En Güzel İsimler, Esmâü’l-Hüsnâ

82. Sayı

Esma ismin cem’idir (çoğuludur). Hüsna keli­mesi de en güzel manasına tafdil sigasıdır1. Bu terkibin manası da “en güzel isimler” demektir. Yani “en güzel isimler Allah’a mahsus olup O’nun isimleri en ileri ve mutlak bir kemal ifade eden mukaddes kelimelerdir”2 anlamını ifade etmektedir. Sözlük manası ile Esma-ül Hüsna, “Kur’an ve hadislerde Allah’a izafe edi­len fiil veya sıfatlardan türetilmiş veya doğrudan Allah’ı (cc) ifade etmek amacıyla kullanılmış olan isimlerdir” anlamındadır3.

Esma-ül Hüsna hakkında ulema-i İslam “Her kim Cenab-ı Hakkı tanımak ve bilmek isterse Esma-ül Hüsna’yı tahsil etsin” anlamında kul­lanılan bir terkip olan “Allah bilgisi” ifadesini kullanmışlardır. Tanımak, daha önce görülen, bilinen bir kimse veya şeyle karşılaşıldığında bunun kim veya ne olduğunu hatırlamak, bil­mek ise bir şeyi anlamış veya öğrenmiş bu­lunmak anlamlarında kullanılmaktadır.3 Ce­nab-ı Hakkı bilmek ise O’nun isim ve sıfatlarını öğrenmekle olur. Zira Allah (cc) bilgisi Allah (cc) sevgisinin tohumudur2.

Bu konuda bir hadis-i kudsi de Allah-u Azi­müşşan buyurur ki: “Ben, kulum beni nasıl bilirse öyleyim, beni andığında ben de onunla olurum. Beni kendi kendine anarsa, ben de onu öyle anarım. Şayet beni bir topluluk içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde anarım. Bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir kol, bana bir kol boyu yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak gelirim”4. Bu hadisi destekleyen ayet-i kerimeler de çoktur5.

Sevgili üstadımız bu konuda Rabbimize iman etmek, O’nu tanımak ve bilmek ve O’nu sev­mek konusunda meseleyi üç eşsiz cümleyle ifade etmektedir. “Kat’iyyen bil ki “Hılkatin (yaradılışın) en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi iman-ı billah’tır (Allah’a ve O’nun sıfatlarına iman etmek/inanmak). Ve in­saniyetin en âlî mertebesi ve beşeriyetin en büyük makamı, iman-ı billah içindeki Marifetullah’tır (Allah’ı bilmek ve tanımak). Cinn-ü insin en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki Muhabbetullah’tır (Allah’ı sevmek)”6.

Cenab-ı Hakk’a iman ettikten sonra meselenin bitmediğini, Rabbimizi tanımamızın gerekli olduğuna işaret eden bu altın cümleler, onun evsaf ve sıfatlarını öğrenmemizin yolu olan Esma-ül Hüsna ilmini nazara vermektedir.

ESMA-ÜL HÜSNA HADİSİ

Ebu Hureyre (ra)’ den rivayetle Mefahir-i Mevcudat Hz. Resulullah Efendimiz (asm) buyuruyorlar ki “Allahın 99 ismi vardır. Kim bunları sayarsa cennete girer”7 Hadisin orijinal metninde “İhsa ederse Cennete girer” ifadesi bulunmaktadır. Bu kelimeye âlimler üç tür mana vermişler; “Saymak, ezberlemek, manalarını şuurla anlamak” ve eklemişler “Şu halde İhsa tahakkuk etmek için hem ezberlemek, hem manalarını öğrenmek hem de saymak gerektir. Zira insan gibi şuurlu bir varlığa da yakışan budur”. Burada 99 isim zikredilmesi “hasr” için değildir. Yani “sadece Allah’ın (cc) 99 ismi vardır, bundan başka yoktur” manasında değildir. “Filancanın bin lirası vardır ki, hayır/hasenat için hazırlamıştır.” cümlesi nasıl ki bu insanın başka parası yoktur manasına gelmez2. Aynen öyle de Cenab-ı Hakkın bizim bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok isimleri mevcuttur ve sadece 99 isim değildir.

ESMA-ÜL HUSNA VE İNSAN

Bediüzzaman Hazretleri insanın fıtratını Es­ma-ül Hüsna ile tarif ederken: “Bahardan sor. Bak nasıl [Ya Hannan, Ya Rahman, Ya Rahîm, Ya Kerim, Ya Latif, Ya Atûf, Ya Musavvir, Ya Münevvir, Ya Muhsin, Ya Müzeyyin] gibi çok esmayı işiteceksin. Ve insan olan bir insandan sor. Bak nasıl bütün esma-i hüsnayı okuyor ve cephesinde yazılı. Sen de dikkat etsen okuyabilirsin”8 ifadelerini kullanıyor ve insanın bütün esmaya mazhar olarak yaratıldığını ve Esma-i İlahiyye konusunda çalışarak azim mertebelere ulaşabileceklerini hatırlatıyor. Yani Üstadımız, Mazhariyet-i Esma’ya en cami bir ayna, insan9 derken ondaki bu azim istidadı nazara vermektedir. Risale-i Nur’un çok değişik eczalarında da kâinatın derinliklerinde çok gizli hazineler saklı olduğu, insanın ise bu hazineleri keşfedebilecek en gelişmiş cihazlara  sahip özel bir varlık olarak yaratıldığı hatırlatılmaktadır.

ESMA-ÜL HUSNA VE EFENDİMİZ (asm)

Risale-i Nur bize Rabbimizi hakkıyla tanıt­tıracak üç tarif ediciden bahsederken bun­lardan birinin de peygamberlik müessesesi ve Hz. Resul-u Mücteba Efendimiz (asm) olduğuna işaret ediyor. Kendisi için de

“Künuz-u Esma-i İlahiyenin keşşafı” (Her biri birer hazine olan Allah’ın en güzel isimlerinin keşf edicisi)10,

“Künuz-u mahfiyenin miftahı” (Kâinatın gizli hazinelerini açabilecek istidatta/kabiliyette yaratılmış, O hazinelerin anahtarı elinde olan kişi)11

“Esma-i İlahiyenin gizli definelerinin keşşafı” (Her biri keşfedilmeyi bekleyen gizli esma hazinelerini keşfedebilecek olan zat)12 ifade­lerini kullanarak, şunu nazara veriyor ki;

O zat (asm), öyle kabiliyetlerle, istidatlarla donatılmıştır ki bütün Esma-i İlahiyye hazi­nelerini idrak edebilir ve okuyabilir. Diğer peygamberlere ihsan edilen sadece tek bir esmada ihtisaslaşmak hakikati O zatta Kül­liyet kesp etmiştir. Bu hakikat O zatı bütün peygamberlerin içerisinde çok eşsiz bir yere taşır ve onların en ekmeli ve en üstünü mer­tebesine ulaştırır.

“Meselâ; İsm-i Kadîr’e mazhar Hazret-i İsa Aleyhisselâm, hangi semada Peygamber Aley­hissalâtü Vesselâm ile görüştü ise, işte o sema dairesinde Cenab-ı Hak Kadîr ünvanıyla bizzât orada mütecellidir. Meselâ; Hazret-i Musa Aleyhisselâm’ın makamı olan sema dairesinde en ziyade hükümferma, Hazret-i Musa Aleyhisselâm’ın mazhar olduğu Mütekellim ünvanıdır ve hâkeza… İşte Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, çünki ism-i a’zama mazhardır ve nübüvveti umumîdir ve bütün esmaya mazhardır. Elbette bütün devair-i rububiyetle alâkadardır. Elbette o dairelerde makam sahibi olan enbiyalarla (as) görüşmek ve umum tabakattan geçmek; hakikat-ı Mi’racı iktiza ediyor.” 13

Sevgili Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’ı, Esma-i İlahiyye penceresinden tarif ederken de Efendimiz (asm) için kullandığı ifadelere benzer şekilde;

“Zeminde ve gökte gizli Esma-i İlahiyenin manevi hazinelerinin keşşafı” (Yerde ve gökte Allah’ın en güzel isim ve fiillerinin manevi hazinelerini bünyesinde bulunduran)14

“Esma-i Hüsna’nın definelerinin keşşafı” (Al­lah’ınisimlerini definelerini keşfedecek ec­zaları kendisinde bulunduran)15 ifadeler kul­lanıyor ve sanki böyle bir kitabın ancak böyle bir peygamberi olabilir der gibi bir büyük hakikati dile getiriyor.

ESMA-ÜL HUSNA VE SÜNNET-İ SENİYYE

Risale-i Nur’da her zaman okuduğumuz ama çoğu zaman gözümüzden kaçan, Esma-i İlahiyye ile Sünneti Seniyye arasındaki rabıta­yı nezih, vazih (açık) bir surette ifade eden altın bir cümle vardır.

“Sünnet-i seniyye’deki edeb, O Sani-i Zül­celal’in esmalarının hudutları içinde bir mahz-ı edeb vaziyetini takınmaktır.”16 Bu cümle sünnet-i seniyye ile tesis edilen edebin/ahlakın esma-i ilahiyye hudutları içerisinde en güzel/makbul bir şekilde muhafaza edildiğine ve Cenab-ı Hakk’ın rızasına muvafık olduğuna işaret etmektedir.

HZ. ÜSTAD VE KURAN HİZMETİ

Bediüzzaman Hazretleri Kur’an’a ve sün­net’e istinaden tesis ettiği hizmetini Risale-i Nur’un değişik yerlerinde tanımlamakta ve başkalarının bu kudsi hizmeti ahirzaman tezgâhlarında kendisinin yerine ve istedikleri gibi tanımlamalarına ve cereyanlarına alet et­melerine müsaade etmemektedir. Bu tanımı Esma-i Hüsna konusunda da yaparak eşsiz ifadeler kullanmaktadır. “İnşallah Risale-i Nur’un bütün eczalarının (parçaları), o Kur’ an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın cadde-i nuranîsinde (nurlu yolunda) birer elektrik lâmbası hizmetini gördüklerini ifade edip, yani, mev­cudatı kendileri hesabına hizmetten azlederek Fâtır-ı Zülcelal hesabına istih­dam edip, esma-i hüsnasının mazhariyet ve âyinedarlık vazifesinde istimal ederek mana-yı harfî nazarıyla onlara bakıp, mut­lak gafletten kurtulup huzur-u daimîye girmektir; herşeyde Cenab-ı Hakk’a bir yol bulmaktır.”.17

Ayrıca tesis ettiği Kur’ân hizmetinde çok esaslı bir yere sahip olan Cevşen-ül Kebir dua-i azimesine işaret edip Cevşenin Esma-ül hüsna noktasındaki fevkalade ehemmiyetine dikkat çekerek “Kur’ân’dan çıkan bir hârika münacat olan ve marifetullahta terakki eden bütün âriflerin münacatlarının fevkinde olduğuna” işaret etmiştir. 18

Yazımızı eşrefi mahlukatın hane-i saadetinde kendisi ve temizliği Kur’ân-ı Azimüşşan’ın tasdiki ile sabit olan Valide-i sıddıka arasındaki nezih bir konuşma ile bitirelim:

Hz. Âişe Validemiz, Rabbine şöyle yöneliyor: “Rabbim, Esma-i Hüsnandan bizim bildiğimiz, bilmediğimiz bütün isimlerinle Sana münacat ederim. Her vechiyle büyüklerin büyüğü olan isminle Sana dua ederim. Her kim Sana bu isimlerinle dua ederse, icabet edersin Rabbim.”

Hz. Aişe annemizin bu duasını işiten Pey­gamber Efendimiz (asm), “İsabet ettin, isabet ettin” buyuruyor.19

Her daim dualarınızda isabet etmeniz temen­nisiyle, Allaha emanet olunuz.

Kaynaklar:

[1] İsmi tafdil, faziletlendirmek manasında bir derece­lendirme olup bir vasfın başka bir varlıktakinden daha çok olduğunu göstermek için türetilen isimdir. İki şey arasındaki ortak fakat biri diğerinden üstün olan sıfatı bildirir. Burada hüsün kelimesinin hüsna olarak ifade edilmesidir. Zira Allah’ın isimleri güzel değildir en güzeldir. Bu konuda cemil/ecmel, şeref/eşref, kerem/ekrem, kebir/ekber gibi misaller verilebilir. [2] Ali Osman TATLISU. “Esma’ül Hüsna şerhi” Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, sayı 60, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1969. [3] Büyük Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, http://www.tdk.gov.tr. [4] Tirmizî, es-Sunen. 37, Zuhd, 51, hadis no: 2383 (IV. 596). [5] Bu ayetlerden bir kaçı; Kur’an-ı Kerim, Bakara suresi 186. ayet. “Habîbim, yâ Muhammed! Kullarım sana benden sorarsa, şübhe yok ki ben (onlara) pek yakınım. Bana duâ ettiği zaman duâ edenin duâsına cevab veririm; öyle ise (onlar da) benim (rızâm) için (da‘vetime) icâbet etsinler ve bana îmân etsinler; tâ ki hak yolu bulsunlar”. Kur’an-ı Kerim, Bakara suresi 152. ayet. “Öyle ise beni (ibâdetle) zikredin ki, (ben de) sizi (rahmetimle) yâd edeyim; ve bana şükredin fakat bana nankörlük etmeyin!”. [6] Risale-i Nur Külliyatı, Mektubat 1, 20. Mektub, Mukaddime. [7] Müs-lim, “Zikr” 5, 6 [no:2677-2678]; Tirmizî, “Deavât” 82 [no:3428-3430]; İbn Mâce, “Duâ” 10 [no:3860]; Ahmed b. Hanbel,Müsned, II, 258, 267, 314, 427, 503. [8] Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 24. Söz, sayfa 125. [9] Risale-i Nur Külliyatı, Zülfikar, 10.söz, Onbirinci Hakikat. [10] Risale-i Nur Külliyatı, Zülfikar, 6-14. Reşha [11] Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar, [12] Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye, Reşhalar, 6. Reşha [13] Risale-i Nur Külliyatı, Sözler 31. Söz, İkinci esas. [14] Risale-i Nur Külliyatı, Zülfikar, 25.söz, Mukad­deme. [15] Risale-i Nur Külliyatı, Mesnevi-i Nuriye, 14.Reşha, İkinci katre. [16] Risale-i Nur Külliyatı, Lemalar, 11. Lema. [17] Risale-i Nur Külliyatı, Sözler, 26. Söz (Zeyl). [18] Risale-i Nur Külliyatı, Şualar, 15. Şua. [19] Tecrit Terc. 8/192. 3- Buhârî, 8/1165; Tirmizî, Daavât, 86.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,