Mavi Tren

39. Sayı

Bahar mevsiminin bir ikindi vakti. Mavi trende yolcular arasındayım. Sevdiğim birkaç insan var beraberimde. Gittiğimiz yeri ilk kez göreceğiz. Merak içindeyim. Fakat yolculuk sanki biraz sürecek gibi. Yerlerimizi alır almaz ilk defa bindiğimiz bu treni keşfe başlıyor gözlerim. Bulunduğumuz kompartımanın son sistem lüks tefrişatı dikkatimi çekiyor önce. Sonra oturduğumuz yerden etrafımızdaki simaları incelemeye koyuluyorum bir müddet. Çok sürmüyor keşif. Artık aşinayım mekâna ve eşhasa.

Derken camdan dışarı kayıyor gözlerim. Yemyeşil bahçeler, meyveli ağaçlar ve gelin gibi çiçekler ilişiyor gözlerime. Ve işte o an, olan oluyor. Hayran oluyorum. Bahara, çiçeğe, börtü böceğe. Fakat yukarıdan aşağıya düşer gibi hızla giden bu tren, durmak nedir bilmiyor. Trenin olağanüstü hızına inat ben, akılsız acemiler gibi ellerimi dışarıya uzatıyorum. Tutmaya, yakalamaya çalışıyorum. Hırs dolu bir aşkla sahiplenmek istiyorum güzel meyveleri, renkli çiçekleri. Sonra birden büyük bir acıyla ellerime bakıyorum. Çiçekler yok ellerimde. Kan var. Dikenli çiçeklerin parçaladığı ellerimde sadece kan ve ıstırap var.

Ancak o zaman anımsıyor kulaklarım, az önce tekrar edilmiş bir anonsu: “Dışarıya ellerinizi uzatmayınız, çiçekleri kopartmayınız, camlardan sarkmayınız!”

Kaç kişi işitmişti acaba, kaç kişi dikkate almıştı bu uyarıyı? Sancı içinde, karşı koyamadığım bir merakla göz gezdiriyorum çevreye. Elleri kanamayan neredeyse yok gibi. Oysa anons ne kadar da sık yapılmaktaydı. İşte görevliler yeni bir anons daha veriyorlar: “Yolcuların dikkatine! Şu an görmekte olduğunuz güzellikler sadece tanıtım amaçlıdır. Asıllarını gitmekte olduğunuz memlekette bulacaksınız. Bunlar size gideceğiniz yerin güzelliğini tarif etmek üzere hazırlanmış örnek levhalardır. Gerçek sanıp aldanmayınız!”

Heyhat! Sanki sağır olmuştuk her birimiz. Tüm uyarılara ve ellerimizdeki büyük acılara rağmen hala dikenli çiçeklere uzanmaya devam etmekteydik.

Mavi gezegenin güzele meftun yolcularından bir yolcuydum ben.  

Hızla geçip giden zaman, sanki bir i’dam sehpası. Kalbimin uzandığı her şeyi bir bir alıyor benden. Sonra yangın. Derisi yanmış bir bedenin sancısıyla kıvranıyor ruhum. Bu bir alarm. Yanlışımı hatırlatan. Ölümlülere aşık olmaktır en büyük yanlışım.  

İdraksizlik değil bu. Bir tercih. Bilmiyor muyuz ki; faniler gönül bahçemize sadece hazanı bırakır! “Lâ ühıbbü’l-âfilîn… Lâ ühıbbü’l-afilîn…” Her kalp bu feryatla yeri-göğü çınlatmakta. Fakat kalplerinin, Hz. İbrahimvâri “Batıp gidenleri sevmem!” seslenişini duymamak için insanoğlu ne kadar da ısrarlıdır!

İnsan, akıl kuvvesini hakikat ile beslemek zorunda. Hakikat ile beslenmeyen akıl, gayr-i âkil hislerin karşısında âciz düşüyor. Hayvanî kör hissiyatın karşısında aklının yenilmesine seyirci kaldıkça insan, yaşamını cehennemî sancılar içinde sürmeye mahkûm oluyor.

Hakikatin bütün inceliklerini fark edebilecek bir akla, güzelliğin bütün mertebelerini keşfedebilecek bir göze sahiptir insan. Onun ebedî aşk yeteneğine sahip olan kalbi ise, ölümlülerle asla teselli bulamayacak kadar Allah’ı istiyor. Ah zavallı kalplerimiz bizim! Susuzluktan yanana, bir damla su neylesin?

Hızla yol alıyor mavi tren. Vakti dolan yolcular trenden dışarı bırakılıyor. Sevdiğim birkaç insanı görüyorum. “Güle güle” bile diyemiyorum. Bir görevli yaklaşıyor. Dışarıdaki çiçekleri işaret ediyor bana ve diyor:

– Günah çiçekleri bunlar. İsminin yazılı olduğu bir durakta atılmadan dışarı, tevbe ve tevekkülle kalbini küsuftan kurtar! Acele etmelisin. Çünkü küçük görüp “Bundan bir şey olmaz” diyerek elini uzattığın her bir günah, şahsi âle

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,