İstişârede Keramet Vardır!

81. Sayı

İSTİŞÂRENİN EHEMMİYETİ

Dağları görmek için ovalara inmek, ovaları görmek için dağlara çıkmak gerekir. Dağdaki insanın gördükleriyle, ovadaki insanın gördükleri nasıl farklıysa, toplum hayatında değişik yerlerde duranların, şahsi veya toplumsal olayları algılama ve değerlendirmeleri de o derece farklıdır. İstişâre toplantıları bu farklı algı ve değerlendirmeleri bir araya getirerek, bir [highlight]tefekkür zenginliği[/highlight] ortaya koyar. Bu toplantılara katılanların her biri dahi olmayabilirler, ama akılların ittifakıyla oluşan [highlight]grubun beyni, kollektif bir deha[/highlight] özelliği yansıtır. Üstad Bedîüzzaman buna işareten şöyle der: Hakikî, samimî bir ittifakta herbir fert, sair kardeşlerin gözüyle de bakabilir ve kulaklarıyla da işitebilir. Güya on hakikî müttehid adamın herbiri yirmi gözle bakıyor, on akılla düşünüyor, yirmi kulakla işitiyor, yirmi elle çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.” (Lem’alar)

Şer’an belli olan (farz, haram gibi) meselelerde istişâre yapılmaz. İstişâre şeriatın izin verdiği, fakat bizim için “faydalı mı, zararlı mı” olduğunu bilmediğimiz konularda yapılır.

İstişârede gaye Allah’ın rızası doğrultusunda, mü’minlerin umumunu ilgilendiren bir meselede, faydalı, selametli olan yolu bulabilmektir.

Usulüne uygun istişâre müminlerarası muhabbeti, dayanışmayı artırır. Usulüne uygun olmayan istişârede kin ve fitneyi netice verir.

TOPLANTI ÇEŞİTLERİ

Toplantılar genellikle [highlight]‘bilgi vermek’[/highlight] için veya herhangi bir [highlight]‘problemin çözümü’[/highlight] için yapılır. Bilgi vermek için yapılan toplantılarda toplantıya katılanların görüşü alınmaz. Onların bir şeyden haberdar olmaları veya bir şeyi yapmaları istenir. Problem çözmek için yapılan toplantılarda ise, toplantıya katılan kişilerin görüşlerine müracaat edilerek, problemi çözmede onların yardımı istenir.

Bazen bir toplantıda bu iki konu üzerinde de durulabilir. İki konunun beraber ele alındığı toplantılarda, ‘bilgi verme’ ile ‘sorun çözme’nin birbirine karıştırılması toplantı başkanıyla toplantıya katılanlar arası çatışma doğurabilir. Bu yüzden bilgi verme ile problem çözme, kesin, net hatlarla birbirinden ayrılmalıdır. Bu konular ya ayrı ayrı ele alınmalı veya açıkça belirtilmelidir.

[highlight]‘Problem çözmek’[/highlight] için yapılan toplantılarda, toplantı başkanı veya yetkili birisinin kendi görüşünü öne sürmesi ve toplantıya katılanlara kendi görüşünü kabul etmelerini istemesi ve kabul ettirmesi doğru değildir. Bu hal [highlight]‘sorun çözme’[/highlight] toplantısını [highlight]‘bilgi verme’[/highlight] toplantısına dönüştürür.

Toplantıyı tertip eden başkan bir işi [highlight]yapmaya veya yaptırmaya kesin kararlıysa,[/highlight] bunu istişâre etmemelidir. Kesin kararlı olduğu konuda bazı tereddüdleri varsa ve bu konuda başkalarının görüşünü de almak istiyorsa, bunu birebir danışma şeklinde yapmalıdır.

İSTİŞÂRE EHLİYLE YAPILMALI!

İstişârede en mühim esas istişârenin ehil olan kimselerle yapılmasıdır. Peygamberimiz (asm) [highlight]“İşler ehil olmayan kimselere verildiği zaman, kıyameti bekle!”[/highlight] buyurmuştur. Ehil olmayan kimselerin toplantıya katılması da toplantının kıyametini koparır.

İstişâre yapılacak konulara göre, şahıslar da değişebilir. Beşerî münasebetlerde bilhassa yaşlı, olgun insanlarla, ticari mevzuda ticaretten anlayan kimselerle, ilmi mevzularda ise âlimlerle istişâre yapılır. Bir insanın bütün alanlarda uzman olması ve her şeyden anlaması mümkün değildir. Hulâsa İstişârede [highlight]‘belli şahıslar’ [/highlight]değil, [highlight]‘ehil şahıslar’ [/highlight]özelliği aranmalıdır.

Ehil olan insanlarla istişâre yapılmalı ama, onların da ihlaslı olmalarına dikkat edilmelidir.

Toplantı başkanı toplantıya çağıracağı kimselerin bilgi ve becerisine güvenmiyorsa onları toplantıya çağırmamalıdır. Başkanın toplantı yapıp, toplantıda ortaya konulan görüşlere itimad etmeyerek, muhalif hareket etmesi toplantıya katılanları incitir.

Toplantı başkanı, bilgisine itimad etmemekle beraber görüşünü almak istediği kimselerle birebir görüşmelidir. Bu, iletişim açısından daha sağlıklıdır.

HAZIRLIK

Sorun çözme toplantısına katılacak olan kişiler daha önceden üzerinde tartışılacak, karar verilecek konudan haberdar olmalı ve toplantıya konuyla ilgili araştırma yaparak gelmelidirler. Habersiz, hazırlıksız, acele yapılan toplantılarda ekseriyetle isabetli görüşler alınamaz. Bilhassa araştırma ve uzmanlık isteyen konular, iki, üç saat içerisinde -hazırlıksız- yapılan toplantılarda çözüme kavuşturulamaz. Alınan kararlarda hatadan hali olmaz.

ORTAM

Toplantı yapılacak oda, yeterli büyüklükte, iyi havalandırılmış, rahatsız edici ışık ve gürültüden arındırılmış, temiz olmalı. Ortam gerginleştirici, zorlayıcı değil dinlendirici olmalı. Oturma şekli üyelerin birbirlerini rahatça görebileceği konumda olmalı. Toplantıyı hiç kimse rahatsız etmemeli ve bölmemeli. Toplantı odasında telefon olmamalıdır.

Gerekli araç ve gereçler önceden hazır edilmelidir. (Kağıt, kalem, tahta, tebeşir, tepegöz vs.)

TOPLANTIYI AÇIŞ

Toplantı kararlaştırılan saatte başlamalıdır.

Toplantı Kur’ân kıraatiyle ve duâ ile başlatılmalı ve duâ ile bitirilmelidir. Mümkün mertebe Kur’ân’dan okunan kısım toplantı konusuyla veya toplantı düsturları ile ilgili olmalıdır.

Toplantıya yeni katılan, grubun tanımadığı kimseler varsa, başkan onları takdim etmeli ve tanıtmalıdır.

Önce son toplantıda alınan kararlar ve raporlar gözden geçirilmelidir.

Raporlardan sonra, başkan gündem maddelerini baştan sona okumalı, kısaca bilgi vermeli ve ehemmiyet sırasına göre konular ele alınmalıdır.

Toplantı sonrasına doğru dikkatler dağıldığı ve yorgunluk oluştuğundan, en mühim konuların başa alınması kararların sağlıklı olması için önemlidir.

GÜNDEM MADDELERİ

Gündem maddeleri yalnızca başkan tarafından tesbit edilmemelidir. Grup üyeleri de gerekli gördükleri, önemli meseleleri gündem maddeleri olarak teklif etmelidir.

Gündem maddeleri toplantı öncesinden toplantıya katılacaklara bildirilmiş olmalıdır.

Toplantı konuları [highlight]‘efradını cami ağyarına mani’[/highlight] olarak ele alınmalı, toplantı konularının dışına çıkılmamalıdır.

Hususî şahısları ilgilendiren meseleler, ayrıca konuşulmalı toplantı meşgul edilmemelidir.

Ele alınan konular sınırlandırılmalıdır. Mesela “Hedeflerimiz neler olmalıdır?” sorusu oldukça geneldir. Bu konu “Eğitimde hedeflerimiz neler olmalı?”, “Mali yönde hedeflerimiz neler olmalı?”, “Beşeri münasebetlerde hedeflerimiz neler olmalı?” gibi başlıklar altında sınırlandırılmalıdır.

Ele alınan gündem maddeleri ve oturum zaman yönünden sınırlandırılmalıdır. Uzun zaman, dikkatlerin dağılmasına ve usanca sebep olabilir.

İHTİLAF ADABI

İstişâre değişik kimselerin fikirlerini bir araya getirmek olduğu için, [highlight]ihtilaf da zaruridir[/highlight]. İhtilaf farklı görüşleri bir araya getirdiği için bir zenginlik olduğu kadar, toplantının geleceği açısından da tehlikelidir. İhtilaflar nefsanî garazların işe karışmasıyla zenginliği bir fitne ve düşmanlığa dönüştürebilirler.

İhtilafların zenginliğinden istifade etmek ve tehlikelerinden kurtulmanın tek yolu Üstad Bedîüzzamanın dediği gibi, [highlight]ihtilafı müsbet[/highlight] ve [highlight]menfî[/highlight] olmak üzere ikiye ayırmak ve ihtilafı müsbet çizgide tutmaktır.

[highlight]Müsbet ihtilâf;[/highlight] toplantıya katılan şahısların herbirinin kendi mesleğinin tamir ve revâcına sa’y etmesidir. Kişiler birbirlerinin görüşünü çürütmek veya yanlışlığını isbat etmek yerine, tekmil ve ıslahına çalışmalıdırlar. Bu tür ihtilaflar “Ümmetimin ihtilafı rahmettir” hadisiyle de övülmüştür.

Yönetim bilimlerince geliştirilen [highlight]‘Beyin Fırtınası’[/highlight] tekniği de buna benzer bir yaklaşım uygular. Beyin fırtınası, bir toplantıda kişilerin eleştirilme endişesi olmadan fikirlerini rahatlıkla ifade ettikleri grup tartışma tekniğidir.

Beyin fırtınasının birinci basamağının genel ilkeleri kısaca şöyledir:

  • Bütün teklifler kabul edilir ve listelenir.
  • Fikirlerin özgürce açıklanması desteklenir.
  • Fikirler söylenirken ortaya atılan fikirle ilgili olarak hiçbir yorum ve eleştiri yapılmaz, fikirler sorgulanmaz, yargılanmaz.
  • Konuya değişik yönlerden bakmak teşvik edilir.
  • Bütün fikirler ortaya konuncaya kadar önerilerin ortaya konuşu devam eder.

[highlight]Menfî ihtilâf[/highlight] ise garazkârâne, adâvetkârâne birbirinin görüşünü çürütmeye çalışmaktır. Bu tarz ihtilaflar Kur’ân ve sünnet tarafından şiddetle yasaklanmıştır. Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.

Üstad Bedîüzzaman, bu konuda şöyle der: “Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, [highlight]”Mesleğim haktır veya daha güzeldir”[/highlight] demeye hakkın var. Fakat [highlight]”Yalnız hak benim mesleğimdir”[/highlight] demeye hakkın yoktur. (وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ وَلكِنَّ عَيْنَ السُّخْطِ تُبْدِى الْمَسَاوِيَا) (Rıza gözü, ayıplara karşı kördür. Kem göz ise kusurları araştırır.) sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.

Üstad Bedîüzzaman, Hakîkat Çekirdekleri’nde de şöyle der:

“Hakta ittifak, ehakta ihtilâf olduğundan, bazan hak, ehaktan ehaktır; hasen, ahsenden ahsendir. Herkes kendi mesleğine “Hüve hakkun” (o haktır) demeli, “Hüve’l-Hakku” (hak yalnızca budur) dememeli. Veyahut “Hüve hasen” (o güzeldir) demeli, “Hüve’l-Hasen” (yalnızca o güzeldir) dememeli.”

[highlight]”Tesadüm-ü efkârdan ve tehalüf-ü ukulden hakîkat tamamıyla tezahür eder”[/highlight] cümlesini ise şöyle tahlil eder:

“Hak namına, hakîkat hesabına olan tesadüm-ü efkâr, maksatta ve esasta ittifakla beraber, vesâilde ihtilâf eder. Hakîkatin her köşesini izhar edip hakka ve hakîkate hizmet eder.

Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakîkat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü, maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihâyetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hal-i âlem buna şahittir. (Uhuvvet Risâlesi)

[highlight]Hulasa;[/highlight] İstişâre toplantılarındaki ihtilaflar bir zenginliktir. Fakat bu zenginlikten istifade edebilmek, ihtilafı ‘[highlight]müsbet ihtilaf[/highlight]’ çizgisinde tutmak şartıyla mümkündür. Bu da ancak şahıs veya fikirlerin eleştirilmemesiyle veya bunun ölçülü olmasıyla gerçekleştirilebilir.

TOPLANTIYI YÖNETMEK

Toplantıda en büyük görev, toplantı başkanına düşmektedir. Başkan toplantıyı idare etmeli, adeta orkestra şefi gibi olmalıdır. Gündem maddelerinin dışına çıkıldığı zaman ikaz etmeli, konuşmayanları cesaretlendirmeli, konuyu aşırı uzatanlara kısa tutmasını tavsiye etmeli, toplantının kırıcı tartışmalara dönüşmesini engellemeli, herkese âdil davranmalıdır. Bununla beraber amir gibi değil, arkadaş gibi hareket etmelidir.

İstişârede hür bir ortam olmalıdır. Herkes fikrini korkmadan, utanmadan, çekinmeden ortaya koymalıdır. Aynı zamanda muhatapların fikrini gizlemelerine sebep olacak durumlardan uzak durulmalıdır.

Toplantı başkanı veya yetkili şahıslar mümkün mertebe en son konuşmalıdır. Çünkü toplantıya katılanlar orijinal düşünceleri, teklifleri olsa bile, onlara muhalefet etmekten çekinerek fikir beyan etmeyebilirler.

Hiç kimse kendi fikrini kabul ettirmek için ısrar etmemelidir. Fikrini söylemeli, müdafaa ve isbat etmeli, fakat cebr etmemelidir.

İstişârede fikri kabul edilmemiş olanlar kırılmak, gücenmek, küsmek, kızmak, kin gütmek gibi bir tavra gitmemelidirler.

Peygamberimiz (asm) Uhud Savaşı öncesi istişâre yapmış, kendi görüşüne muhalif sahâbelerin reyini kabul etmiştir. Hz. Ömer (ra) bir meselede kendine itiraz eden kadının sözünü kabul etmiş, kendi görüşünden vazgeçmiştir. Bu olgunluğu istişâredeki her fert gösterebilmeli ve “Ben böyle düşünüyorum. Fakat yanlış olabilir” veya “Benim söylediğim yanlış, arkadaşımın söylediği isabetlidir” diyebilmelidir. Önemli olan [highlight]“benim fikrim”[/highlight] değil, umumun menfaati, yani [highlight]“bizim menfaatimiz”[/highlight] olmalıdır.

Ortaya konulan fikirler tenkit edilirken, şahıs değil, fikir tenkit edilmelidir. Şahsa yönelik tenkit, istişârenin sıhhatini bozar.

Toplantıda aykırı veya uç fikirler olabilir. Fakat bu fikirleri dile getirenler -genel prensiblere aykırı olmamak şartıyla- fikirlerinden dolayı yargılanmamalıdır. Her fikir toplantıda bir zenginlik olarak değerlendirilmelidir.

İstişârede bir fikir çok güzel olabilir. Fakat fikrin güzelliğinden ziyade uygulanabilir olması daha mühimdir. Bir fikrin mümkün olması ayrı, uygulanabilir olması ayrıdır. Bazı şahıslar çok iyimserdirler ve her şeyin iyi tarafını görürler. Bazıları da tam tersine karamsardırlar ve her şeyin kötü tarafını görürler. Bir karar alınacağında istişâredeki şahıslar renklerin tamamını görmeye çalışmalıdırlar. Ne yalnızca toz pembe tablolar çizmeli ve görmeli, ne de karamsar olunmalıdır. Alınacak kararın muhtemel neticelerinin iyi, kötü bütün yönleri masaya yatırılmalı, gerçekçi ve dengeli olunmalıdır. Toz pembe tablo hoşumuza gidebilir veya karamsar tablolar bizi rahatsız edebilir, fakat önemli olan bizim bir şeyden hoşlanmamız veya rahatsız olmamız değildir. Önemli olan gerçekçi bir bakış açısıyla renkler arasındaki azlığı/çokluğu ve dengeyi doğru bir şekilde görebilmek ve bunun neticesinde de sağlıklı bir çözüm ortaya koyabilmektir.

İstişâre isabetli görüşü bulmak için en mühim yoldur. Fakat bazı durumlar istişâreyi istişâre olmaktan çıkarır. Kendi görüşünü çok beğenen şahıslar, bazen istişâre kurallarını çiğneyerek ısrarla görüşünü gruba kabul ettirmeye çalışır. Kendi fikrine muhalif görüşleri dinlemez, dinlese de onları sudan bahanelerle reddederler. Hatta bazen kendi fikrine muhalif olanlara kızar, tahkir ve techil ederler. Fikri kabul edilmediği zaman gücenir, fikri kabul edilince de bir zafer kazanmış gibi olurlar. Eğer istişârede bu şahısların fikri onların ısrarına binaen kerhen kabul edilirse, bütün sorumluluk ve vebal bu şahıslara âit olur. Bu tür istişârelerin sonunda menfî durumlar ortaya çıktığı zaman “Ne yapalım istişâreden bu karar çıkmıştı” diyerek, suçu istişâreye nisbet etmek doğru değildir.

Bir şahıs kendi fikrinin isabetli olduğuna inanabilir. Bu bir eksiklik değildir. Fakat hata etmesi de her zaman mümkündür. Bu yüzden “Her zaman hata edebilirim” düşüncesi göz önünde bulundurulmalı ve “Ekseriyet iştirak etmediği takdirde, benim ısrarımla bu fikir kabul edilirse ben vebal altında kalırım” endişesiyle hareket edilmelidir. Her şahıs fikrini ortaya koymalı, savunmalı, izah etmeli, fakat kararı çoğunluğa bırakmalıdır.

Üstad Hazretleri şöyle der: Bu marazın çare-i yegânesi: Nefsini itham etmek ve nefsine değil, daima karşısındaki meslektaşına taraftar olmak… Fenn-i âdâb ve ilm-i münazaranın uleması mâbeynindeki hakperestlik ve insaf düsturu olan şu [highlight]‘Eğer bir meselenin münazarasında kendi sözünün haklı çıktığına taraftar olup ve kendi haklı çıktığına sevinse ve hasmının haksız ve yanlış olduğuna memnun olsa, insafsızdır.’[/highlight] Hem zarar eder. Çünkü haklı çıktığı vakit, o münazarada bilmediği birşeyi öğrenmiyor. Belki gurur ihtimaliyle zarar edebilir. Eğer hak hasmının elinde çıksa, zararsız, bilmediği bir meseleyi öğrenip menfaattar olur, nefsin gururundan kurtulur. Demek insaflı hakperest, hakkın hatırı için nefsin hatırını kırıyor. Hasmının elinde hakkı görse, yine rıza ile kabul edip taraftar çıkar, memnun olur.

İşte bu düsturu ehl-i din, ehl-i hakîkat, ehl-i tarikat, ehl-i ilim kendilerine rehber ittihaz etseler, ihlâsı kazanırlar. Ve vazife-i uhreviyelerinde muvaffak olurlar. Ve bu fecî sukut ve musibet-i hazıradan rahmet-i İlâhiye ile kurtulurlar.”

İSTİŞAREDE GİZLİLİK

Toplantıda konuşulanların başka yere taşınmayacağına dair tam bir güven olmalıdır. Bu güven oluşmadığı takdirde üyeler düşüncelerini rahatça söyleyemeyebilirler. Toplantıya katılan her fert [highlight]‘sır tutma’[/highlight] konusunda emin/güvenilir olmalıdır.

Aynı zamanda toplantıya toplantıyla ilgisi olmayan yabancı kimseler alınmamalıdır. Teknik bir konuda fikrini almak için çağrılan kimseler konuyla ilgili malumat verdikten sonra, -grup üyeleri rahatsız olacaksa- toplantıdan ayrılmalıdır.

Peygamberimiz (asm)’ın istişârelerde gizliliğin ehemmiyetinden bahseden bazı hadisleri şöyledir:

“Kendisiyle istişâre edilen kimse, güvenilen kimsedir.”

“İki kişi bir yere oturduklarında emanetle otururlar. Onlardan birisinin arkadaşının (aralarında konuşup da anlatılmasını) çirkin gördüğü bir şeyi ifşa etmesi helal olmaz. (Beyhaki)

“Bir şahıs başka birine bir şey anlatıp da sağına soluna baktığında o (söylemiş olduğu şey) emanettir.” (Ebu Davud, Tirmizî, Ahmed)

“Üç meclis haricinde, meclisler emanet yerleridir. (Onlarda) haram bir kanı dökmek, zina, haksız yere başkasının malını gasbetmek.” (Ebu Davud, Ahmed)

Meclislerin emanet yeri oluşu, konuşulanların başkalarına anlatılmasının haram olduğunu ifade etmek içindir.  Mecliste konuşulanların başka yere taşınması, emanete hıyanet olur.

“İhtiyaçlarınızı temin ederken onu gizlemekle (Allah’dan) yardım isteyiniz. Muhakkak ki her nimet sahibine hased edilir.” (Deylemi)

İSTİŞAREYİ KARARA BAĞLAMA

Gündemdeki her madde değerlendirmenin sonunda özetlenip karara bağlanmalıdır. Kararlar ‘oy çokluğu’ndan ziyade ‘oy birliği’yle alınmalıdır. Oylama veya oy çokluğu [highlight]şekli[/highlight] değil, görüş birliğiyle alınmalıdır.

İstişârede alınan karar, umumu ilgilendiren bir konu olduğu için kararla ilgili bütün insanların hukuku göz önünde bulundurulmalıdır. [highlight]Bir kişinin istişâre kurallarını çiğneyerek kendi görüşünü kabul ettirmesi, umumun hukukuna bir tecavüz sayılır.[/highlight] İstişâre sonunda meydana gelecek [highlight]bütün vebal ve sorumluluk[/highlight] bu şahsa ait olur. Bu yüzden karar alınırken bu vebalden korkarak, şahsi görüşlerden ziyade umumun görüşüne nazar etmek gerekir.

Umumun aldığı karar, açıkça Kur’ân, sünnet ve maslahatlara aykırı değilse vebalden de uzaktır. Çünkü Peygamberimiz (asm) [highlight]“Ümmetim dalalet üzere ictimâ etmez”[/highlight] buyurmuştur.

Toplantı sonrasında ekseriyetle alınan kararlar açık, net olmalı, yoruma ve yanlış anlamaya müsait olmamalıdır.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,