Bedîüzzaman ve çalışma hayatı

71. Sayı

HERŞEY DİKKATLE İŞİNİ YAPIYOR
Bütün dinlerde önce var oluş problemi çözülür. Düşünceler imar edilir. Bir Yaratıcı tasavvuru ortaya konur. Eğer zihninizde bir Allah tasavvuru ve buna dayalı olarak adalet düşüncesi yoksa elinizde tuttuğunuz terazinin pek anlamı yoktur.
Bedîüzzaman Hazretleri zihinlerin arka planında bir çalışma felsefesi bina etmek için öncelikle var oluş problemini çözüyor. Bir Yaratıcı tasavvuru ortaya koyuyor. İnsanın âlemdeki yerini tespit ediyor. Nasıl bir evrende yaşadığına ve mesaî arkadaşları olan diğer varlıklar nasıl çalıştığına dikkat çekiyor. İnsanın faaliyet açısından ne kadar canlı bir ortamda bulunduğunu ve yaşadığı ortamın temel dinamiklerinin farkına varmasını hedefliyor.
Bedîüzzaman Hazretleri’ne göre ömür bir sermayedir. Dünya ise bir ticarethanedir. Çalışmak Allah’ın emridir. Mülk Allah’ındır. Öyle ise emek toplumsal huzuru ve sosyal adaleti temin etmek için olmalıdır. Yoksa “Rahatım için zahmet çek. Sen çalış, ben yiyeyim. Benden yemek, senden emek.” diyerek toplumsal barışı bozmak için değildir.
Üstad’a göre insan çalışacak/ça­lı­şabilecek ve faaliyet gösterecek bir donanımla yaratılmıştır. Âlemde faaliyet esastır. Atalete (boş durmaya) yer yoktur. Bundan dolayıdır ki âtıl (boş, tembel) adamın sefil ve rezil hâle düştüğü çoğu zaman görülmektedir.
Yaratılış hamurumuz çalışmak üzere yoğrulmuştur. Gücün, kuvvetin verilmesi çalışmak içindir. Nitekim Kur’ân’da mealen “Şüphesiz insan için çalıştığından başkası yoktur.” (Necm, 39) buyrularak insanlar çalışmaya teşvik edilmişlerdir.
Bedîüzzaman Hazretleri çalışmaya olan İlahî sevkle beraber Peygamber teşviğini de şöyle açıklar: “Hazret-i Peygamber (asm) “Çalışıp kazanan Allah’ın sevgili kuludur.” buyurarak İlâhî sevki sözleriyle destekleyerek çalışmaya teşvik etmiştir.
Risâle-i Nur eserlerinde öncelikle bir yaratıcının olduğunu ortaya koyar. Bu yaratıcı “Kerîm” isminin bir tecellisi olarak mükâfatı, emeğin içine yerleştirmiştir. Ücretler işin kendisindedir. Yani içindedir. Lezzet emektedir. Emek ise lezzet verir. Faaliyette zevk vardır. Hürmete lâyık insanlara hürmetten herkes zevk duyar. Merhamet ve şefkate muhtaç olanlara yardım etmekten gelen lezzeti herkes vicdanında hisseder. El emeğini yemeden gelen zevki herkes hisseder.
Atalet, tembellik ve durağanlıkta acı ve ıztırap vardır. Bu sırdan dolayıdır ki her şey -Arıdan, sinekten, tavuktan tut, tâ güneşe ve aya kadar- tam bir şevk ve lezzetle vazifesinde çalışır. Ardından şöyle bir sonuç çıkarır: “Demek yer ve gök ve bunlarda bulunan varlıklar çalışmanın zevkinden dolayı mükemmel bir şekilde vazifelerini yerine getiriyorlar.”
Demek en büyük varlıktan en küçük varlığa kadar her şey (tembel insan ve bazı canavarlar hâriç) pür dikkat vazifesinde çalışır.
Bedîüzzaman Hazretleri’ne göre bir kısım insanlar faaliyetteki zevk ve lezzeti bilmemektedirler. Çalışmanın zevkine varmamışlardır. Bunun farkında değillerdir. Onun için insan zihninde öncelikle doğru bir dünya hayatı ve doğru bir varlık tasavvuru yerleşmelidir.
İnsan zihni her şeyin ve herkesin çalıştığı bir dünya profilinde tembelliğine mâzeret bulamaz. İçinde zevk ve lezzetin aşılandığı belki zevk ve lezzetin kendisi olan faaliyetin farkına varmakla insanın, çalışmaya olan iştiyakı artacaktır. İşin zorluğuna bakmak değil, ondaki lezzete dikkatleri çekmelidir.
İNSANIN ÇALIŞMA AMACI NE OLMALIDIR?
Çalışmak her şeyden evvel insan için bir ihtiyaçtır. İnsan çalışma hayatında dengeli davranmak zorundadır. Dünya ve âhiret dengesini iyi kurmalıdır. Bedîüzzaman Hazretleri çalışma hayatının yalnız dünyevî sonuçlar vermemesi gerektiğini söyler. İnsanın bir ömür harcadığı emeğinin sâdece geçici dünya nimetlerine mahkûm kalmaması gerektiğine dikkatleri çeker. Çünkü böyle bir sonuç yalnızca dünyevî, değersiz, geçici, bereketsiz ve kişi için sürekli bir menfaat sağlamayan bir şeydir. Âdeta ruhsuz bir ceseddir. Hem insanın çalışmaya olan iştiyakını kırmaktadır. Çünkü “Bu kadar çalıştığım yeter. Artık bir köşeye çekilip rahat bir hayat süreyim.” der. İlerleyen yaşlarda insanı tembelliğe atar. Öyle ise insan gözlerini ötelere dikmelidir. Öteleri düşünmelidir. Geçici olmayan ve ebedî olan âhiret hayatını da düşünmek zorundadır. Bâki âlemde rahat ve güzel yaşamak dünyadaki çalışmalarına bağlıdır. Böyle bir düşüncede emeğinin bereketleneceğini, bâki meyveler vereceğini ve ömrünün son dakikalarına kadar çalışma isteği duyacağı tasavvuru vardır. Yani “Ebedî hayatıma daha fazla nur göndereceğim.” diye çalışmasına devam eder.
Demek insan için çalışmak yalnızca dünyevî ihtiyaçlarını gidermek için olmamalıdır. Âhiretini de düşünmelidir. İş hayatındaki amacını ona göre belirlemelidir.
Emekteki bir başka gâyeyi Bedîüzzaman Hazretleri şöyle açıklamaktadır: Toplum yararına olan, umumun menfaatini sağlayan ve sosyal hayatı kolaylaştıran emekler kutsaldır. Demek insan bencil olmamalıdır. Çalışma hayatı insanlığa hizmet etmeli. Hayatı kolaylaştırmalı. İnsanlık için çalışmalı. İnsanlığın saadetine hizmet etmeli. Faaliyetini insanî değerlerin ortaya çıkması için seferber etmeli. Zira böyle yüksek bir ideali taşıyan bir ruhun önünde hiçbir şey engel olamaz. Hem mesaî arkadaşları olan diğer varlıklar da hayata hizmet ediyorlar. Hayatın ihtiyaçlarını dokuyorlar. Tüm varlıkları hedef alarak çalışıyorlar. Bedîüzzaman Hazretleri Bu konuda sanatkârların sanatını ve kâşiflerin keşiflerini Kur’ân’ın takdir ettiğini ve teşvik ettiğini söyler. Hatta Kur’ân’da anlatılan mûcizelerin bir hikmetinin insanlara çalışma hayatında bir model bir örnek bir ilham olduğunu göstermek için olduğunu söyler. O mucizeler diliyle insanlara Kur’ân “ey insanlar çalışınız. Peygamberlere verdiğim mûcizelerin bir benzerini yapınız. Onlar nefsin heveslerini terk ettiler. Sizler de tembelliklerinizi terk ediniz. Benzerlerini yapınız.” dediğini söyler.
FAALİYETTE LEZZET VAR
İnsanı tembelliğe atan en ciddi gerekçelerden bir tanesi de çalışmanın lezzetine varamamasıdır. Emekteki zevki hissedememesidir. Çünkü insanlar yeteneklerine uygun işleri tercih etmezler. Hâlbuki yeteneklerine uygun işlerde çalışmak insanlara zevk ve lezzet vereceğini belirten Bedîüzzaman Hazretleri şöyle demektedir: “Bil kuvve bir kabiliyet ve bir istidat, fiil ve amel suretine girse, inbisat ile teneffüs eder, bir lezzet verir ve bütün faaliyetlerdeki lezzet bu sırdandır.” Demek yetenekler kendilerine uygun mecralar bulmaları hâlinde gelişerek rahatlayacak ve böylece lezzet ve zevk verecektir. Aksi halde insan zevk almadığı faaliyetlerden sıkılacak. Severek değil, kendisini çalışmak zorunda hissedecek. Zorunluluk ise çoğu zaman sürekliliği etkiler. İşi bırakmanın yollarını arayacak. En küçük bir fırsatta faaliyetine son verecektir.
Çalışmasından zevk alamadığını söyleyenler zevk ve lezzetin en büyük düşmanı olan ataletin kucağına kendilerini atarlar. Emekte bulamadığı zevki tembellikte arar. Tembellik lezzetin kaynağı değildir. Atalet zevk vermez. Atalet ve tembellik varlık içinde bir yok oluştur. Hayat içinde ölümdür. Hâlbuki işsiz, tembel, istirahatle yaşayan ve rahat döşeğinde uzananlar, çoğu zaman çalışanlardan daha çok zahmet ve sıkıntı çeker. Çünkü atalet, varlık içinde yokluktur. Hayat içinde bir ölümdür. Onun için sıkıntılı ve muzdarip olan işsiz adamdır. O işsizler daima ömründen şikâyet eder, eğlence ile çabuk geçmesini isterler. Demek tembellik ve atalet ömrü acılaştırıyor ki, geçmesini arzu ediyorlar.”Hey arkadaş, gel seninle bir şeş-beş oynayalım” diye günlerinin çabuk geçmesini isterler.
Çalışan insanlar ise şükür ve hamd eder, ömrünün hemen geçmesini istemez. Çünkü faaliyet, ceseddeki ruhtur. Hayatın dirliğidir. Bedîüzzaman Hazretleri bu konuda şöyle bir örnek verir: “İşçi ve meşakkatli bir hâlde olan bir fakirden sor, “Ne hâldesin?” Aklı başında ise diyecek ki: “Şükürler olsun Rabbime, iyiyim, çalışıyorum. Keşke çabuk güneş gitmeseydi, bu işi de bitirseydim. Vakit çabuk geçiyor, ömür durmuyor, gidiyor. Vakıa zahmet çekiyorum; fakat bu da geçer. Her şey böyle çabuk geçiyor” diye, mânen ömür ne kadar kıymettar olduğunu, geçmesindeki teessüfle bildiriyor. Demek, meşakkat ve çalışmakla, ömrün lezzetini ve hayatın kıymetini anlıyor.
ÇALIŞMAK, İBADETLERİ TERK ETMEK İÇİN MAZERET DEĞİLDİR
İnsanlar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çalışmak zorundadırlar. Bizler beslenme ihtiyacı olmayan ve yemek yemeyen bünyelere sâhip değiliz. İhtiyaçların sürekliliği ise çalışmalarımızın sürekli olmasını zorunlu hâle getiriyor. Onun için insan rızkını kazanmayı ibadetlere bir bahane ve özür olarak görebiliyor. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm ” Siz kulluk etmek için yaratıldınız. Var oluşunuzun neticesi ubudiyettir. Rızka çalışmak, emr-i İlâhî noktasında bir nevi ubudiyettir. Benim mahlûkatım ve rızıklarını deruhte ettiğim nefisleriniz ve iyâliniz ve hayvânâtınızın rızkını tedarik etmek, Bana âittir. Cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyurmaktadır.
Gerçekte de kendimizin ve bakmakla yükümlü olduğumuz insanlar ve hayvanların rızıklarını verecek iktidardan mahrumuz. Çünkü bir ekmeği vermek için kırk ele minnet ediyoruz. Ne güneşi döndürerek mevsimleri getirmeye iktidarımız var nede dünyayı döndürerek gece gündüzü. Kısacası sözümüz yerlere ve göklere geçmedikçe gerçek anlamda birilerini beslediğimizi düşünmeyelim. Gerçekte bizler rızıklandırılıyoruz. Çalışmalarımız ise o nimetlerin bizlere ulaşması için sebeblerini bir araya getirmeye çalışmaktır.
İbadeti terk edip rızık peşinde koşan insanın hâli bir askerin hâline benzer. Askerin görevi tâlim ve cihaddır. Emniyet ve asayişi sağlamaktır. Fakat bu acemi er kendi rızkı peşinde koşsa, çarşı Pazar dolaşsa devlet bana belki bir şey vermez veya veremez veya vermekten âcizdir itham ettiğinden elbette bir cezayı hak edecektir. İşte insan da bu dünyada bir askerdir. Aslî vazifesi Allah’a kulluktur. İbadettir. Bunu yerine getirdikten sonra bizlere çalışmayı emreden Rabbimizin buyruğu gereği çalışmaktır. Öyle ise rızka çalışmak bahenesi ibadete mazeret olamaz.
Hem kâmil bir insan olmak için çalışmalıdır. Yani hakikî mü’min ve tam bir Müslüman olmak için gayret göstermelidir. Yani yalnız görüntüden ibaret bir Müslümanlık değil, belki îman ve İslâm’ın hakikatini kazanmaya çalışmalıdır.
BEDÎÜZZAMAN HAZRETLERİ’NDEN BİR KISIM PRENSİBLER
İnsanların çalışması için ilâhî sevk ve peygamber teşviği vardır. Öyle ise çalışma azmini kıracak telkinlere kulak verme
Emeğe kanaat kötülenmiştir. Kazanca ve mahsüle kanaat övülmüştür.
Tevekkül sebeblere müracaat ettikten sonra neticeyi allah’tan beklemektir. Yoksa sebebleri terk etmek değildir.
Menzile varmak için doğru usulleri kullan
Zaman çalışmak zamanıdır.
Allah’ın koyduğu tabiat kanunlarını gözet. Eşyanın tabiatına zıt hareket etme.
Ümmet için çalış. Hem cinsin olan isanlık için çalış. Ta ki hiçbir şey engel olmasın.
Üretime destek ver. Hayat bundadır. Devlet kapısını ekmek kapısı görme. Orası yalnızca hizmet içindir.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,