KİMSE BENİ ANLAMIYOR

95. Sayı Aile Mektebi

Ben çocuğum, küçük bir çocuk. Hani siz de bir dönem çocukluk yaşamıştınız ya, onun gibi işte. Benim psikolojimi anlatan bir sürü kitap okumuş olabilirsiniz. Ama bir çocuğun psikolojisi hiç çocuktan dinlediniz mi? İşte size fırsat. Bir çocuk olarak size kendi psikolojimi anlatacağım, çocuk psikolojisini.

Beni anlamanız çok zor

Bir erkek, baba olduğunda babasını anlayabilir. Bir kız, anne olduğunda annelik duygusunun ne demek olduğunu bilebilir. Çünkü hatırladığı deneyimler vardır. Ama bizleri tam anlayamazsınız ki. Çünkü sizin çocuğunuz olduğunda, siz çocukluğunuzu yirmi yıl geride bırakmış oluyorsunuz. Çocukken yaşadığınız duyguları hatırlamıyorsunuz bile. Bu nedenle de beni anlamıyorsunuz.

Beni anlamanız yine zor. Neden mi? Ben kendimi tam anlatamıyorum ki size. Kelime haznem dar, cümle kurmayı tam bilmiyorum.

Kendimi savunamıyorum. En önemlisi de güç sizde. Ben daha iyi bilirim havalarındasınız. Bir arkadaşınız size duygularını anlatabilir, kendini ifade edebilir. Onu anlamak için çaba gösterirsiniz ama ya beni? Beni anlamak için ne kadar çaba gösteriyorsunuz acaba? Ben kendimi anlatamadığım için beni anlamanız çok zor. Ama bu konuda size yardımcı olacağım. Beni anlamanızı sağlayacak birkaç ipucu vereceğim size. Dinlerseniz tabi. Bu seferlik dinleyin ama.

Devasa evler ve mobilyalar

Bakın, beni anlamanız için bir hayal kurmanızı istiyorum sizden.

Bir ev düşünün. Kocaman bir ev. Şimdiki evlerin yüksekliğinin iki katı yüksekliğinde. Kapısında kocaman ayakkabıları olan. Sizin ayakkabılarınızdan iki kat daha büyük yani. Boyunuz ancak kapının kilidine kadar yetişiyor. İçeri giriyorsunuz, oturma odasına. Çekyatlara tırmanarak çıkabiliyorsunuz ancak. O derece büyükler yani. Televizyonu ancak başınızı kaldırdığınızda görebiliyorsunuz. O kadar yüksekte yani. Banyodaki lavabo sizin boyunuz kadar. Eliniz çeşmeye zar zor yetişiyor. Mutfakta ise boyunuz tezgâhın üstünü görmeye yetmiyor maalesef. Buzdolabı sizin boyunuzun iki katı zaten. Açmak için zıplamanız gerekiyor. Pencerelerden dışarı bakamıyorsunuz çünkü boyunuz yetmiyor. Lütfen böyle bir ortamı bir dakikalığına hayal edin. İşte biz, böyle bir evde yaşıyoruz. İlginç değil mi?

Koca koca insanlar

Bu evde, bu dev evde anne ve babanızın da yaşadığını hayal edin. Ancak onların boyu yine sizin boyunuzdan çok ama çok uzun olsun. Sizin boyunuz ancak anne ve babanızın beline denk geliyor. Yani 3 metreyi geçkin boyları var diyelim. Sahi, soruyorum size, şu an annelerinizin ve babalarınızın boyu böyle olsaydı ne hissederdiniz? Onların elini tutmak için kolunuzu yukarı kaldırmak gerekse ve Bir ev düşünün. Kocaman bir ev. Şimdiki evlerin yüksekliğinin iki katı yüksekliğinde. Kapısında kocaman ayakkabıları olan. Sizin ayakkabılarınızdan iki kat daha büyük yani. Boyunuz ancak kapının kilidine kadar yetişiyor. İçeri giriyorsunuz, oturma odasına. Çekyatlara tırmanarak çıkabiliyorsunuz ancak. O derece büyükler yani. Televizyonu ancak başınızı kaldırdığınızda görebiliyorsunuz. O kadar yüksekte yani. Banyodaki lavabo sizin boyunuz kadar. Eliniz çeşmeye zar zor yetişiyor. Mutfakta ise boyunuz tezgâhın üstünü görmeye yetmiyor maalesef. Buzdolabı sizin boyunuzun iki katı zaten. Açmak için zıplamanız gerekiyor. Pencerelerden dışarı bakamıyorsunuz çünkü boyunuz yetmiyor. Lütfen böyle bir ortamı bir dakikalığına hayal edin. İşte biz, böyle bir evde yaşıyoruz. İlginç değil mi?

Koca koca insanlar

Bu evde, bu dev evde anne ve babanızın da yaşadığını hayal edin. Ancak onların boyu yine sizin boyunuzdan çok ama çok uzun olsun. Sizin boyunuz ancak anne ve babanızın beline denk geliyor. Yani 3 metreyi geçkin boyları var diyelim. Sahi, soruyorum size, şu an annelerinizin ve babalarınızın boyu böyle olsaydı ne hissederdiniz? Onların elini tutmak için kolunuzu yukarı kaldırmak gerekse ve öyle yürüseniz nasıl olurdu? Annenizin yüzüne bakmak için başınızı oldukça yukarı kaldırmanız gerekse ve onuna bu şekilde konuşsaydınız neler düşünürdünüz? Hatta şimdiki anne-babalarınız sizi kucağında taşısa. Komik geliyor, biliyorum, ama beni anlamanız için bunları düşünmeniz gerekiyor. Ben koca koca insanların arasında yaşıyorum.

Sonra kalabalık bir caddede yürüdüğünüzü düşünün. İnsanların boyu en az üç metre olsun yine. Siz onların arasında kendinizi nasıl hissederdiniz? Bir eziklik duygusu yaşar mıydınız? Elini tutmak istediğiniz bir büyüğünüzün elinde sizin eliniz kaybolsaydı nasıl olurdu? İşte benim gözümden insanlar böyle görünüyor.

Amirane ilişkiler

Devasa bir evde en az 3 metre boyundaki insanlarla yaşıyorsunuz. Evin en küçüğü sizsiniz. Zaten küçük olduğunuz için sesiniz pek çıkmıyor. Evdeki uzun boylu insanlar devamlı size iş buyuruyor. Odanı topla, yaramazlık yapma, etrafı dağıtma, dökme, kırma şeklinde devamlı amirane bir ilişki var. Siz bir şey söylemek istediğinizde hemen susturuluyorsunuz. Siz, o uzun boylu insanlarla vakit geçirmek istediğinizde onlar sizi odanıza gönderiyor. Haberler daha önemli onlar için. Sahi, yüzünüzdeki masumlukla oturma odasına girip televizyon izlemekte olan 3 metrelik babanıza “Baba beraber oynayalım mı?” dediğinizde o size “Şimdi işim var yavrum, git odanda oyna” deseydi hangi duyguları yaşardınız?

Yemeğinizi kendiniz yemek istiyorsunuz, ancak 3 metrelik insanlar size güvenmiyor. Dökersiniz diye endişe ediyor. Kaşıkları ile size yediriyor. Siz hareket etmeden birisinin size yemek yedirmesinin nasıl bir his olduğunu hiç düşündünüz mü? Sadece ağzını açıp kaşığı beklemek kolay mı? Acizsiniz, kendi suyunuzu kendiniz içemiyorsunuz. Canınızın istediği gibi hareket edemiyorsunuz çünkü sürekli size karışan birisi var. Sizin yatış saatinizi başkaları belirlese, zorla yatağa gönderilseydiniz kızıp üzülmez miydiniz? İşte ben böyle bir ilişki ortamında büyümeye çalışıyorum.

Vakit geçmek bilmez

Şimdi aklıma geldi, siz böyle bir evde sabahtan akşama kadar tüm vaktinizi geçirecek olsaydınız ne yapardınız? Gününüz nasıl geçerdi? Bakın sadece bir gününüz demiyorum. Her gününüz böyle olsa ve gün boyu evde kalsanız nasıl olurdu? Yapacak ne bulurdunuz? Ta yedi yaşına kadar bir evin içinde hayata devam etmek basit mi sanıyorsunuz? Böyle bir durumda sanırım siz de benim gibi televizyona ve bilgisayara sarılırdınız. Sanırım şimdi “Canım sıkılıyor” dediğimde ne demek istediğimi daha iyi anlıyorsunuz.

Ben bir çocuğum, küçük bir çocuk. Dilim döndüğümce kendimi size anlatmaya çalıştım. Anlatabildiysem ne mutlu. Yok anlatamadım mı? Olsun. Beni anlamadan yaşamanıza alıştım zaten. Canınız sağ olsun.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,