BATIDA BULUNMAYAN EN ÖNEMLİ AVANTAJIMIZ: DİNAMİK GENÇLİK

Bülent YILDIRIM | İHH Başkanı

Bülent Bey, her ne kadar herkes tanıyorsa da sizi ve İHH’yı bir de sizin dilinizden tanıyabilir miyiz? İHH’yı nasıl tanımlıyorsunuz?

1967 yılında Erzurum’da doğdum. İstanbul Hukuk Fakültesini bitirdikten sonra gerek gençlik çalışmalarında ve gerekse insani yardım alanında aktif olarak arkadaşlarımızla çalışmayı başladık. İHH, bizim hayatımıza dair hedeflerimizi ve hizmetlerimizi gerçekleştirmek üzere kurduğumuz en önemli mesajımız. Hepinizin bildiği gibi 1990’lı yılların başı tüm dünyada büyük değişimlere ve kırılma noktalarına şahit olmuştu. İdeolojik yapılara dayanan büyük güçler çökerken, Avrupa’da yeni devletler ortaya çıkmış ve bu yeni düzende Müslümanların rolü büyük oranda tartışılmaya başlanmıştı. Bu tartışmalar sırasında yapılan vurgu her zaman İslam’ın yeni bir tehdit olduğu yönündeydi. Komünist bloktan kopan her ülke derhal Batılı sisteme entegre oluyor ve bağımsızlıkları derhal tanınıyordu. Böylesi bir ortamda bağımsızlığını ilan eden Avrupa’nın tek Müslüman ülkesi Bosna-Hersek ise farklı bir algıyla karşılandı. Bosna’nın bağımsızlığını tam olarak kabul etmeyen bölgesel güçler, Sırp saldırıları üzerine sessiz kalmayı tercih etmişti. Yaşanan bağımsızlık süreci ve sonrasındaki haksızlıklar bizim gibi henüz üniversite yıllarındaki idealist gençler için bir yanda ümitleri yeşerten ama öbür yanda uluslararası bir ikiyüzlülüğü görmemizi sağlayan etki uyandırdı.  Bosna savaşı, Avrupa’nın ortasında büyük bir Müslüman katliamını beraberinde getirdi. Biz de böylesine galiz bir ikiyüzlülük karşısında yapabileceğimiz bir şeyler olduğuna inanıyorduk. Birkaç arkadaş çevremizdeki esnafı ziyaret etmekle işe başladık. Onlardan gönüllü olarak topladığımız yardımları savaşın ortasındaki Müslüman Bosna halkına taşıdık. Ondan sonra Çeçenistan, Kosova, Afganistan, Filistin, Somali derken bir bakmışız tüm İslam dünyası bizim ilgi alanımız haline gelmiş.

Siz bu yardım faaliyetleri vesilesiyle İslam coğrafyasının hemen hemen her tarafını dolaşıyorsunuz. Size göre İslam âleminin en önemli problemi ve ihtiyacı nedir?

Yukarıda değindiğim gibi, başlangıçta devletin dışında “insani yardım kuruluşu” diye bir konseptin kabul ettirilmesi bile büyük bir sorun oldu. Örneğin en basitinden mültecilere ilişkin düzenlemeler Soğuk Savaş döneminde hazırlanmış yasal metinlere dayanıyordu. Siz kalkıp ülkenize mülteci olarak sığınmış olan insanlara mevcut mevzuat gereği yardım yapamıyordunuz. Yasal mevzuattan kaynaklana bu tür sıkıntılar bir yana, karşılaştığımız en ciddi sıkıntı yurt dışına ve özellikle de Müslüman coğrafyalara açılımla ilgiliydi. Birçok bölgeye ilk defa ayak basıyorduk. Oradaki insanları tanımak, ihtiyaçlarını anlamak ve bir güven köprüsü kurmak çok zor oldu. Yakın coğrafyalar bu işin sağlanmasında kolaylaştırıcı oldu ama örneğin dünyanın öbür ucundaki Moro, Mozambik, Brezilya vb. Müslümanlarını yaşadıkları coğrafyada ziyaret etmek, onlarla kalıcı bağlar kurmak hem heyecan vericiydi hem de oldukça sıkıntılı bir süreç idi. Bizden sonra bu coğrafyalara birçok yapı ve kuruluş ayak bastı ama emin olun bu ziyaretlerin kolaylaştırılmasında İHH’nın rolü büyük oldu. Şimdi birçoğuna gitmek Türkiye’nin bir iline gitmek kadar kolay oldu. Eskiden kurulmuş ilişkiler sayesinde hemen her ülkede tanıdık güvenilir bir insan bulmak çok kolay.

İslam dünyasının genel sorunlarından bahsedecek olursak, en başta eğitim geliyor. İslam dünyasında okur-yazarlık oranı çok düşük. Özellikle İslam ülkelerinde kadınların büyük bölümü okuma yazma dahi bilmiyor. Bunun yanı sıra, yükseköğrenim imkânları da kısıtlı olduğu için binlerce Müslüman evladı daha iyi okumak üzere Batılı ülkelere göç etmek ve daha sonrasında oralarda yerleşmek zorunda kalıyor. Bu da İslam dünyasından Batıya büyük bir beyin göçü anlamına geliyor.

Bir diğer sıkıntı tabi ki, fakirlik. Bir yanda sömürge yönetimlerinin halen sürmesi öte yanda yolsuzluklar milyonlarca insanın fakirliğinde temel sebepler. Bu konuda büyük bir farklılık olduğunu da hatırlatalım. Örneğin bir Kuveyt’te fakir bulmanız zor ama Burkina Faso’da durum tam tersi.

İşgaller, etnik ve mezhebi sebeplere dayalı çatışmalar bugün İslam dünyasının diğer bir önemli sorunu. Bu konuda ne yazık ki, arada büyük güvensizlik duvarları var ve taraflar birbirleri ile bir araya gelip konuşmak yerine, diğerini yok etmeye çalışıyor.

İslam coğrafyasında sosyal durum hakkında neler söylemek istersiniz? Aileler, çocuklar, insanlar ne durumdalar?

İslam dünyasına baktığımızda olumlu ve olumsuz yönleri aynı anda görmeye çalışmalıyız. Bu dünyada tamamen karamsar bir görünüm olmadığı gibi, her şey güzel gidiyor değil. Olumlu yönlere baktığımızda bilinci her geçen gün artan dinamik bir gençlik görüyoruz. Bu idealist gençlik, Batıda bulunmayan en önemli avantajımız. Yine dünyanın içinde bulunduğu sıkıntılı süreçte Müslümanların seslerinin her zamankinden fazla duyulmaya başlaması da olumlu bir alternatif olarak herkese hitap ediyor. Bunları çoğaltmak mümkün. Ama buna karşın İslam dünyasında birçok bölgede eğitim ve maddi imkânların düşük olması halen ciddi bir sorun. Davetçilerin ve manevi liderlerin varlığına rağmen, ahlaki yozlaşma riski her zamankinden daha fazla görünüyor. İletişim imkânlarının çoğalması, aile yapılarındaki dejenerasyonu kolaylaştırıyor.

Yetimlerle ilgili çalışmalarınız var. Bu çocuklar bulundukları bölgelerde aynı zamanda misyonerlerinde hedefinde midir? Bölgede bu anlamda durum nasıl, izah edebilir misiniz?

Yetimler konusunda Türkiye’de bir çığır açtığımıza inanıyorum. Yardım için bölgelere ilk defa gittiğimizde en mağdur kesimlerin yetimler olduğunu gördüğümüzden onlara özel bir çalışma yapmayı planlamıştık. İşin içine biraz daha derin dalınca çok farklı boyutlar ortaya çıktı. Onların sadece maddi olarak desteklenmesi sorunu çözmeye yetmiyor. Onların zihinsel ve manevi gelişimleri çok daha önemli. Özellikle savaş ve afet bölgelerindeki yetimler, tamamen sahipsizdi. Onların bu durumunu istismar etmek isteyen sadece misyonerler değil. Değişik mafya-vari yapılanmalar da kurbanlarını bu çocuklar arasından seçiyor. Bu nedenle yetim konusu deyince işin içine çok sayıda faktörü katmanız gerekiyor.

Bölgenin bu halde olmasında bölgenin yaşayanları olan Müslümanların da sorumlulukları olsa gerek. Bunlar nelerdir ve bu konuda neler yapılmalıdır?

Bölgemizde yaşanan savaş, işgal ve iç çatışmalar tek yanlı oluşumlar değil. Yani sadece Batı yada İsrail bir takım işleri planladığı için bunlar yaşanıyor değil. Bilakis, sorumluluğun büyük kısmı şer güçlere bu bölgede operasyon imkânı veren bizim kendi insanlarımız. Birbirlerini alt etme inadı, dış güçlere uygun zemin hazırlıyor. Suriye’deki krizin bu kadar uzamasının en önemli sebebi Ortadoğu’daki ülkelerin birbirleriyle bir masaya oturup konuşamaması ya da konuşsa bile görüşünü karşı tarafa dayatma hastalığı. Bizler sivil toplum olarak en azından toplum düzeyinde bu kopuklukları giderebiliriz diye düşünüyorum. Yapay sınırlara dayalı düşmanlıklar yerine, yeni dostluklar sivil toplum eliyle kuruluyor.

Medyadan öğrendiğimiz kadarıyla Ortadoğu İslam coğrafyası üzerinde adeta üçüncü dünya savaşı yaşanıyor. Haritalar yeniden çiziliyor. Bütün hadiselerin arkasında yeni çıkar düzeni kurma faaliyetleri var. Bu durumdan bölge halkının asıl etkilendiği taraflar nelerdir ve bu konuda çözüm anlamında ne gibi çalışmalar yapılıyor?

Osmanlı sonrasından itibaren 100 yıldır Ortadoğu’da sınırlar sürekli değişiyor. Bundan sonra da devam edecek gibi görünüyor. Batılılar kendi çıkarları doğrultusunda bu bölünmeyi artırmaya gayret ederken, bölgemizdeki zalim rejimler onlarla işbirliği halinde. Arap Baharı denilen süreç bu yönüyle toplumsal kesimlerin yaşananlara bir isyanı gibiydi ama darbeciler kısa sürede Batıdan aldıkları destekle bu kazanımları gasp ettiler. Irak ve Suriye gibi etnik ve mezhebi gerilim alanları da bölgenin geleceğini tehdit eden en ciddi konular. Burada sadece bir iktidar mücadelesi yaşanmıyor, bundan daha önemlisi değişik etnik ve mezhebi unsurlar arasında bir varoluş mücadelesine dönüştü. Bu tüm İslam dünyasındaki iç barışı tehdit ediyor. Bunun çözümü, cahil bir şekilde bazı fikirlerin arkasına takılıp fanatizm yapmak yerine, mutedil İslami anlayışı yaygınlaştırmaktır. İhvan’ın yasaklanmasında gördüğümüz gibi, böylesi bir anlayış sadece Batılıları değil diktatörleri de en fazla rahatsız ediyor.

Sıkıntı çeken Müslüman kardeşlerimize nispetle rahat olan biz Müslümanlara buradan vermek istediğiniz mesajlarınız var mı, nelerdir?

Tabi ki, herkes gücü ve imkânları oranında yardımcı olacaktır. Peygamberimizin dediği gibi, bunun farklı yolları olabilir. Elle, dille ya da kalben buğz ederek kardeşlerimizin sıkıntılarının giderilmesine çaba harcayabiliriz. Her birimiz kardeşlerimizin derdini kalbimizde hissetmeliyiz. Dünyanın farklı bir yerinde kardeşlerimiz acı çekiyor diye bizler de hayatı kendimize zinden yapmak zorunda değiliz. Kastettiğim onların dertlerinin giderilmesi için elimizdeki imkânları kullanıyorsak o zaman sorumluluklarımızı yerine getirmişiz demektir.

Vakit ayırdığınız için teşekkür eder, hayırlı çalışmalar dilerim.

Sizlere ve okuyucularınıza da ben teşekkür ediyorum.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,