YAVRU BALİNALAR

Doğduklarında ağırlıkları 3-5 ton arasında değişen balina yavruları suyun altında bir seferde bir dakikadan fazla kalamazlar. Bu da beslenmelerinde sanki bir problemmiş gibi gözükür. Halbuki rahmeti her şeyi kuşatmış olan Rabbimiz anne balinayı yavrusunun imdâdına öylesine seferber eder ki bu problem de ortadan kalkar. Şöyle ki, o 80-90 tonluk anne balina, yavrusunun boğulmaması için yüzeye yakın bir yerde ve yavaş yavaş yavrusuyla beraber yüzerlerken sütünü onun ağzına i’tinâ ve ihtimâmla fışkırtarak beslenmesini sağlar. (The Ocean World)

BALTAYI BİLEMEK

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyordu. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyor, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyordu. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyordu. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyordu.

İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında evine dönüyordu. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başladılar. Sonuçta İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmişti. Birinci adam buna öfkelendi:

 “Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bıraktım. Hâlbuki sen benden daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?” İkinci adam yüzünde tebessümle cevab verdi:

 “Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir.” dedi.

Evet; kendimizi geliştirmek, olgunlaştırmak baltamızı bilemek gibidir. Kendimize, ailemize, sevdiklerimize zaman ayırıp, hayatımızı gözden geçirmeliyiz. Zayıf bulduğumuz noksan yönlerimizi geliştirmek için çaba göstermeliyiz. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir şarttır.

BÜYÜLEYEN YAZI

Birinci Cihan Harbinde askerlik münâsebetiyle tanıştığım Macaristanlı ressam ve subay bir arkadaşım vardı. Ara sıra İstanbul câmi’lerini, müze ve kütübhânelerini birlikte gezer, her çeşit san‘at eserlerini ziyâret ve tedkîk ederdik.

Bir gün, Sultan Ahmed Câmiindeki Melek Paşazâde Ali Haydar Bey merhumun levhası önünde bulunuyorduk. Arkadaşım ona baktı da, sonra bana dönerek:

“Dostum! Bu sizin yazılarda bir hâl var. Çok dikkat ediyorum, ilk bakışta sâde bir renk, geometrik bir sessizlik, baktıkça harekete geliyor, canlanıyor, cilveleniyor. Önce bir tatlı bakış, arkasından yavaş yavaş içe süzülen canlı bir akış, sessiz bir armoni içinde ruhu oynatan metafizik bir mûsîkî var. Lâkin ondaki âhengi kulaklar duymuyor, içler dinliyor, dinledikçe bir başka âleme yükseliyor. Bakarken ne oluyor anlamıyorum, içimi içine çeken büyüleyici bir çehre, bir güzellik denizi, sevimli titreşimlerle gönlümü ferahlatan bir hava, derken bir melek sesi ve nefesi kadar gizli ve ılık bir okşayış ve sarılış içinde kalıyorum; o, ben; ben o oluyoruz gibi bir şeyler oluyor, sizde de böyle şeyler olur mu?” demişti.

M. Bedreddin Yazır

“Allah’a dayandım!” diye sen çıkma yataktan
Ma’nâ-yı tevekkül bu mudur? Hey gidi nâdân!

Ecdâdını zannetme, asırlarca uyurdu;
Nerden bulacaktın o zaman eldeki yurdu?

Mehmed Âkif

ÇALIŞARAK TEVEKKÜL ET!

Allah’ın kulu ol ve dünyada atlar gibi yürü! Cenaze gibi, başkasının üzerine binen kişi ister ki, herkes kendisini taşısın. Kendi yükünü kendine yükle! Baş olmayı da isteme! Allah’a tevekkül edeceksen, çalışarak tevekkül et! Sen çalış da nasibinde hazine varsa, o senin peşinde gelir. Takdîr haktır ama çalışmak da haktır. Damarlarımızdaki kan kaynadıkça yeni bir dünyaya doğru yürümeliyiz. Kan nasıl uyur? Hele bizim damarımızdaki kan! Gönül sâhibi olgun kişiler bilirler ki, on sekiz bin âlemde durup dinlenme yoktur.

Mevlânâ

DÜĞÜM

Her baba gibi Nasreddin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen her şeyi yapmış. Kızına iğneye ip takmasına varıncaya kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini yaşamaktaymış. Nihâyet hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılarak dünya evi diye tavsîf edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru hayli mesâfe almış gelin…

Bu sırada Nasreddin Hoca koşa koşa kızının arkasından gelip çok önemli bir şey unutmuşçasına kulağına gizlice şöyle demiş: “Kızım, aman dikkat et! Sakın ola iğneye ip taktıktan sonra düğüm atmayı ihmâl etme. Sonra dikiş tutturamazsın!”

SARIK

Resûl-ü Ekrem (asm), Bedir Harbi başlamadan evvel ashâbının azlığı, müşrik kuvvetlerin çokluğu sebebiyle kıbleye dönüp, mübârek ellerini açarak: “Yâ Rab! Bana va‘d ettiğin zaferi ihsân eyle! Eğer şu cemâati helâk edecek olursan, artık yeryüzünde sana ibâdet edecek kimse kalmaz!” diye devamlı olarak niyâz ediyordu. Cenâb-ı Hak, Habîbinin bu duâsını kabûl etti ve yardım için bin melek gönderdi. Bu melekler atlar üzerinde, beyaz elbiseli ve beyaz sarıklı insanlar şeklinde görülmüştü. Rivâyetlerde sarıklarının, omuzlarından aşağı sarkan taylasanları da olduğu bildirilmektedir. Sarığın, Allah’ın hoşnûd olduğu İslâmî bir giyecek olduğu bu rivâyetten de anlaşılmaktadır.

Kurtubî

escort izmit , escort samsun , escort eryaman , escort eskisehir ,