Ümmetimden Nâbî İsimli Biri Beni Ziyarete Geliyor!

80. Sayı Hz. Muhammed (sav) Tarih

Nâbî (1642 Urfa – 1712 İstanbul). Asıl adı Yûsuf’tur. Nâbi, 25 yaşlarında İstanbul’a gider ve sarayda kâtipliğin yanı sıra “târih düşürme”ler yapardı. Osmânlı şâiri ve velî Nâbî 1678’de hacca gider. Hac kâfilesi Osmânlı devlet ricâlinden meydana gelir. Hicaz yollarında, Peygamber Efendimizin aşkından dolayı, Yûsuf Nâbî neredeyse hiç uyumaz. Medîne’ye yaklaştıkları bir gece, kâfiledeki bir devlet büyüğünün deve üzerinde ayaklarını kıbleye doğru uzatarak uyuduğunu gören Nâbî, adamı uyandıracak bir sesle şu na’ti okur:

Sakın terk-i edebden, kûy-i mahbûb-i Hüdâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhîdir, Makâm-ı Mustafâ’dır bu

Edebi terketmekten sakın! Zîrâ burası Allâh-ü Teâlânın sevgilisi olan Peygamber efendimizin bulunduğu yerdir. Bu yer, Hak teâlânın nazar evi, Resûl-i Ekrem(sav)’in makâmıdır.

Habîb-i Kibriyânın hâb-gâhıdır fazîletde
Tefevvuk kerde-i arş-ı Cenâb-ı Kibriyâ’dır bu

Burası Cenâb-ı Hakk’ın sevgilisinin istirahat ettikleri yerdir. Fazîlet yönünden düşünülürse, Allâh-ü Teâlânın arşının en üstündedir.

Bu hâkin pertevinden oldu deycûr-i âdem zâil
İmâdın açdı mevcûdât dü çeşmin tûtiyâdır bu

Bu mübârek yerin mukaddes toprağının parlaklığından yokluk karanlıkları sona erdi. Yaradılmışlar, iki gözünü körlükten açtı. Zîrâ burası kör gözlere şifâ veren sürmedir.

Felekde mâh-ı nev Bâb’üs-Selâmın sîne-çâkidir
Bunun kandîli cevzâ Matla-ı nûr-i ziyâdır bu

Gökyüzündeki yeni ay, O’nun kapısının yüreği yaralı âşığıdır. Gökyüzündeki oğlak yıldızı bile O peygamberin nûrundan doğmaktadır.

Mürâât-ı edeb şartıyla gir Nâbî bu dergâha
Metâf-ı kudsiyâdır bûse-gâh-ı enbiyâdır bu

Ey Nâbî, bu dergâha edebin şartlarına riâyet ederek gir. Zîrâ burası, büyük meleklerin etrâfında pervâne olduğu ve peygamberlerin hürmetle eğilerek öptüğü tavaf yeridir.

O yüksek rütbeli kişi, şiirin ne ma’nâya geldiğini anlar ve hemen ayaklarını toplayarak “[highlight]Ne zamân yazdın bunu? Senden ve benden başka duyan oldu mu?[/highlight]” diye sorar. Yûsuf Nâbî de; “Daha önceden söylememiştim. Şu anda sizi bu durumda uzanmış görünce elimde olmayarak yüksek sesle söylemeye başladım. [highlight]İkimizden başka bilen yok.[/highlight]” der. Bu sözler üzerine o kişi, rahat bir nefes alarak; “Mâdem ki bu şiiri burada söyledin, burada kalsın. İkimizden başkası duyarsa, senin için iyi olmaz.” diye ikâz eder.

Kâfile, sabah ezânına yakın Mescid-i Nebî’ye varınca minârelerden müezzinler ezândan evvel Nâbî’nin, “Sakın terk-i edebden…” diye başlayan na’tini okurlar. Nâbî ve o yüksek rütbeli kişi hayretten dona kalır. Sabah namazını kıldıktan sonra, Nâbî ve öbür zât namaz kıldıkları câminin müezzinini bulup; “Allâh aşkına, Peygamber aşkına ne olursun söyle! Ezândan önce okuduğun na’ti kimden, nereden ve nasıl öğrendin?” diye sorar. Müezzin gâyet sâkin bir şekilde: “Rasûl-i Ekrem (sav) bu gece Mescid-i Nebî’deki [highlight]bütün müezzinlerin rüyâsına girerek[/highlight] buyurdu ki: “[highlight]Ümmetimden Nâbî isimli biri beni ziyârete geliyor. Bana olan aşkı her şeyin üstündedir. Bugün sabah ezânından önce, onun benim için söylediği bu şiiri okuyarak, Medîne’ye girişini kutlayın.[/highlight]” Biz de Rasûlullâh (sav)’ın emirlerini yerine getirdik.” Nâbî ağlayarak; “Sâhiden Nâbî mi dedi? O iki cihânın Peygamberi, Nâbî gibi bir zavallıyı ve günahkârı, ümmetinden saymak lütfunu gösterdi mi?” diye sorar. “Evet” cevâbını alınca da, sevincinden oracıkta bayılıverir.

Nâbi’nin ölümüne bir çok kişi târih düşürmüştür.

 “Gitti Nâbî Efendi cennete dek”

“Zelîha-yı cihânda çekti dâmen Yûsuf-ı Nâbî”

Nâbî bir çok olaya târih düşürmüş ama asıl ilginç olanı kendi ölümünü bilip târih düşürmesidir; “Nâbi be-huzûr âmed” (Nâbî dünyânın çilesinden kurtuldu, huzura erdi) Nâbî’nin düşürdüğü belki de en güzel târih bu olmuştur.

[button color=”red” size=”small” link=”http://dergi.irfanmektebi.com/sayi/17/” target=”blank” ]Bu yazı İrfan Mektebi Dergisi’nin Nisan 2008 tarihli 17.sayısında yayınlanmıştır.[/button]

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,