına son derece riayet etmelidir. İmam Gazali, hilafetin şartlarını sayarken veranın, yani şüpheli şeylerden kaçınma hasletinin en mühim şartlardan biri olduğunu söyler. Der ki: “Bu sıfat, üzerinde en fazla durulmaya layık olanıdır. Sıfatların en yücesi, en büyüğü ve en önemlisidir. (…) Vera, esastır, asıldır. Bütün işler onun üzerinde dönüp durur. Allah, korusun bu sıfata halel gelse imametin (halifeliğin) gerçekleşmesi için yapışılacak kulp kalmaz.”[3] Kur’ân’da şöyle buyrulur: “And olsun ki Zikir’den (Tevrât’tan) sonra Zebûr’da da: “Muhakkak ki, yeryüzüne sâlih kullarım vâris olacaktır” diye yazmıştık. Şübhesiz ki bunda ibadet eden bir kavim için kâfi (bir nasihat var)dır.” (Enbiya, 105, 106) “Şüphe yok ki Allah katında en değerli olanınız, en muttakiniz (O’ndan en çok korkanınız)dır.” (Hucurat, 13) “Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, nefsinin arzusuna uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye itaat etme.” (Kehf, 28) *** Müslüman lider, Kur’ân’a hizmet için var­dır. Bu hizmet ise Kur’ân’a muhalefet ede­rek olmaz. Kur’ân’da şöyle buyrulur “Sizler başkalarına iyiliği emreder de kendinizi unutur musunuz?” (Bakara, 44). Bu ifade açıkça, söylediği şeyleri yaşamayanları kö­tüler. İslamiyet’te bilgi-amel ayrılığı kabul edilmez. Lider, ilim sahibi olmakla beraber, aynı zamanda ilmiyle amel etmeli, İslam’ı yaşamalıdır. Müslüman lider, etrafındaki insanlar tara­fından, model olarak algılanan insandır. Bir insanın hem model olup hem de bu model olmanın özelliklerine muhalefet etmesi birbiriyle çelişen bir durumdur. Muaz (ra), şöyle der: Peygamber (sav)’e “Ya Resûlallah! Bizim üzerimizde idareciler olsa ve onlar Senin Sünnetine göre hareket etmezlerse Senin emirlerini tutmazlarsa onlar hak­kında bize ne buyurursun?” dedim. O da “Allah Azze ve Celle’ye itaat etmeyene itaat edilmez” buyurdu.[4] *** İslam’ın örnek liderleri olan dört halifenin hepsi de Allah’tan korkan insanlardı. Hz. Ebu Bekir (ra)’ın “Keşke kesilen bir ağaç olsaydım. Ne olaydı hayvanların yiyeceği bir ot olsaydım” dediği rivayet edilir. Bir gün bir bahçeye uğradı, orada yatmakta olan bir hayvanı görünce içini çekerek şöyle dedi: “Sen ne kadar rahatsın; yiyorsun, içiyorsun, ağaçların gölgesinde dolaşıyorsun. Ahirette de hesaba çekilmeyeceksin. Ne olaydı, Ebu Bekir de senin gibi olsaydı.” Hz. Ömer (ra)’ın Kur’ân’dan bir ayet duy­duğu vakit bayılıp düştüğü anlatılır. Al­lah korkusundan dolayı o, “Anam beni doğurmasaydı” derdi. *** Liderler, emirleri altındaki insanları kontrol eder, disiplin altında tutarlar. Fakat onların da kontrol edilmesi gerekir. Yabancı bir yazar “Kontrol edenleri kim kontrol ede­cek?” diye sorar. Bu gerçekten önemli bir sorudur. Müslüman bir lideri kontrol al­tında tutacak en mühim şey, Allah kor­kusudur. Allah’tan korkan bir liderin, me­suliyet anlayışı olur. İdareci olmak, bir imtihan vesilesidir. Allah, şöyle buyurur: “Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği (nimet, makam gibi) şeylerde, sizi imtihan etmek için, kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphe yok ki Rabbin, (isyan edenler için) azabı çabuk olandır ve O, (tevbe ve itaat edenler için) Gafur’dur, Rahîm’dir.” (En’am, 165) Allah, idarecilerle halkı, halk ile idarecileri imtihan eder. Bu imtihanı Allah korkusu olanlar kazanabilir, olmayanlar kaybeder. *** Fasık bir kimsenin Müslümanlara lider­lik yapma hakkı yoktur. Çünkü Allah’tan kork­mayan biri vazifesini hakkıyla yerine getir­mez, başkalarının hukukuna teca­vüz eder. Fasık bir kimse lider yapılmamalı, şa­yet lider olduysa veya sonradan fasık ol­­du ise liderlikten azledilmelidir. Vitir na­ma­zında okuduğumuz Kunut Duasının son kısmı şöyledir: “Günah işleyen kimseyi ma­ka­mından alaşağı eder ve onu terk ede­riz.” (وَنَخْلَعُ وَنَتْرُكُ مَنْ يَفْجُرُكْ) Bazı hadislerden yola çıkarak âlimler fıskı (günahkârlığı) liderin azil sebebi say­mışlar­dır. Hanefi âlimlerinden İbn Abidin “Fısk sebebiyle imam azledilir. Ancak bir fitne çıkacaksa                                 azledilmez” der.[5]

Müslüman liderin güzel ah­la­kı, etrafındaki Müslüman­ları yönlendirmede en büyük unsurdur. Kur’ân’da Pey­gam­­berimiz hak­kındaki şu ayet oldukça manidardır. “Al­lah’ın bir rahmeti olarak sen onlara yu­mu­şak davrandın; eğer katı kalpli ve kırıcı ol­saydın, etrafından dağılır gi­derlerdi.” (Al-i İmran, 159)

Ahlak İdris-i Bitlisî şöyle der: “Bir cemiyette en yüksek makama oturanlar, en şerefli sıfat­larla muttasıf ve en ulvi ahlakla mü­tehallık olmalıdırlar. Aksi takdirde, şeklen hilafet makamında oturduğu halde, manen Hz. Sü­leyman’dan saltanat yüzüğünü çalıp ora­ya muvakkaten geçen Ehriman Devi gibi olur.” Müslüman liderin güzel ahlakı, etrafındaki Müslümanları yönlendirmede en büyük unsurdur. Kur’ân’da Peygamberimiz hak­kın­daki şu ayet oldukça manidardır. “Al­lah’ın bir rahmeti olarak sen onlara yu­mu­şak davrandın; eğer katı kalpli ve kırıcı ol­say­dın, etrafından dağılır giderlerdi.” (Al-i İmran, 159) Bu ayet Peygamberimizin insanları etrafı­na ancak yumuşaklığı, güzel ahlakıyla top­­­la­dığını göstermektedir. Katı kalpli, kı­rı­cı insan peygamber bile olsa insanlar tara­fından terk edilmektedir. Müslüman li­der, Müs­lü­manları etrafında toplayıp, bir­leş­ti­rip, ortak gayelerine yönlendirecekse, bu an­cak onun güzel ahlakıyla olabilir. Peygamberimiz, şöyle buyurmuştur: “İdare­cilerinizin en hayırlısı, sizi seven ve sizin de kendisini sevdiğiniz, dua ettiğiniz, onların da size dua ettiği kimselerdir. Liderlerinizin en şerlisi, kötüsü de sizin kendisine buğz ettiğiniz, onların da size buğzettiği; sizin lanet ettiğiniz, onların da size lânet ettiği kimselerdir.”[6]

İdarecilik makamına getirilen şahıs, insanları idare etme sanatını bilmelidir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Şüphe yok ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi em­reder.” (Nisa, 58)

Dirayet “Eğer bir ülkede cücelerin gölgesi uzamaya başlamışsa o ülkenin güneşi batıyor demektir.”                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            Çin Atasözü Dirayetten kastımız, idarecilik kabiliyeti­dir. İdarecilik makamına getirilen şahıs, insanları idare etme sanatını bilmelidir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Şüphe yok ki Allah size, emanetleri ehline vermenizi em­reder.” (Nisa, 58) Burada ‘emanete ehil olmak’tan kasıt -diğer şartlarla beraber- idarecilik kabiliyetidir. Bir bedevi, Peygamberimizden “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu. Peygam­berimiz (sav), “Emanet zâyi edildiği zaman, kıyameti bekle” dedi. Yine o bedevi: “Ya Resûlallah! Emânet nasıl zayi edilir?” diye (tekrar) sorunca: “İş, ehil olmayanlara ve­rildiği zaman, kıyameti bekle” buyurdu.[7] Bu hadisi “Bir toplumda işler ehil olma­yanlara verildiği zaman, o toplumun kı­yameti kopar” manasında anlamak da mümkündür. İdarecilik, bir kabiliyet me­selesidir. Bazı insanlar, bilgili ve takva sahibi olabilirler, fakat idarecilik kabiliyeti olmadığı takdirde bunlara idarecilik ver­mek doğru değildir. İdarecilikte salahat aranır, fakat maharet de şarttır. Bu yüz­den Peygamberimiz sahabenin ileri gelen­lerinden, ilim ve takva sahibi olduğu halde, Ebu Zer (ra)’e “Ey Ebu Zer! Ben seni zayıf görüyorum. Ben kendi nefsim için neyi seviyorsam, senin için de onu seviyorum. Sen iki kişiye de olsa başkan, idareci olma; yetim malına da veli olma!” buyurmuştur.[8] Peygamberimiz (sav), Amr ibnü’l-As, daha yeni Müslüman olduğunda, sahabeler içinde ondan daha bilgili ve takva sahibi kimseler olduğu halde, kabiliyetinden dolayı onu ordu komutanı tayin etmiştir. Ebu Zer ve Amr ibnü’l-As’a davranışlarından yola çıkarak Peygamberimiz (sav) görev verdiği şahısların takva ve bilgisine dikkat etmekle beraber, kabiliyetlerini de göz önünde bulunduruyordu, diyebiliriz.

Adalet, her hak sahibine hak­­kını vermektir. Diğer ifa­deyle mükâfatı hak ede­ne mükâ­fat, cezayı hak ede­ne ceza vermektir. Zu­lüm ise hak sa­hiplerini mah­rum etmektir. Müslü­man li­deri lider yapan şey, ida­relerini üzerine aldığı insan­lara adaletle muame­le et­mesidir. Zalim bir insanı ida­­reye getirmek en büyük gü­­nahlardan (günah-ı kebî­re­­­den) biridir.

Adalet “İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmedin!” (Nisa, 58) Adalet, her hak sahibine hakkını vermektir. Diğer ifadeyle mükâfatı hak edene mükâfat, cezayı hak edene ceza vermektir. Zulüm ise hak sahiplerini mahrum etmektir. Müslü­man lideri lider yapan şey, idarelerini üzerine aldığı insanlara adaletle muamele etmesidir. Zalim bir insanı idareye getirmek en büyük günahlardan (günah-ı kebîreden) biridir. Kur’ân’da şöyle buyrulur: “Bir zamanlar Rabbi, İbrahim’i bir takım kelimelerle (emir ve yasaklarla) imtihan etmiş, o da onları tamamen yerine getirmişti. (Bunun üzerine Rabbi ona) ‘Ben seni insanlara imam (her hususta kendisine tabi olunan rehber) yapacağım’ dedi. (İbrahim ise) ‘Zürriyetimden de (imamlar yap)’ dedi. (Rabbi de) ‘Verdiğim söz, zalimlere ulaşmaz’ dedi.” (Bakara, 124) Allah, Davud (as)’a şöyle buyurmuştur: “Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife yaptık; öyle ise insanlar arasında hak ile hüküm ver. Nefsinin arzusuna uyma ki seni Allah yolundan saptırmasın. Çünkü Allah yolundan sapanlar hesap gününü unuttuklarından dolayı onlar için şiddetli bir azap vardır.” (Sa’d, 26) Bu konuda bazı ayetler şöyledir: “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun; bir kavme olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun. Şüphe yok ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Maide, 8) Peygamberimiz, pek çok hadisiyle adalete teşvik etmiş, zulümden de nehyetmiş ve korkutmuştur: “Kıyamet günü, insanların Allah’a en sevgili ve meclis olarak en yakın olanı, âdil idarecilerdir. Kıyamet günü, in­sanlar içinde Allah’a en nefret edileni, ondan meclis olarak en uzak olanı da zalim idarecilerdir.”[9] “(Cehennemde) insanların en şiddetli azab çekeni, zâlim imam(lar, ida­reciler)dir.”[10] Bu konuda diğer bazı hadisler de şöyle­dir: “Bir saat adaletle hükmetmek, gecesi namazla, gündüzü oruçla geçirilen altmış yıllık ibadetten hayırlıdır. Bir hükümde zulmün bir saati altmış yıllık masiyetten (isyandan, günahlardan) daha şiddetli ve daha büyüktür.”[11] “Adil bir idarecinin bir günü, altmış senelik nafile ibadetten üs­tündür. Bir yerde de haddin (şer’i ce­zanın) uygulanması, oraya kırk gün yağ­murun yağmasından daha güzeldir.”[12] Aişe (r.ah) şöyle demiştir: “İbn Mes’ud ev yapmak istedi. Kureyş (Peygamberimize) ‘İbn Ümmü Abdin (İbn Mes’udun) bizim içimize ev yapmasına engel olmayalım mı?’ dediler. Resûlüllah (sav), ‘Eğer ben bunu emredersem ben zalimim demektir. Zayıfın hakkını kuvvetliden almayan bir ümmeti Allah, takdis etmez (yüceltmez)” buyurdu.[13] “Muhakkak ki adil olanlar Allah katında nurdan minberler üzerinde ve Rahman Azze ve Celle’nin sağ tarafında olacaklardır. Onlar ailelerine ve idare ettikleri kimse­lere hükmettiklerinde adaletli olanlardır.”[14] “Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer ye­rinde Allah’ın yüce lütfuna ve himâyesine mazhar olacakların öncüleridir.”[15] *** Kınalızade Ali Efendi’nin meşhur eseri “Ahlak-ı Alâi” de: “Adalet, devletle; devlet, toprakla; toprak, askerle; asker, hazine ile; hazine, reaya (halk) ile; reaya ise adaletle olur” der. İdris-i Bitlisî de “Zulüm bir ateştir; küçüğünü hakir sanma. Zira çok zaman bir kıvılcım koca bir şehri yakar” der. Nasıl koyunlar çoban için değil, çoban koyun için ise idareci de toplum içindir. Toplum, idareci için var olmuş değildir. Zalim bir idareci, koyunlara çoban olmuş kurt gibidir. Zalim lider, İslam toplumları için en büyük felakettir. Adaletin olmadığı yerde anarşi olur ve devlet, yıkılır. Bu yüzden “Küfür devam eder, zulüm devam etmez” denilmiştir. Müslüman lider, haklı olan zayıfın hak­kını, zalim olan kuvvetliden almalı, za­yıfı güçlendirmelidir. Hz. Ebu Bekir, hut­be­sinde şöyle demişti: “Sizin zayıfınız, hak­lı olduğu takdirde benim yanımda en kuvvetlinizdir. En kuvvetliniz de haksız olduğu takdirde en zayıfınızdır.” *** Adaletin en mühim özelliklerinden biri de insanlara eşit davranmaktır. İslam şe­riatı, bu konuda çok titiz davranmış, pek çok ayet ve hadisle eşitlik ilkesine dikkat çekilmiştir. Peygamberimiz (sav) “İnsanlar, tarağın dişleri gibi (eşit)dir” buyurmuştur. İdareci, idare ettiği insanlar arasında prob­lemler vuku bulduğunda hissi ve nefsi ol­mayıp insanların yaş, mal, makam, ak­rabalık gibi durumlarına bakmadan eşit muamele etmelidir. Diğer ifadeyle cezayı hak edene ceza, mükâfatı hak edene mü­kâfat vermek ve bu konuda hissi ve nefsi davranmamaktır. Bu konuda bir ayet şöyledir: “Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, ken­diniz veya ana-baba ve akrabalarınız aley­hine de olsa Allah için şahitlik eden kim­seler olun. (Aleyhine şahitlik edilen kimse) zengin olsun, fakir olsun Allah ikisine de (sizden) daha yakındır (onların maslahatını daha iyi bilir); öyleyse (şahitlik hususunda haktan) saparak nefsin arzusu­na uymayın. Eğer dilinizi eğip büker veya (şahitlikten) yüz çevirirseniz şüphe yok ki Allah, yap­tıklarınızdan haberdardır.” (Nisa, 135) Bu konuda bir hadis şöyledir: “Sizden ön­cekileri helâk eden şey şudur: İçlerinden şerefli birisi hırsızlık yaptı mı onu terk edip (ceza vermezlerdi). Aralarında kimsesiz za­­yıf birisi hırsızlık yapınca derhal ona ce­za tatbik ederlerdi. Allah’a yemin olsun! Mu­hammed’in kızı Fatıma hırsızlık yapmış ol­sa mutlaka onun da elini keserdim.”[16] *** Ceza konusunda eşit davranmak adaletin bir gereği olduğu gibi, mükâfat konusunda da eşit davranmak adaletin bir gereğidir. Sahabelerden biri, çocuklarından birine hi­bede bulunmuştu. Peygamberimiz bu sa­ha­beye “Başka çocukların var mı?” diye sordu. Adam “Evet” deyince Peygamberimiz “Bu­na yaptığın hibe gibi diğerlerine de hibe yaptın mı?” diye sordu. Adam “Hayır!” de­yince Peygamberimiz “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adil davranın!” bu­yurdu.[17] Bir başka hadiste Peygamberimiz, “Muhak­kak ki Allah çocuklarınız arasında –hatta onları öpmekte bile- adaletli olmanızı se­ver”18 buyurmuştur. Çocuklar arası ay­rım ço­cukları birbirine düşürür, aynı za­manda çocukların anne ve babalarından soğu­ma­larına sebep olabilir. İdareci mevkiindeki şahıs da idaresi altın­da­kilere davranışlarında ölçülü olma­lı, ada­­­­letli davranmalıdır. Bazılarına meyle­dip diğerlerine iyi davranmaması, onlar ara­­­­sında hasetleşmeye sebep olacağı gi­bi, on­ların kendisinden soğumalarına da se­­bep olabilir. Peygamberimiz (sav), saha­belerin her biriyle öyle ilgilenirdi ki bü­tün sahabeler “Allah Resûlü, en çok be­­ni seviyor” diye düşünürdü. Kaynaklar: 1- Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fezailü’l-Kur’an, Bab 2, hn: 2876. 2- Bkz. Seyyid Şerif Cürcani, Şerhü’l-Mevakıf, Darü’l-Kütübü’l-İlmiye, 1998, c. 8, s. 380-381. 3- İmam Gazali, Bâtıniliğin İç Yüzü, TDVY, 1993, Ankara, s. 118. 4- Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 213. 5- İbn Abidin, Reddü’l-Muhtar Tercümesi, Şamil y, İst. 1982, c. 2, s. 383. 6- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, Bab 17, hn: 1855. 7- Sahih-i Buhari, Kitabu’l-İlm, Bab 2. 8- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmare, Bab 4, hn: 1826. 9- Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Ahkâm, Bab 4, hn: 1329. 10- Kenzü’l-Ummal, c. 6, s. 15, hn: 14634. (Taberani) 11- Ebu Nuaym El-İsbehani. Faziletü’l-Adilin 12- Kenzü’l-Ummal, c. 6, s. 12, hn: 14624./ Et-Tergib ve’t-Terhib, c. 3, s. 246. 13- Taberani, Mu’cemü’l-Evsat, c. 7, s. 178, hn: 7208. 14- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, Bab 5, hn: 1827. 15- Sahih-i Buhari, Edep, 36. 16- Et-Tergib ve’t-Terhib, c. 3, s. 247 (Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvud’dan naklen) 17- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hibat, Bab 3, hn: 1623. 18- Kenzü’l-Ummal, c. 16, hn: 45350.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,