Umre İbadetini Anlamak-I

37. Sayı

Bilinç altımızda hep görüntüleri, duvarlara asılan resimleri, ilahileri, hasret kokan ağıtları, çocukluğumuzdan beri okuduğumuz tarihi, “Kâbenin yolları…canım Kâbem varsam sana”, “Medine’ye varamadım, gül kokunu alamadım” hasretleri ile varamamanın verdiği yangın ve vardıktan sonra ayrılmanın verdiği derin hüzün içerisinde tekrar gidebilmenin samimi duâları. İşte heyecanı, daha o beldelere gitmeden başlayan asırlar sonrasına rağmen nurlu, sevimli ve meşakkatli bir yolculuk. Kimilerinin turizm diye adlandırdığı bir gezip görme hareketi, kimilerinin ise bir daha gidebilmek için günleri saydığı, zor dayandığı her dakikası kıymetli, ibâdetle geçen bir zaman dilimi.

YOLCULUK

Büyük yolculuğun küçüğüdür. Bir prova mahiyetinde anlamaya çalışılması gereken ve bazı hazırlıklar isteyen bir yolculuk. Yolculuğa daha başlamadan “bana nasıl hazırlanıyor ve telaşlanıyorsanız o büyük yolculuğa da hazırlanınız ve telaşlanınız” der insana. Sanki başlangıçta duyulmayacak bu telaş ve hazırlıklarla, prova hakîkatinin pek de sağlam bir şekilde ortaya koyulamayacağının işaretlerini verir gibidir. “Neyiniz var ki bu dünyada, ecel gelse hepsini bırakacaksınız ancak üstünüzü örtecek bir parça bez size kâfi gelecek” der gibi elbiseleri de garip olan bu yolculuk içerisinde alışveriş telaşı da vardır. “İhram” denilen altı üstü iki parça örtü. Hâlbuki giyilecek o kadar elbisemiz varken, hepsini geride bırakarak sadece iki parçasını aldık. Oysa çoğunu eskitememiştik bile. Ana rahminden gelen vucudlarımızın üzerini iki parça bez ile sardık.

İHRAM

Bir garip elbisedir ihram. Giyilmediğinde, Kâbe ile Safa ve Merve ile tanıştırılmadığında, başkalarının üzerinde görülmediğinde kıymeti pek anlaşılmıyor. Manası açılmıyor. Yeni doğan bebeklere hazırlanan elbise gibidir ihram. Resûlullah Aleyhissalatu Vesselâm Efendimizin “Allah rızası için gününü, akşama kadar, güneş altında telbiye çekerek geçiren hiçbir muhrim (hacc veya umre için ihrama giren) yoktur ki günahları güneşle beraber batmasın ve annesinin kendisini doğurduğu (günahsız) şekle dönmesin.1” Buyurduğu üzere yeniden doğmak için giyilir.

Dikişsizdir. Dünya ile sağlam dikişleri olanlara, dikişsiz bir elbise (kefenle) ile gönderilecekleri uzun bir yolculuğu hatırlatır. Rızâ-yı ilâhi, Kabûl-u Rabbâni, İltifat-ı Rahmânî ve İttiba-i Sünneti Peygamberî için bugüne kadar dikiş tutturamadıysan, sana son ihtarını yapar ihram. Bir daha şirke dönmemenin elbisesidir. Zira onu giydin mi şiarı vardır. “lebbeyke lâ şerike lek” dir. “Senin şerikin yoktur”. Başkaları da ihramla tıpkı sana benzer. İki parça bezdir ama sınıf ayırımınının olmadığı, insanların hep Rahmân’ın kulu olduğunun ve onları Rahmân’ın huzurunda eşit olarak görmenin ifadesidir. Şimdi, ancak ihram’la girebileceğimiz mikat alanına doğru gidelim.

MİKAT

“Beldetül emin2 ” denilen bir yere gidiliyor. Öyleki etrafı “mikat” denilen sınırlar ile çevrili. Beş ayrı noktanın oluşturduğu bu sınırların içerisi özellikle tanımlanmış bir alan. Bu alan, Rahmân’ın emrine itaat edip gelen kullarının, dünyanın suri güzelliklerini terkedecekleri ve âhiret meyvelerini netice verecekleri hareketleri gerçekleştirecekleri bir mekân. Kâbe’ye varmadan önce bir hazırlık aşamasından geçilir ki, bu aşamada özellikle şirki red ve terk etmek vardır. Zira Kâbe, tevhidin tek Allah (cc) itikadının merkezi ve varlığıyla şirkin reddedildiği en kutsal mekândır.

Mikat sınırlarının içerisi, Kâbe’ye ve O’nun Rabbine yakışır hareketleri içermelidir. Özellikle dünya kokan, boş lakırdılardan uzak ve mümkün olduğu kadar ibâdetle meşgul olup her anı değerlendirilmelidir. Zira o hususi mekân, bütün peygamberlerin mekânı ve “Lâ ilâhe illallah” tevhid-i azimesinin membaıdır. Resûlullah Efendimiz’in (asm) Mekke’de haram bölgesinde 1’e 100 bin sevaba işaret ettiği ve bunun ancak mikat sınırları içerisindeki hassasiyetlerin taşınması sonucunda elde edilebileceği unutulmamalıdır. Bu hakîkatleri idrak ederek Mekke’deyiz.

MEKKE

Mekke, ibâdetin kaynağı ve meşakkat yeri. Kâbe’nin ev sahibi. Öyle ki Kur’ân-ı Kerim, Kâbe’yi “yeryüzünde ibâdet için kurulan ilk mabet3”olarak tanımlıyor. İşte Kâbe, Mekke’yi bütün beldeler arasında çok önemli bir konuma taşıyor. Bütün Müslümanların “Kıblem Kâbe’ye” ile dünyanın dört bir yanından döndükleri ve şehirlerin anası “Ümmül Kura4”.

Zaman çok hareketli, hızlı ve yorucu. Eğer Mekke’de insan, zamanını ve hareketlerini programlamazsa istenilen verimi ve feyzi alamayabiliyor. Yoğun ibâdet programı arasında gerektiği kadar dinlenmek çok önemli. Özellikle de Ramazan ayının son 10 gününde farklı bir program var. Bunun önemi Resûlullah Efendimiz’in (asm) “Ramazan gelince umre yap. Zîra Ramazan’daki bir umre Hacca muâdil olur5.” Hadisi şerifine binaen beş vakit namaza ek olarak teravih namazı ve gece yarısı 0100-03.15 arasında hatimle kılınan teheccüd namazları ile neredeyse bütün gün ibâdetle geçirilmektedir. Havanın sıcaklığı da eklenince belli bir dinlenme programı dâhilinde bu ağır ama manevi hazzı çok yüksek ibâdetleri yerine getirmek oldukça zor olabiliyor ve vucut zayıf düşüp hastalanabiliyor.

KÂBE Yİ DOYA DOYA SEYRETMEK

İşte, tevhidin merkezi, Hz. Âdem (as) ın temelini attığı ve işaretlediği, Hz. İbrahim (as)’ın inşasını gerçekleştirip Hz. Resûlullah Efendimiz’in (asm) putlardan temizlediği ve ibâdetlerini kurumsallaştırdığı Kâbe. Ne kadar da heybetli duruyor. Tavaf hareketinin kazandırdığı manevî hava, zikir, duâ, tahmid, tehlil ve yakarışlar Kâbe’ye kâinatta eşi benzeri olmayan bir değer kazandırıyor. Bu mekânda herkes birbirine benziyor, herkes iki parça ile örtülü. Herkesin kafası ve sağ omuzu açık. Özel muameleler yok. Renk ayırımı da. Herkes nurani bir beyazlık içerisinde, siyah, beyaz, sarı da olsa. O nuranilikte renkler eriyor. Acaip bir havuzda herkes dönüyor ve ağızlarda telbiyeler. Herkes dönüyor ve duâ ediyor. Manevralar büyük bir sadelik ve hoşgörü içerisinde. İnsanın Kâbe-i Muazama’ya “Ey Kâbe! Seni var eden Allah’a hamd olsun nasıl bir kuvvetle bu insanları buraya topluyorsun?” demesi geliyor. Cazibe kanununun azim bir şekilde işlediğini görüyorsunuz. Bu azim kanunun bir gün âhiret etrafında da bizi toparlayacağını ve bu kudrette olduğunu düşünerek Hz. Resûlullah Efendimiz’in (asm) tevhid inancını ne kadar da köklü yerleştirdiğini düşünüyorsunuz. Kâbe’nin O’nu, getirdiği dinle nasıl da bütünleştirdiğini yakinen görebiliyorsunuz.

Senelerdir “döndüm kıbleye, kıblem Kâbe’ye” niyetlerimizle kıldığımız namazlarda istikamet aldığımız yerdeyiz. Senelerdir çok uzaklardan seslendiğimiz Kâbe’nin yanındayız. İşte namaz vakti ve ona çok yakından seslenebilirsiniz. Her yerden ona dönmüş ve istikamet almış durumdasınız. Kılın, Allah (cc) için doya doya seyrederek kılın namazlarınızı. Kâbe’nin üst katlarından ön saflarda yer tutarak sizler namaz kılarken hem Kâbe’yi hem de tavaf eden ümmeti görebilirsiniz. Kimi, kıyamda-rükûda-secdede kimi, tavafda-duâda-zikirde hep beraber Rablerinin huzurunda ve en mükerrem kıldığı beldede.

TAVAF

Dönme merkezli bir harekettir tavaf. Dönme ile oluşan dairesel hareketin tam ortasında Kâbe-i Muazzama vardır. Genel itibari ile neyin etrafında döndüğümüzü hatırlatır. Hayatlarının merkezine Kur’ân ve sünneti seniyyeyi koyanların dönme hareketidir tavaf. O zaman Kâbe de memnun, dönen de. Yoksa hayatlarında Kur’an’a dillerini döndürmeyenlerin dönme hareketi değildir.

Her biri şavt diye adlandırılan 7 dönüşten oluşur. Öyle ki tavaf için şartları yerine getirilecek yedi dönüş hareketi söz konusudur. Yoksa şaftı bozukların şavtı değildir tavaf. Belki bozuk şaftların şavta dönüştüğü yerdir. Varlık ve benlik izlerini barındırmaz içerisinde, hani dönerken belki gururlanır, kibirlenir de insan, Kâbe’nin en üst katından baktığında insanların tavaf havuzunda eridiğini görünce benliği de erir.

Nasıl ki evrende herşey dönerek hareket eder ve senin emrine itaatle şu kâinattaki nizam ve intizamı tesis etmek için çalışır, ben de onlar gibi dönüyor ve sana itaat ediyorum. Ya Rabbi, kitabında zikrettiğin “yedi başak bitiren bir danenin hali 6” gibi, “yedi kebairi terk ederek”, “Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder 7” emrinle seni tesbih ederek, “De ki: Yedi göğün Rabbi ve büyük arşın Rabbi kimdir? 8” sorusuna, “sensin yâ ilâhenâ” diyerek, “Yemin olsun ki, biz sana (namazın her rekâtında) tekrarlanan yedi âyeti (Fâtiha’yı) ve yüce Kur’ân’ı verdik9” kasemine binâen Kur’ân’ına layık olmak için dönüyoruz. Sen, yüce katında kabul buyur!

SAFA VE MERVE

“Tarih bize Hz. İbrahim’in (a.s) Rabbinin emri gereği Hz. Hacer ve Hz İsmail’i çöle bırakması ve Hz. Hacer’in “Ey İbrahim bizi burada bu ıssız çölde nereye bırakıp gidiyorsun” diye sormasına karşılık arkasını bile dönüp bakmadan onları Allah’a tevekkül edip gittiğinden bahsetmektedir. Issız, kimsesiz bir çöl, sermayesiz bir valide, muhtaç küçük bir çocuk, rabbinin emrine arkasına bile bakmadan itaat eden şefkatli bir baba ve eşsiz bir tevekkül hadisesi”10. Hz Hacer validemizin bütün sıkıntılara ve imkânsızlıklara karşı Safa ile Merve arasında çabalama, koşuşturma, uğraş, elden gelen her gayreti gösterme hareketi, biz günümüz müslümanları açısından Allah’a (cc) karşı olan tevekkülsüzlüğümüzü sorgulama, İslâmiyet için çok ciddi gayretler içerisine girme, manevi terakkiyatın yanında maddi terakkiyat için de çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bize hatırlatıyor. Neticede Hz. İbrahim (as) ve ailesinin tevekkülüne karşılık çöl ortasında bir zemzem kaynak tesisi halk ederek onları ve umum Müslümanları kıyamet sabahına kadar kana kana doyuran Cenâb-ı Hak bizlerin de ciddi gayretlerimizin karşılığını mutlaka ve mutlaka verecektir.

Say harekeketinden sonra Peygamber Efendimiz’in (asm) yukarıda arz ettiğimiz “hiçbir muhrim yoktur ki günahları güneşle beraber batmasın ve annesinin kendisini doğurduğu (günahsız) şekle dönmesin” hadisindeki müjdeye kavuşmak için umreyi tamamlamak üzere yine sünnet-i seniyye gereği yeni doğan günahsız evlatlarımızın saçlarını kestrdiğimiz gibi kendi saçlarımızı da kestirerek umremizi tamamladık.

HACER-ÜL ESVED HAREKÂTI

“Kim Hacerü’l-Esvede yönelirse, şüphesiz Rahmân (olan) Allah’a yönelmiş olur 11 ” Hacer-ül Esved, Resulullah’ın (asm) öptüğü, Hz Ömer (ra) in “Biliyorum sen bir taşsın, Resulullah (asm) seni öpmeseydi ben de öpmezdim” dediği mübarek taş. Özellikle Hac ve Ramazan umrelerinde sırf Resulullah (asm) öptü diye ümmetin azim bir teveccühüne mazhar oluyor. Kâbenin üst katlarından bakıldığında sürekli bir dalgalanmanın ve Hacerül Esved harekâtının olduğu daha belirgin bir şekilde görülmekte. Ezilme, yaralanma, sıkışma pahasına, sırf O (asm) öptü diye. Peygamberlerini bu kadar seven bir ümmet. Subhânellâhi ve bi hamdihi detirten bir manzara.

CENAZE NAMAZLARI

Umre’nin Kâbe’de bize verdiği dersler ve hatırlattığı hakîkatlerin biri de hemen ilk namazda tanıştığımız cenaze namazları. Özellikle kalabalık zamanlarda arkasında cenaze namazının olmadığı vakit namazı yok gibi. İslamiyetin neresini yararsanız yarın, karşınıza çıkan ölüm hakîkati Kâbe’de de karşınızda. Öyle ki bir insan Ramazan umresinde veya Hac da bir ömürde kılacağı cenaze namazlarının birkaç katını kılabiliyor. En büyük hakîkat olan ölüm, en seçkin belde, Allah’ın evinde de karşınızda.
Evet, Mekke meşakkat, Medine rahat ve ziyaret yeri. Sıra Mekke’ye veda Medine-i Münevvere’ye Resûlullah’ın (asm) şehrine doğru yönelmeye gelirken, Kâbe’ye sonsuz selam, ta’zim, hürmet, muhabbet ve bir daha gidebilmek için Kâbe’nin Rabbine, Rabbimize duâ ile…

KAYNAKLAR
[1] İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17. cilt, 371. sayfa
[2] Bakara Sûresi, 126, Bir zamanlar İbrahim (as) “Rabbim! Burasını emniyetli bir belde kıl ve halkından Allah’a ve Âhiret gününe îman edenleri mahsullerle rızıklandır” demişti.
[3] Ali İmran Sûresi, 96, Şüphe yok ki, mübarek ve âlemlere bir hidayet olarak, insanlar için kurulan ilk mabet, Mekke’deki (Kâbe) dir.
[4] En’am Sûresi, 92, İşte bu (Kur’ân) da bizim indirdiğimiz, mübarek, kendinden önce gelen kitapları tasdik edici bir de şehirlerin anası (Mekke) ve etrafındakileri sakındırasın diye (indirdiğimiz) bir kitaptır. Âhirete iman edenler ona iman ederler ve onlar namazlarına devam ederler.
Şura Sûresi 7, İşte sana böyle arapça bir Kur’ân vahyettik ki, şehirlerin anası (Mekke) ve etrafındakileri uyarasın ve geleceğinde hiç şüphe olmayan toplanma günü (kıyamet) ile onları korkutasın.
[5] Buhârî, umre 4, Cezâu’s-Sayd 26; Müslim, Hacc 222; Nisâî, Sıyâm 6, (4,130)
[6] Bakara Sûresi, 261, Mallarını Allah yolunda sarf edenlerin misali, yedi başak bitiren bir danenin hali gibidir ki, her bir başakta yüz dane vardır. Allah dilediği kimseye kat kat verir. Allah vasi’dir (lütfu geniş olandır), alîmdir (niyetleri bilir).
[7] İsra Sûresi, 44, Yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan herkes O’nu tesbih eder. O’na hamd ile tesbih etmeyen hiç bir şey yoktur.
[8] Müminün Sûresi, 86, De ki: Yedi göğün Rabb’i ve büyük arşın Rabb’i kimdir?
[9] Hicr Sûresi, 87, Yemin olsun ki, biz sana (namazın her rekatında) tekrarlanan yedi Ayeti (Fatihayı) ve yüce Kur’anı verdik.
[10] Yusuf Bahadır Deren, “Sermayesiz Tevekkül”, İrfan Mektebi, Temmuz 2007, Yıl 1, sayı 8, sayfa 4-6
[11] İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 17. cilt, 388. sayfa.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,