hüsrev Efendinin Şahsiyeti

93. Sayı Hüsrev Efendi

Hüsrev Efendi insanlara karşı ziyadesiyle şefkat ve merha­met sahibiydi. Bir kardeşimiz üzün­tülü bir vakasını anlattığı zaman o da üzülürdü. Üzüntüsü açıkça görünürdü. Muhtelif vilayetlerden her gün misafirler gelirdi. Onlarla şefkatle ilgilenir, meselelerini hal­leder, büyük bir huzur içinde dön­melerini sağlardı.

Çok yumuşak huylu, halim, selim bir insandı. İnsanlara çok sevecen muamelede bulunurdu. Öyle ki bu muamele karşısında insanların içi ona karşı sevgiyle dolardı. Gönül­leri fethederdi.

Çok çok sabırlı idi. Din düş­manlarının kendisine yaptıkları zulümlere, hapislere, zehirlere ve hakaretlere rağmen hiç bir zaman hizmette usanç göstermezdi. Bazı câhil, ard niyetli veya ehl-i dalaletin oyununa gelmiş kimselerin onun aleyhinde söyledikleri sözler ken­disine ulaştığında, “Ben çamur­dan bir duvarım. Bana atılan taşlar bana saplanır kalır, geri çıkmaz.” der ve onların sözlerine sabır ve tahammülle mukabele ederdi.

Gayet kibar ve nazik, beyefendi bir insandı. Son derece edeb ve haya üzere bulunurdu. Onu gö­ren, “Ben böyle nâzik, beyefendi bir insan görmedim” derdi. Herkes onun bu yönüne hayran kalırdı. Bu­nunla birlikte gayet izzet ve vakar sahibiydi. İnsanın değerini düşüre­cek hiç bir hafif hareket veya söz kendisinden sâdır olmazdı.

Doğruluk, emniyet, ahde vefâ gibi İslâmî sıfatlarda mükemmeldi. Doğruluktan asla şaşmaz, ağzın­dan hilaf-ı hakikat hiç bir söz çık­mazdı. Bu haliyle muhatablarına tam bir güven ve emniyet duygusu verirdi.

Son derece yüksek bir Allah sevgisi ve korkusu taşıdığı, söz­lerinde hal ve hareketlerinde açık bir şekilde görünürdü. Her işinde ve sözünde daima Allah’ın rızası­nı gözetirdi. En büyük maksadının Cenâb-ı Allah’ı râzı etmek oldu­ğu her hâlinden anlaşılırdı. “Biz Rabbimiz’in üzerimizdeki her ta­sarrufundan râzıyız. Tek Rabbimiz Hâlıkımız olan Allah bizden râzı olsun, bizleri kulluğuna kabul etsin yeter. Bizim için bundan daha bü­yük saadet olamaz.” sözlerini çok­lukla tekrar ederdi. İhlasın birinci düsturu olan “Amelinizde rızâyı ilâhî olmalı.” hakikatini fiil ve söz­leriyle sürekli olarak etrafındakilere ders verirdi.

Hem hizmet cihetinde fevkalade çalışkan idi. Daima hizmetle meş­gul olur, bir saniyesini boş geçir­mezdi. Geceleri çok az uyur. Sa­bahlara kadar okur, yazar, Risale-i Nur Hizmeti ve Kur’ân-ı Kerîm yazmakla meşgul olurdu. Kendisi, bir zaman uykusunu bir saate ka­dar indirdiğini, eğer bir silahı olsa onunla o bir saat uykuyu da vurup ondan da kurtulmak istediğini an­latmıştı. Dine hizmet uğruna çok büyük bir gayret ve azîm sahibiydi!

Hüsrev Efendi, sosyal ilişkiler yönünden, insanî münasebetler cihetiyle de gayet medenî bir in­sandı. Her gelen misafire sıcak ilgi gösterirdi. İnsanlarla diyaloğu çok güzeldi. Herkesin durumunu güzelce anlar, ona göre muamele ederdi. Gelenleri ilgiyle dinler, su­allerine gayet münasip cevaplar verirdi. Kimseyi mahzun etmek istemezdi. Yanına hüzünle gelen­ler huzur içinde oradan ayrılırlar­dı. Yaşlı, genç, hizmette eski veya yeni her seviyeden insan gelirdi. Herkese durumuna göre layık olan muameleyi ya­pardı. Hususan Risale-i Nur’la yeni tanışmış olanlara daha yakın alâka göstererek kendilerine fazlasıy­la değer verirdi. Âdetâ insanların kendisine ne niyetle geldiklerini ve içindeki suallerini önceden bi­liyormuş gibi muamelede bulunur, ona göre sohbetler ederdi. Bu hâle şâhid olanlar da hayret ederlerdi.

Bediüzzaman Hazretleri gibi Hüsrev Efendi de karşılıksız hedi­ye kabul etmezdi. Eğer alması îcab ederse, o hediyeye mukabil gele­cek bir şeyler verir ve öyle kabul ederdi.

Hüsrev Efendi az yer, az uyur; buna rağmen çok dinç görünür­dü. Sîmaca gayet güzel, beyaz tenli, güleç yüzlü, çok nurânî bir insandı. Beyaz giyinir, beyaz sarık sarardı. Beyazlar içinde nur gibi parlardı. Beyaz gömlekle birlikte bol laciverd pantalon giyerdi. Bazı talebeleri, onu ilk defa gördükle­rindeki duygularını, “Sanki bir me­lek görüyorum zannettim.” diye ifade ederlerdi. Hüsrev Efendi’nin sohbetleri gibi dış görünüşü dahi kalpleri, ruhları doyururdu. Onu görenler, daha ilk görüşte tesiri altında kalırlardı. O nurânî hali, zi­yaretine gelen büyük âlimleri dahi teslime mecbur ederdi. Kendisine hürmetle muamele ederlerdi.

Konuşması da çok güzeldi. Ga­yet açık, fasih ve anlaşılması kolay bir şekilde konuşurdu. “Benim li­sanım İstanbul lisanıdır.” derdi. Konuşmasındaki letafet ile nuranî sîması insanları tesiri altında bı­rakırdı. Bir gelen bir daha gelmek isterdi. Zaten sülalesi de temiz ve pâk idi. Dindar ve asîl bir aileden geliyordu.”

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,