Risale-i Nurun Kerametli Kalemi

Hüsrev Efendi Risale-i Nur

üsrev Efendi’nin Risale-i Nur yazısın­daki hizmeti akıllara hayret verecek bir de­receye ulaşmıştır. Risaleleri bir matbaa gibi inanılmaz miktarlarda eliyle yazıp çoğaltarak her tarafa neş­retmiştir. Daha yeni yaz­maya başladığı günlerde bir ayda tam on dört kitabı yazarak Risale-i Nur’un büyük bir kerametine mazhar olmuştur. Hüsrev Efendi, risaleleri öyle güzel ve muntazam bir tertible ve en anlaşılabilir bir şe­kilde yazıp düzenliyordu ki, Üstad Bediüzzaman’ın tabiriyle dehâ derecesin­deydi ve Risale-i Nur’un neşrinde model alınacak bir mahiyetteydi. Bunu, Barla’dan Hüsrev Efendi’ye yazdığı bir mektubda şöyle ifade ediyordu:

“Aziz sıddık, mübarek, kalemi kerametli kardeşim Hüsrev!

Evvela, bana yazdığın fihriste nüshası eczâ-yı Kur’âniye’den (yazdığın Kur’ân cüzlerinden) sonra, senin yazı sanatında bir şaheserin olduğunu dedirtiyor. Fihriste hakkında sûreten kısa, mânen uzun ve müdakkikâne fıkran fihristeyi senâ ettiği gibi, seni de senâ ediyor. Ve ziynet­li güzel yazınız fihristeyi lisan-ı hal ile medhettiği gibi seni de medhediyor. Yazı hususunda tasarrufatın dâhiyânedir diye­bilirim… Bu hizmet-i kudsiyenin kitabetinde şâhâne makamın bulunduğundan model vazife­sini gören senin nüshaların tam musahhah (tashihli) olmak ikti­za ediyor.”

Hüsrev Efendi’nin par­lak ve şirin yazısıyla yaz­dığı risaleler Barla’ya ulaştık­ça memnuniye­ti gittikçe artan Hazret-i Üstad onun Risale-i Nur’un neşredil­mesi hizmetinde mânen vazi­felendirilmiş, seçilmiş bir kimse olduğunu ve bu konuda makam sahibi bulunduğunu şöylece ilan etti:

“Aziz, hakikatli, gayretli, sıddık kardeşim Hüsrev!

Bu defaki mektubun ve yaz­dığınız kitablar beni çok mes­rur etti ve hakkınızdaki ümi­dimi kuvvetlendirdi ve bana şu kanaati verdi ki, inayet-i ilâhiye tarafından sen Sözler’in (Risalelerin) yazmasına tavzif edilmişsin ve o vazifede se­nin yüksek bir makamın var. Her tarafta âsâr-ı muvaffaki­yet görünüyor. Senin yazdı­ğın risalelere baktıkça o kadar bana ruhlu geliyor ki, benimle konuşuyor, kendi kendini ta­nıttırıyor, her biri seni göste­riyor. Sana takdir ve istihsanı celbettiriyor (çekiyor). Bundan anladım ki, bu işe sen intihab edilmişsin (seçilmişsin). Ne senin, ne benim, ne kimse­nin hüneri değil; sırf inâyet-i Rabbâniyedir.”

Hüsrev Efendi tanıştıktan bir yıl sonra, o ana kadar yazdığı bü­tün risaleleri Barla’ya göndere­rek Bediüzzaman Hazretleri’ne hediye eder. Bu kıymetdâr he­diye vesilesiyle Hazret-i Üstad, Hüsrev Efendi’nin kendi katında ne kadar değeri bulunduğunu şöyle ifade eder:

“Vefakâr ve fedakâr karde­şim Hüsrev! (Yazdığın) Bütün kitablarını birden bana hediye ettin. Ben de o hediyemi ga­yet kıymetdâr bir talebem olan Hüsrev’e (tekrar) hediye ediyo­rum. Çendan (gerçi) çok yerler benden risaleleri istiyorlar. Fa­kat Hüsrev’e tercih edilecek de­ğiller. Ben Hüsrev’imi bir şehre değişmem… 15 Cemaziyelâhir 1351 – 15 Ekim 1932”

Yine o sıralar, Hüsrev Efendi ile Bekir Ağa’nın muhtemelen bazı küçük risaleleri el altından tab edip dağıtma düşünceleri­ne binaen zamanın nâmüsaid şartlarını dikkate alan Hazret-i Üstad, buradan onlara gelebi­lecek bir zarardan onları sakın­dırmak adına kaleme aldığı bir mektubda kendisine şu müjde­yi verdi: “Hüsrev’in kalemine bir şey gelmemeli. O kalem envâr-ı Kur’âniye’yi İnşâallah Avrupa’da neşredecek.”

Hüsrev Efendi Nur Hizmeti’ne başladıktan sonra, ziyareti­ne giden Nur Talebeleri’nin şehadetiyle, “bitmez tüken­mez bir azimle” çalışıyordu. Bediüzzaman’ın ifadesiyle, “hiçbir hâdise onu sarsmıyor, fütur (usanç) vermiyor”du. Gece gündüz Risale-i Nur’a çalışıyor, okuyor, yazıyor, etraf köylerle irtibat kuruyor, Isparta’daki hizmetin bir merkezi haline gelen evi, gelip giden Nur Talebeleri ile hararetle işliyordu. Hüsrev Efen­di, kısa bir süre sonra sâir talebeler arasında temâyüz etmeye baş­ladı. Barla’dan gelen risaleleri mütâlaa et­mekle beraber temize çekerek neşre hazır­lıyordu. Önceleri Is­parta ve civarına daha sonraki dönemlerde Anadolu’nun muhte­lif merkezlerine Nur Risaleleri’ni ulaştır­mak için hârika bir sistem, Üstad’ının ifâdesiyle “Hüsrev’in Sistemi” çalışmaya başlamıştı. Hazret-i Üstad’ın yeni risale ve mektubları gel­dikçe, Hüsrev Efendi bu nüs­haları adetâ bir matbaa gibi te­mize çekip çoğaltıyordu. Sanki sırf bu iman ve Kur’ân hizmeti için yaratılmıştı. Onun bu üs­tün gayret ve çalışkanlığı Lâhika mektublarındaki ifadelerine şu şekilde yansımıştır:

“Sevgili Üstad’ım, mektu­bunuzda yorgunluğumdan bahis buyuruyorsunuz. Evet, bazen yoruluyorum, fakat yorgunluktan istirahatı arzu eden nefsimi, ruhum vazifeye dâvet ediyor ve belki bugünkü sa’yim, keffaret-üz zünub olur. Çünkü Cenab-ı Hakk’ın rah­meti vâsi’dir, diyorum. İşte bu düşünce ile şevk ve sevince doğru ilerlerken, yazılarımın kıymetdâr Üstad’ımı memnun etmesi, bu halimi kat kat tez­yid ediyor (artırıyor).”

Bediüzzaman Hazretleri bu­rada, Hüsrev Efendi’nin Risale-i Nur’a intisab eder etmez bir ay içinde on dört kitab yazarak mazhar olduğu büyük kerâmeti hatırlatıyor ve mânen diyor ki, “Hüsrev eğer hizmetin her çeşit faaliyeti ile değil yalnız yazı ile meşgul olsa idi, Risale-i Nur’u o kadar büyük sayılarda çoğalta­caktı ki, adeta Musa (as)’ın asa­sı, ya da Hazret-i Ali (ra)’ın kılıcı Zülfikar gibi mucizâne harikalar gösterecekti.” Bu ifadeler, pek çok benzer ifadelerde olduğu gibi, Hüsrev Efendi’nin Bediüz­zaman Hazretleri’nin yanında, ne kadar büyük bir mevkii oldu­ğunu ve Risale-i Nur’un neşri ve Anadolu’da kökleşmesinde ne kadar büyük bir hissesi bulun­duğunu göstermektedir.

Hüsrev Efendi’nin Risaleleri neşretmekteki insanüstü gay­retlerinin neticesi, bu memle­kette dinsizliği mağlub edecek bir noktaya kadar ulaşmıştır. Bediüzzaman Hazretleri bu ha­rikulade başarıyı şu cümlelerle ifade etmiştir:

“Hüsrev, Türk mille­tinin mânevî büyük bir kahramanı ve bu va­tanın bir halaskârıdır (kurtarıcısıdır) ve Türk milleti onun ile ifti­har edecek bir halis fedakârıdır ve sırr-ı ihlâsa tam mazhar ol­duğundan benlik ve riyakârlık ve şöhretpe­restlik bulunmaması cihetiyle çok hizmet-i vataniye ve milliyesin­den bir ikisini beyan etmek zamanı geldi. Bu zat müstesna ve şi­rin kalemiyle nurlardan altı yüz risaleye yakın yazmış ve vatanın her tarafına neşrederek komünist perdesi altında deh­şetli ifsada çalışan anarşistliği kırdı ve tecavüzünü durdurdu ve bu mübarek vatanı ve bu kahraman milleti o zehirden kurtarmak için tesirli tiryakları her tarafa yetiştirdi. Türk genç­lerini ve nesl-i âtiyi büyük bir tehlikeden kurtarmağa vesile oldu. Said Nursî”

Hüsrev Efendi’nin bu iman nurlarının neşrine hizmette Üs­tad’ıyla omuz omuza vereceği böyle yüksek bir mevkie çıka­cağını Bediüzzaman Hazretleri Hüsrev Efendi’nin gördüğü bir rüyayı tabir ederken tâ yıllar ön­cesinden şöyle müjdelemişti:

“Benimle yüksek bir odada bulunmanız: Kur’ân’ın dellalı olduğum cihetle, dershanenin has odasına Üstad’ınla yalnız bulunduğun; doğrudan doğ­ruya onun vazifesinde şeriksi­niz (ortaksınız), o imtiyaz sana mahsustur diye işarettir.”

 

 

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,