Eğer Rabbimizin Rızası Çöpte İse, Orada Arayacağız

Şafak Hanım & Menderes Bey | Mülakat: Sena AYAZ

Dünya genelinde sayıları 4 milyona yaklaşan Suriyelilerin yaklaşık üçte biri savaştan sonra Türkiye’ye sığındı. Bir kısmı sınırdaki çadır kent ve konteyner kentlerde hayatlarını sürdürüyor. Kamplar dışında yaşayan binlerce Suriyeli ise İstanbul, Ankara, Gaziantep, Şanlıurfa gibi metropollere sığınmış durumda. Birçoğu otobüs duraklarında, parklarda ve metruk evlerde yaşıyor. İş bulabilenler ise çok düşük ücretlerle, güvencesiz çalıştırılıyor. İstanbul’daki Suriyeli mülteci sayısını 50-100 bin arasında olduğu tahmin ediliyor. Özellikle Fatih, Bağcılar, Küçükçekmece ve Başakşehir mültecilerin yoğun olarak yaşadığı yerler arasında. Bir kısmı düşük ücretlerle çalıştırılan ve yardımlarla desteklenen yoksul ailelerin biz Türkiyeli kardeşlerinin duasına ve desteklerine ihtiyacı var. Bu ayki mülakatımızı gerçekleştirdiğimiz Şafak Hanım, eşiyle birlikte bu desteği hakkıyla yerine getirenlerden. Nasıl mı? Görüşmeye gittiğimizde eşi Menderes Bey ve kendisini oturdukları apartmanın bodrum katındaki depoda buluyoruz. Suriyeli mülteciler için yardımseverlerin gönderdiği kılık kıyafet, mobilya ve gıda yardımlarını tasnif ediyorlar. Depoyu gördükten sonra mülakata başlıyoruz. Az önce hepsi yardımseverlerin gönderdiğini düşündüğümüz eşyaların bir kısmını Şafak Hanım ve eşinin gece yarıları çöpten topladığını duyunca şaşkınlığımızı gizleyemiyoruz. Bu fedakarlık örneğinin hikayesini Şafak Hanım’ın ağzından dinleyelim.

Akşamları eşimle çıkıyoruz Başakşehir’deki çöpleri dolaşıyoruz.  Bazen koltuk, bazen ceket, bazen yatak Allah bereket versin diyoruz, alıyoruz.  Bir kişiyi bile yerden kaldırıp koltuğa oturtsak o da bizim için kârdır diyoruz. Bir yerden telefon geliyor, ikinci el eşya var. Eşyayı alıyoruz. Allah razı olsun diyor. İhtiyaç sahibine götürüyoruz, o da dua ediyor. Rabbimizin rızası neredeyse Allah bizi oraya sevk etsin. Hiçbir çıkarımız yok. Bu işe bu kadar gönüllü olmamızın sebebi, ben uzun yıllar çok ağır hastalıklar yaşadım. Her zaman derdim ki “Allah bana Eyüp Aleyhisselamın imtihanını vermiş” Eşime diyordum ki “Sana da onun hanımının imtihanını vermiş.” “Ben şikayetçi değilim” derdi. En son geçen sene astıma bağlı kalp krizi geçirdim. Doktorlar ölecek diye bekliyorlar. Velhasıl Allah şifa verdi. Küçücük bir poşeti bile taşıyamazdım, kol çantamı bile taşıyamazdım. Şimdi sabaha kadar dolaşıyoruz ortalıkta. Bu Rabbimin bir lütfudur diyorum. Eğer Rabbimizin rızası bir çöpte ise biz onu bulmaya çalışacağız. Belki biri çıkar “Allah’ım ben onlardan razıyım” der, Allah da bizi affeder.

Çocuklarımı büyütürken kendimi bir yandan ilime adadım. Ümraniye’de Refah Partisi’nde 10 yıl eşimle birlikte aktif olarak çalıştık. Sonra Başakşehir’e taşındık. Çok farklı bir dünya. İnsanlar sürekli kıyafet değiştiriyor, eşya değiştiriyor. Bu konuda ne yapabiliriz dedik. Her pazar günü buradan alıp Ümraniye’ye yoksul insanlara götürmeye başladık. Eşyaları her pazar alıp insanlara dağıtıyorduk. Daha sonra iş büyümeye başladı, yeri geldi araç tuttuk. Daha sonra kursumuza gelip faaliyetlerimizi gören insanlar vermeye devam etti. İkinci el eşya ne varsa alıyoruz, diye duyuru astık. İnsanlar getirmeye başladı. Etraftan ihtiyaç sahibi insanları tespit etmeye başladık. Bazen çocuklarımızı da kattık. “Anne bir kez de Ümraniye’ye giderken şu poşetleri taşımasak” diyorlardı. “Tamam, isterseniz siz taşımayın ama biz taşıyacağız.” derdim. Bundan 4-5 ay öncesine kadar münferid olarak çalışıyorduk, daha sonra Başakşehir’deki hanımlarla internet üzerinden bir grup kurduk ve birbirimizin faaliyetlerinden biraz daha haberdar olmaya başladık ama bu kadar büyüyeceğini hiç düşünmüyorduk. Hayal bile etmiyorduk. Şimdi her gün eşyalar geliyor, telefonlarımız susmuyor. Bazen saat bir olmuş yatmaya hazırlanmış oluyoruz. Eşim diyor ki “Hadi gel çıkalım, bak söz sana dondurma ısmarlayacağım. Şimdi evde yatsak, uyusak Allah bize durduk yere sevap yazacak mı? En iyisi biz kalkıp gidelim.”

Çok enteresan benim eşim geçen sene belinden ameliyat oldu ve iki büklüm kambur gibi yürürdü. Ben nasıl iyileştim, o da öyle iyileşti. Kapıcımız da çok destek oluyor. Eşyaları yerleştiriyor, taşıyor. Normalde uyumayınca çok rahatsız olurdum, hastalanırdım. Şimdi gece 2-3 oluyor ben hala ayaktayım. Bize bu gücü veren, Rabbimiz. Bazen gündüz de alıyoruz çöplerden. İnsanların kamyonetlerini, minibüslerini istiyoruz; gündüz kendi işlerini gördükleri için bize geceleri veriyorlar.

Eşim bazen işyerimize gitmesi gerekiyor, beni arıyor. “Şafak hocam ben burada duramıyorum” diyor. Bazen oluyor ki gece çöpten eşya toplayıp yorulmuşuz, geç uyumuşuz; sabah namazında “Kalk çıkalım.” diyor. “Bu saatte ne yapacağız çok erken, herkes uyuyor” diyorum. “Hiçbir şey yapmazsak depoyu düzeltiriz” diyor. Gittiğimiz yerlerle ilgili dosya tutuyoruz. Giriş kat mı, bodrum kat mı? Öncelikli ihtiyaçlar neler gibi. Bizimle tanışan bazı varlıklı insanlar yoksul ailelere hami oluyorlar, ihtiyaçlarını karşılamaya başlıyorlar.  Gerçekten yoruluyoruz ama onu yoksullara ulaştırınca yaşadığımız huzuru anlatamam. Bir kişiye daha nasıl ulaşabiliriz, ihtiyacını nasıl giderebiliriz diye düşünüyoruz.

4 ay önce gittiğim bir evde 16 yaşında Hasan isminde bir delikanlı vardı. Kulakları duymuyor. Çok asil, çok efendi bir çocuk. Kulaklığın biri 650 lira. O hiç aklımdan çıkmadı. Hep düşündüm neler yapabiliriz diye. Kulakları duymayan toplamda üç çocuk var ama elimizde bir kulaklık parası var. Hastaneye götürdük. Kulaklıklar çok pahalı, hastanede ne yapacağız diye düşündük. Başladık pazarlık yapmaya ve fiyat düştü. Hayal bile edemiyorduk o parayı. Ama o paranın fazlası toplandı elhamdülillah. Hastaneye girerken bir olaya şahit oldum. Üçünün de kulakları duymadığı için yolun ortasında araba vuracaktı. Kulaklıklar takıldıktan sonra yolun ortasında bir araba girdi sokağa ve korna çaldı, üçü birden sesin geldiği yöne doğru baktıklarında yaşadığım mutluluğu anlatamam. Elhamdülillah duyuyorlardı artık.

Bir bayanla tanıştık. Komada gibi. Beyin olarak kendini kapatmış. Hiç konuşmuyor. Ev bodrum, rutubet, pislik. Ev halkının psikolojisi komple çökmüş. Gittiğimizde kuru yerde yatıyordu. Önce yatak götürdük, temiz çarşaflar vs… Bir şeyler götürmeye başladık. Gittikçe canlandıklarını gözlemledik. Bir gün bir gittik evi boşaltmışlar badana yapıyorlar. O hasta hanımın eşi çok kötüydü. Yüzündeki mimikleri donmuştu  ama adamın yüzü gülmeye başladı. Şimdi gidiyoruz hasta canlanmaya başladı. Normalde konuşmuyordu, bize cevaplar vermeye başladı. Akıldan noksan gibi bir haldeydi ama sonra teşekkür etmeye başladı. Bizi hatırladığını söyledi. En son gittiğimizde artık yatmıyordu, oturuyordu. Öyle çok dua ediyordu ki… Bu şekilde güzel şeylerle karşılaşıyoruz. En etkilendiğim şeylerden birisi de biri beni aradı ve şöyle dedi: “Şafak Hanım şu anda açım.”

Gönülden isterseniz, talip olursanız, ben size kapıları açarım diyor Allah. Hava soğuyunca yüreğim acıyor; biz bu insanlara yetişemiyoruz, soba götüremiyoruz, battaniye gönderemiyoruz. Allah çok merhametli, bizim elimiz kısa. Yeter ki biz samimi olalım, bozulmadan duralım. Yüreğini ver, Allah kapıları açıyor. Bir işi yaparken benim bundan bir menfaatim var mı düşüncesini akla hiç getirmeden çalışmak. Bunu istemeliyiz Allahtan. Her an bu samimiyeti muhafaza edersek Allah bizi daha çok destekleyecektir. Ama bozulursak o zaman imtihan başlar.  Kul olarak aciziz ama elimiz nereye yetişirse gitmeliyiz.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,