İstişâre hakkında doğru bildiğimiz yanlışlar

54. Sayı

MEŞVERET NEDİR?

Meşveret: Müşâvere, şivar, meşvüre, meşvere, meşure, danışıp işâret almak, yani fikir almak demektir. Toplanıp meşveret eden cemaate de şûrâ denilir. Arapçada işâret el veya göz, kaş ile îma mânâsına geldiği gibi emretmek, fikir vermek mânâsına da gelir. Müşâvere işte bu mânâda işâret almak içindir. Kelimenin kökeni ise arı kovanından bal almak veya satılık bir hayvanı göstermek veya anlamak için at pazarında atı koşturmak mânâlarını ifade etmektedir. (Elmalı, s. 1213)
Kelimenin kökünden yola çıkarak âlimler istişâre hakkında demişlerdir ki:İstişâre: Sorulan veya açıklanması istenilen konu hakkında fikirlerin alınması veya görüşlerin beyan edilmesidir. Yoksa görüşlerin dikte edilmesi veya baskıyla, ısrarla kabul ettirilmeye çalışılması demek değildir. Bu nokta oldukça önemlidir.

İŞTİŞÂRENİN LÜZÜMU

Kur’ân-ı Kerîm Cenâb-ı Hakk’ın insanlara istişâreyi öğretmek için Âdem’i (as) yaratmasında müşâvere üslubuyla melekleriyle konuşmasını, Hz. İbrahim (as)’in, oğlu Hz.İsmail (as) ile ilgili rüyasından dolayı İsmail (as) ile yaptığı istişâreden, Hz. Süleyman (as)’ın mektubu üzerine takip edilecek yolun tesbiti konusunda Belkıs’ın yakınlarıyla yaptığı istişâreden, Firavun’un Hz. Musa’ya (as) karşı alınması gereken tedbirleri ortaya çıkarmak maksadıyla müşâvirleriyle yaptığı istişâreye varıncaya kadar verdiği misallerden başka iki ayrı âyetle de istişâreyi emrediyor: (ve emirde onlarla müşâvere et.) Âl-i İmran, 159      İstişâre İslâmiyet’in üzerinde durduğu ciddi bir prensipdir. Müslümanların şahsî, ailevî, siyasî meselelerinde ve idarî sistemin şekillenmesi gibi konularında uyulması gereken önemli bir esastır. İşlerin istişâre ile yürütülmesi Allah’ın emridir.Hz. Ali (ra), Hz. Peygamber’e (asm) sorar: “Ey Allah’ın Resûlü! Hakkında Kur’ân’da âyet gelmemiş, sizin sünnetinizde de bir benzeri hükme bağlanmamış (hakkında emir veya yasak beyan edilmemiş) bir hâdise ortaya çıkarsa ne yapmamızı irşad buyurursunuz?” Resûlüllah’ın (asm) cevabı şudur: “Onu (fukaha) ve mü’minlerden âbid olanlar arasında istişâre edin. Fakat asla hususî bir kimsenin re’yi ile hükme bağlamayın…” (K.Sitte, c. 17, s. 131)İmam-ı Suyutî Hz. Peygamber’in (asm) diğer insanlardan farklı olan özelliklerinden birinin de “İstişâre yapma mecburiyeti” olarak zikreder. Bu mecburiyeti delillendirme sadetinde Hz. Peygamber (asm) “Allah bana farzları yapmamı emrettiği gibi (istişâre yoluyla) insanları iyi idâre etmemi (müdâretu’n-nâs) dahi emretti” hadisini kaydeder.(K.Sitte, c.17, s. 127)Hadis-i şerifte: “Biliniz ki Allah ve Resûlü (asm) müşâvereden her halde müstağnidirler ve lâkin Allah bunu benim ümmetime bir rahmet kıldı, onlardan her kim istişâre ederse rüşdden mahrum olmaz; her kim de terk ederse hatadan kurtulmaz. (Elmalı, 1217)Müşâvere eden bir kavim her halde işlerinin en doğrusuna muvaffak olur. (Elmalı, 1217) Hz. Peygamber (asm): “Bir millet istişâre ettiği müddetçe zillete düşmez”. (K.Sitte, c.17, s. 127)”Allah ümmetimi dalalet üzere birleştirmez. Allah’ın eli cemaat üzerinedir” (K.Sitte, c.17, s. 127)Hz. Enes (ra): “Arkadaşları ile istişârede Hz. Peygamber (asm) kadar ileri giden bir başkasını görmedim” der. Hz. Ömer (ra), Peygamberimiz (asm) Müslümanlarla alâkalı bir meselenin istişâresi için Hz. Ebubekir (ra) ile birçok geceler boyu baş başa kaldıklarını, bazen de kendisinin de katıldığını belirtir.”Gelip geçen bütün peygamberlerin ikisi sema ehlinden, ikisi de arz ehlinden olmak üzere istişâre edeceği dört veziri olageldiğini ve kendisinin de aynı şekilde dört vezirle takviye edildiğini buyururlar.”. (K.Sitte, c.17, s. 127)  “Ümeranız hayırlılarınızdan, zenginleriniz de cömertlerinizden olur ve işleriniz de aranızda istişâre ile yürürse yerin üstü sizin için yerin altından daha hayırlıdır.”. (K.Sitte, c. 17, s. 127)İnsan için ihtiyatlı yol, nasihatçi görüşe sâhip kimselerle müşâvere etmeden, üstün akıl sahibi kimselerin mütalaasını almadan hiçbir işi ve kararı gerçekleştirmemektir. Zîra Allahu Teâlâ Peygamber Efendimize (asm) doğru yolu göstermeye kefil olduğu ve onu desteklemeyi vaat ettiği halde yine O’na müşâvereyi emretmiştir. Âyet-i kerimede: “îş hakkında onlarla müşâvere et!” (Âl-i İmran, 159)Katade diyor ki: Âyet-i kerimedeki müşâvere emri, Efendimiz (asm) ile Müslümanlar arasında ülfet hâsıl olması ve gönüllerin hoş tutulması içindir.Dahhak ise diyor ki: Müşâvere emri, müşâverenin bilinen fazileti içindir.Hasan Basrî (ra) diyor ki: Resûlüllah (asm) Müslümanlarla müşâvere  etmekten  müstağni olduğu halde bununla emroluması, Müslümanların müşâvereyi sünnet olarak kabul edip ona uymaları içindir.Peygamberimiz (asm) buyuruyor ki: “Müşâvere, pişmanlığa karşı kale ve kınanmaya karşı emniyettir.” Hz. Ali (ra) diyor ki:Müşâvere ne güzel vezir, istibdat (baskı) ise ne kötü hazırlıktır.Hz. Ömer (ra) diyor ki:İnsanlar üç sınıftır:1. Karşılaştığı işleri kendi görüşüyle halleder.2. Karşılaştığı müşkil işlerde danışmaya başvurur ve doğru görüşlü kimselerin tavsiyesine göre hareket eder.3. Tereddütlü ve şaşkındır; ne doğru tavsiyeyi dinler ne de yol gösterene itaat eder. (Edebü’d-dünya ve’d-din, 487)Bu konuda Bedîüzzaman Hazretleri şöyle buyurmaktadır:Fert hâricî tesirata karşı daha az mukavimdir (dayanıklıdır). Hâricî tesirlere kapılmakla dinin birçok hükümleri feda edilebilir. Böyle inceleşmiş ve çoğalmış münâsebetler içinde, içtihatlardaki müthiş karışıklık, efkâr-ı İslâmiyedeki teşettüt, fâsid medeniyetin tedâhülüyle ahlâktaki müthiş tedenniyle beraber, meşihat cenahı bir şahsın içtihadına terk edilemez.Eski zamanda değiliz. Eskiden hâkim bir şahs-ı vâhit idi. O hâkimin müftüsü de onun gibi münferit bir şahıs olabilirdi, onun fikrini tashih ve tâdil ederdi.Şimdi ise zaman cemaat zamanıdır. Hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı mânevîdir ki şûrâlar o ruhu temsil eder.Şöyle bir hâkimin müftüsü de ona mücânis olup bir şûrâ-yı âliye-i ilmiyeden tevellüt eden bir şahs-ı mânevî olmak gerektir. Tâ ki sözünü ona işittirebilsin. Dine taallûk eden noktalardan, sırat-ı müstakîme sevk edebilsin. Yoksa fert dâhi de olsa cemaatin ferd-i mânevîsine karşı sivrisinek kadar kalır. Şu mühim mevki, böyle sönük kalmakla, İslâmın ukde-i hayatiyesini tehlikeye mâruz bırakıyor. Hattâ diyebiliriz, şimdiki zaaf-ı diyânet ve şeair-i İslâmiyetteki lâkaytlık ve içtihadattaki fevzâ, meşihatın zaafından ve sönük olmasından meydan almıştır. Çünkü hariçte bir adam reyini, ferdiyete istinat eden meşihata karşı muhafaza edebilir. Fakat böyle bir şûrâya istinat eden bir şeyhülislâmın sözü, en büyük bir dâhiyi de ya içtihadından vazgeçirir ya o içtihadı ona münhasır bırakır.İhtiyaç her işin üstadıdır. Şöyle bir şûrâya ihtiyaç şedittirBir şey mâ vudia lehinde istihdam edilmezse atâlete uğrar, matlup eseri göstermez.Neden şûrâya bu kadar ehemmiyet veriyorsun? Ve beşerin, hususan Asya’nın, hususan İslâmiyet’in hayatı ve terakkisi nasıl o şûrâ ile olabilir?Elcevap: Nur’un Yirmi Birinci Lem’a-i İhlâsında izah edildiği gibi haklı şûrâ ihlâs ve tesânüdü netice verdiğinden, üç elif, yüz on bir olduğu gibi ihlâs ve tesânüd-ü hakiki ile üç adam, yüz adam kadar millete fayda verebilir. Ve on adamın hakikî ihlâs ve tesânüd ve meşveretin sırrıyla, bin adam kadar iş gördüklerini, çok vukuat-ı tarihiye (tarihî hâdiseler)  bize haber veriyor. Madem beşerin ihtiyacâtı hadsiz ve düşmanları nihâyetsiz, ve kuvveti ve sermayesi pek cüz’î; hususan dinsizlikle canavarlaşmış, tahribatçı, muzır insanların çoğalmasıyla, elbette ve elbette, o hadsiz düşmanlara ve o nihâyetsiz hâcetlere karşı, imandan gelen nokta-i istinad ve o nokta-i istimdad ile beraber hayat-ı şahsiye-i insaniyesi dayandığı gibi hayat-ı içtimaiyesi de yine imanın hakâikinden gelen şûrâ-yı şer’î ile yaşayabilir, o düşmanları durdurur, o hâcetlerin teminine yol açar.   

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,