Şam’da şifâ buldum

37. Sayı

Vizesiz bir uçuşla Golan Tepeleri Forumu’na katılmak üzere Şam’dayız.

Hz. Yahyâ (as), Hz. Zekeriya (as) gibi nebîlere, Hz. Hüseyin (ra), Hz. Bilal-i Habeşî (ra), Hz. Muaviye (ra), Hz. Ebû Hureyre (ra) gibi onbinlerce sahabenin, Muhyiddin-i Arabî (ra), Mevlânâ Halid-i Bağdadî (ra) gibi binlerce asfiyânın, müceddid ve Selahaddin Eyyûbî gibi binlerce yiğidin meskeni olmuş mübârek Şam Beldesi veya bilinen ismiyle Suriye…

Ecdadımızın çizdiği haritalarda “Bilâdü’ş-Şâm” denildiğinde sadece şimdiki Şam değil, Filistin, Ürdün, Lübnan da dâhil olmak üzere geniş bir coğrafyaya işaret ediliyor.

Efendimiz (asm)’ın da teşrif ettiği ve bereketi için duâ buyurduğu Şam Beldesi gerçekten mübârek.

Şam ve Halep’te görüştüğümüz dostlara, “Suriye’ye gelmek de, Suriye’ye duâ etmek de, Suriye’yi sevmek de hatta Suriye’den gitmek de sünnettir” dedim.

Bizdeki Şam ve Suriye muhabbeti kadar, onlarda da İstanbul ve Türkiye muhabbeti var.

Vizenin kaldırılmasıyla birlikte İki ülke arasında geliş gidişler ve düzenlenen organizasyonlar hızla artıyor.

İlk iki hafta içinde Suriye’den Türkiye’ye geçenlerin sayısı iki milyonu geçmiş.

Artık Halep ve Şam bize daha yakın.

İşadamları, gönüllü teşeküller, üniversiteler Suriye dosyasını yeniden açtılar.

İlişkileri nasıl geliştirebilir, neler yapabiliriz diye birbiri ardınca toplantılar yapılıyor.

Her Suriyelinin gönlünde bir gün İstanbul’u görmek var.

Kime sorsam yakın zamanda Türkiye’ye ziyaret planları yapıyor.  

Gezmek-görmek değil mesele; İslâm tarihinin iki mühim merkezinin yeniden bir araya gelebilmesi.

Asırlarca yan yana yaşamış iki milletin yeniden buluşması.

Hatta Halepli kardeşlerimiz Türkçe öğrenme seferberliği bile başlatmışlar.

Bu, beraberinde önemli dönüşümleri, inkılâpları da getirecek.  

Türkiye aslına döndükçe, geliştikçe, bu, kardeşçe yaşadığı, ittifak ettiği etrafındaki ülkeleri de etkileyecek.

Yedi müezzinin birlikte okuduğu ezanla Cuma namazı için gittiğimiz Emeviye Camii’nde, Bedîüzzaman Hazretleri’nin 1911’de bu camide Şam âlimlerinin ısrarıyla içinde yüz ilim adamının bulunduğu on bin kişilik cemaate okuduğu hutbeyi hatırladım.

Üzerinden bir asır geçmiş…

Harpler-darplar geçmiş…   

Ama dert aynı, deva belli…

İslâm âleminin geri bırakan hastalıklarımızı şöyle sıralamıştı Bedîüzzaman:

1. Ye’sin, ümidsizliğin içimizde hayat bulup dirilmesi.   
2. Sıdkın [doğruluğun] hayat-ı içtimaiye-i siyasiyede ölmesi.
3. Adavete [düşmanlığa] muhabbet.  
4. Ehl-i imanı birbirine bağlayan nuranî rabıtaları [bağları] bilmemek.
5. Çeşit çeşit sâri [bulaşıcı] hastalıklar gibi intişar eden istibdad [baskı].
6. Menfaat-ı şahsiyesine himmeti hasretmek.

Bu hastalıklar bugün de cârî.

Bedîüzzaman Hazretleri’nin aynı hutbede ifade ettiği reçeteler hâlâ geçerli.

Yapılması gereken, bunları sağlıklı teşhis edip, cesaretle tedâviye teşebbüs etmek.

Hutbe-i Şâmiye’yi burada etraflıca tefekkür ettik.

Bugün Türkiye ile Suriye arasındaki gelinen zemin bunun için yeterli değildir ama ümit vermektedir.

Binlerce hâfız yetiştiren Suriye’nin mühim âlimlerinden Sâriye Rufâî, “Türkiye’deki kardeşlerimiz Müslümanlar için yanıp tutuşuyorlar. Onlardaki hamiyet kimsede yok” diyor ve ekliyor: “Biz size çok dua ediyoruz, en çok da İslâm’a hizmetinizden dolayı dua ediyoruz. İki büyük başkentin yeniden bir araya gelmesi çok büyük bir hadisedir. Çocuklarımıza yıllarca Osmanlıyı emperyalist gibi gösterdiler. Şimdi hamdolsun bu durum değişiyor.”

Dışişleri bakanının otuzu aşkın ziyareti ve tarafların çok ciddi gayretleri sonucunda gelinen nokta çok daha büyük fedakârlıklarla süslenmesi, taçlandırılması lazım.

ABD’deki Yahudi lobisinin tesiriyle yakın vakte kadar ‘haydut devlet’ ilan edilip tecrit edilen Suriye, bugün, Türkiye’nin de yardımıyla siyasi bir çıkış da yakalamış durumda.

Bu çıkışını istikrarlı bir şekilde sürdürdüğü ve geçmişiyle cesaretle yüzleşip içeride de sağlıklı bir siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşüm başlattığı takdirde 19 milyonluk Suriye’nin bölgede 70 milyonluk Türkiye ile birlikte kuvvetli bir eksek olması mümkün.

Burada kritik nokta, her iki ülkede de menfî milliyetçilik hastalığının tedavisine yönelik yapılacak çalışmalar.

İsrail’le yürütülen pazarlıkların en önemli maddesi olan Golan Tepeleri meselesi ise önümüzdeki günlerin sıcak gündemi.

1967’de işgal ettiği stratejik Golan Tepeleri’nden ayrılmayan İsrail, zaman zaman, buradan çekileceğini açıklasa da hiçbir zaman inandırıcı olmadı ve somut bir adım atmadı.

Şam’da İslâm Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) heyeti olarak Genel Sekreter Necmi Sadıkoğlu ve

Türkiye Temsilcisi Ali Kurt ile birlikte Golan Tepeleri ile alakalı bir toplantıya da iştirak ettik.

Küllî bir duâ mahiyetindeki toplantı mevzuyu gündemde tutmak ve uluslar arası kamuoyuna mesaj vermek açısından önemliydi.

Ancak tüm bu çabalar yeterli değil. Çok kulvarlı, çok kanallı, çok yönlü faaliyet, diplomasi ve manevî hizmetlerle

İslâm âleminin uzuvları arasındaki nûrânî bağların tesisi ve kalp ve dimağlarda tespiti yegâne reçete.

Bu reçeteyi tatbik etmek için ise binlerce hatta milyonlarca fedâkâr manevîyat doktoru ve mütehassıs gerekiyor.
Onların yetişmesi için duâ ve himmet etmek de hepimize düşüyor.

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,